EMİR TİMUR VE CEMÂLEDDİN SULTÂN’IN KESİK BAŞI

Coğrafyamızın sırlı kentlerinden biridir Kütahya. Yıllardır bu şehrin sokaklarını aralıklarını dolaşırım ve her seferinde yeni bir sırla karşılaşırım. Kütahya sırrını çözemediğimiz mahalleleri, sokakları ve çıkmazlarıyla geçmişi bugüne ve bizi farklı duygulara taşır. Kütahya’da sırlı mahallelerden biri de Cemaleddin mahallesidir. Adını Cemâleddin Sultân’dan alan Cemâleddin mahallesi; Kobak caddesi, Kemeraltı sokak ve Hacı Bekir Aralığı’nın çevresindeki mahalledir.

Adı ve kim olduğu kaynaklarda yer almaz Cemâleddin Sultan’ın. Tahminlerimize göre Cemâleddin mahlasıdır. Bu mahlas daha çok Ahî-Halvetî dervişânı tarafından kullanılır. Kobak caddesi de sırlıdır. Çam-servi kozalağıdır Kobak. Bu mahalle ve cadde, eskiden çam ve servilerle çevrili bir mesire yeriymiş. Bu mahallede Germiyanlılar zamanında yapılan mescitlerden biri de Cemaleddin Mescidi ve yakınındaki Kemer Hamamı olmuştur.

Selçukludan itibaren Germiyan ve Osmanlıda her mescit ve caminin yanında bir hamam görürüz çünkü din ve temizlik ceddimizle hep iç içe olmuştur. Kütahya’da her Cuma camisinin yanında bir hamam yer alır. Cemaleddin Mescidi kemerli pencerleriyle dikkat çeken bir yapı. Dört kemerli dört eyvanlı Kemer hamamı ve Kemeraltı isimleri de sırrı çözülmeyen kavramlar…

Halkımızın en sevilen kıssalarından biridir Kirdeci Ali’nin Kesik Baş hikâyesi. Çelebî’nin Mevlid kitabında da yer alan ve yüz beyit civarında olan manzum Kesik Baş destanının konusu ise şöyledir:

Hz. Peygamber, mescitte başta dört halife olmak üzere otuz üç bin sahâbe ile sohbet ederken bir kesik baş aniden mescide girer, huzuruna gelir ve konuşmaya başlar. Adı Şeyh Abdullah’tır. Zerrin Kalesi’nde oturmaktadır. Allah dostu olduğunu, defalarca hacca gittiğini ve ism-i a‘zamı bildiğini söyler. Bir dudağı gökte bir dudağı yerde bir devin müslümanlara musallat olduğunu, oğlunu yediğini, kendisini bu hale getirdiğini, hatununu kaçırdığını ve Peygamberden bu devi yok ederek hanımını kurtarmasını, hatununu kurtarmazsa mahşerde kendisinden davacı olacağını söyler.

Kesik Baş’ın bu ifadesi üzerine Hz. Ali kılıcı Zülfikâr’ı çekti. Hz. Peygamber’den devi öldürmek için izin istedi. Hz. Peygamber’den izin alan Hz. Ali atı Düldül’e binerek Kesik Baş’tan yol göstermesini istedi. Hz. Ali ve Kesik Baş, yedi gün yedi gece sonra devin yaşadığı kuyuya vardı. Hz. Ali yaklaşık bin metre uzunluğundaki kemendine tutunarak kuyunun dibine inmeye başladı. Yedi gün sonra kuyunun dibine ulaştı.

Demir bir kapının arkasında bir altın saray, bu sarayda yaşayan Kesik Baş’ın hanımını ve sarayın diğer odalarında eli ayağı bağlı beşyüz civarında müslümanın esir olduğunu gördü. Bu müslümanlar Hz. Ali’ye daha önce beşbin kişi olduklarını, devin her gün beşini yediğini anlattılar. Hz. Ali sarayın içlerine doğru ilerledi. Karşısına boyu minare, başı kümbet, parmakları insan gövdesi kalınlığında bin yaşında uyuyan bir dev çıktı.

Hz. Ali, namazını kıldıktan sonra devi uyurken öldürmek istemediği için uyandırdı. Hızla yerinden fırlayan dev Hz. Ali’ye kendisini yiyeceğini, dünyada ehl-i sünnet bırakmayacağını, Kabe’yi de yıkacağını söyleyerek saldırdı
Devin saldırısından kendisini koruyan Hz. Ali, kılıcı Zülfikâr’ı çeker. Devi yere yıkar ve imana gelmesini ister. İmana gelmeyen devi öldürür.

