MUSTAFA-MURAT-AYDIN

DAVA DEDİĞİMİZ ŞEY

Sevgili dost,

Çin’in ardından Slovakya’nın da bizi beklediğini öğrendik.

Bir Türk aşığı olan Andrea, geçtiğimiz hafta Kütahya’daydı. Andrea, ilk Türkiye ziyaretinde “yaşadığını” hissetmiş ve Türkleri çok sevmiş. Slovakların çok sert ve ruhsuz olduğunu, Türklerin ise aksine güler yüzlü ve çok samimi olduğunu söylüyor…

Onca düşmanımız varken, bizleri böylesine seven ve hayranlık duyan yabancılarla karşılaşıyor olmak büyük mutluluk. Yıllar önce Osmanlı’nın geldiği gibi yeniden gelin ve ülkemizi feth edin, ülkemize insanlık getirin diyor Andrea.

Dünya bizi beklerken, biz bu bekleyişin neresindeyiz? Diyebilir miyiz ki birer birer beklenilen yerlerdeyiz… Ya da gidebilir miyiz Sadık gibi beklenilen yerlere?

Fethin 562.yılını kutladığımız şu günler’de Fatih’i tamda burada anmalıyız.

Sultan Mehmed, daha çocukken tanıştığı Hasan ve Sadık arkadaşlarına hayalinden söz ediyordu;

“Bir gün İstanbul feth olunursa sizde yanımda olun.” diyordu.

Ve İstanbul 29 Mayıs 1453’te feth olundu… Mehmed, Fatih oldu. Fetih gerçekleşirken Fatih’in gözleri Ulubatlı Hasan’ı ve Sadık’ı arıyordu. Az geçmeden Ulubatlı Hasan elinde sancağıyla surların tepesinde görüldü, ancak Sadık’ın olmaması üzmüştü Fatih’i…

Fetih tamamlandıktan sonra Roma’dan bir mektup geldi Fatih’e… Mektubu yazan Hristiyan bir kardinaldi;

“Hünkarım, Roma’ya ne zaman teşrif edeceksiniz? Haç çıkarmaktan bitap düştüm.” yazıyordu.

Fatih, yıllar önce Sadık’a bir görev vermişti. “İstanbul feth olunur olunmaz Hristiyan kimliğine bürün ve Roma’da ol.” demişti. Mektubu yazan Sadık’tı. Bir sonraki durağa çoktan gitmiş, gelecek fethi beklemeye başlamıştı.

Derler ki, Fatih zehirlenmeseydi ve son seferinde Roma’yı fethetseydi; Sadık’ı Hıristiyan dünyasına papa yapacaktı!’

Tam burada ekleyelim; Dava dediğimiz şey zaferden değil, seferden sorumlu olmaktır.

Peki şuan ne mi yapmalıyız? Dünya bizi beklerken öncelikle hepimiz kendi fethimizi tamamlamalıyız. Fert fert güneşler olmalıyız ki inleyen dünyaya ışık olabilelim.

Unutmadan; kimi insan Ay’a, kimisi Güneş’e benzer. Kimi insan Güneş gibi aydınlatırken çevresini, kimi de Ay gibi nemalanır kendi ışığıymış gibi.

Sevgili dost, bizim ay olma lüksümüz yok, ayla uğraşacak vaktimiz yok.

Duamız kendi fethini başlatmaya niyetlenenler için, Şeyh Edebali’nin duası olsun;

“Sen bizim rüyamız, sen bizim devâmız, sen bizim duamızsın oğul. Daima başın dik, alnın ak, gönlün pak olsun. Zümrüt-ü Anka’nı iyi seç ki; Kâf Dağı, sana yakın olsun. Yolun ebediyete kadar açık olsun.“

Fethimiz mübarek olsun…

Yazımıza Necip Fazıl Kısakürek’i rahmetle anarak son verelim;

“Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!

Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..

Allah’ın selamı üzerine olsun.”

Mustafa Murat AYDIN

Kütahya

amustafamurat@gmail.com


Web Tasarım: Arena Ajans