Hz. Ali, Kesik Baş’ın hatununu ve diğer esir müslümanları yanına alarak namazını kıldı. İsmi A’zam’ı okudu, bir anda kuyunun dışına çıktı. Yanına Kesik Baş’ı da alarak Hz. Peygamber’in huzuruna vardı. Hz. Peygamber Kesik Baş’a ve oğluna dua etti. Kesik Baş ve oğlu eski gençlik yıllarına döndü ve müslümanlara hizmet etmeğe devam etti.

Anadolu’da farklı Kesik Baş hikayeleri anlatılır. Ömer Seyfettin’in “Başını Vermeyen Şehit” hikâyesi bunlardan biridir. Kesik Baş hikâyesine benzer bir kıssa da Cemâleddin Sultan ve Emir Timur’la bağlantılı olarak Kütahyamızda anlatılır. Halvet ehli bir zattan dinlediğim kıssa şöyle:

Emir Timur Ankara savaşını kazandıktan Yıldırım’ın yakalanmasına yardım eden Germiyanoğlu İkinci Yakup Beğ’e Yıldırım’ın elinden aldığı topraklarını vermek üzere Kütahya’ya gelir. II. Yakup Bey tarafından el üstünde tutulur ve ağırlanır. Birkaç ay kaldığı Kütahya’da bu gün bugün adına Kemer Hamamı dediğimiz hamama gitmek ister. Yanına musahiplerini de alır. Bu musahiplerden birinin de Şair Ahmedî olduğu söylenmektedir.

Emir Timur’un hamama gideceği esnafa duyurulur ve esnaftan hürmet ve temenna için dükkanlarının önüne çıkması istenir. Emir Timur hamama giderken esnaf yol boyunca kapılarının önüne çıkar ve temennada bulunur, bir esnaf hariç. Esnafdan Ahî Cemaleddin Efendi temenna için dükkanından çıkmaz. Dükkanından zorla çıkarmak isteyen Çeribaşı’na “ ben o Leng’e/Aksak’a temenna etmem” diye direnir. Emir Timur’a bu durum haber verilir.

Emir Timur bu duruma kızar, kılıcını çekerek Cemaleddin Efendi’nin dükkanına girer ve hisar iskemlesinde oturan, oturduğu halde bile boyu kendi boyunda olan Cemaleddin Efendi’nin boynunu sorgusuz sualsiz vurur.

Cemâleddin Efendi başını düştüğü yerden alır, hızla sokağa fırlar. Esnafın ve Emir Timur’un şaşkın bakışları arasında gözden kaybolur. Peşine düşen Ahi esnafı onu az ileride evinin bahçesinde bulur. Başı sanki kesilmemiş gibi gövdesinin üzerindedir ve kıbleye dönmüş vaziyette yatmaktadır. Cemaleddin Efendi’yi yıkamadan ve elbiselerini çıkarmadan defnederler. Ahiler, onun iki metreyi aşkın boyuna mezar taşı bulmakta zorlanmışlardır.

Olayın şaşkınlığını atan Emir Timur, Ahmedî’yle birlikte hamama girer. Soğukluk, ılıklık, sıcaklık bölümlerini geçer. Işıklı kubbe altında yer alan göbeklikte rahatlarken Ahmedî’ye “Gücümü gördün? Sence ben kaç altın ederim” der. Sözünü esirgemeyen Ahmedî, “Beş akçe” diye cevap verir. Timur, “Bu nasıl hesap bre şair, sadece peştemalım beş akçe eder” deyince Ahmedi, “ben de zaten peştemalınıza değer biçtim” diye cevap verir ve susar.

Ahmedî’ye kızan ama az önceki olayı hatırlayan Timur, göbeklikten kalkar ve halvet denilen tek başına yıkanılan küçük hücrelerden birine girer. Kurna başında gümüş hamam tasıyla yıkanır. Tellak kesesi biten Emir Timur halvetten dışarı çıkmak için kapıya yönelir ama bir de ne görsün, halvet kapısı kapalı. Bağırır çağırır ama kimse sesini duymaz, yerine oturunca kapı açılır. Kızar köpürür, kapıya yönelir ama kapı yine kapanır. Tam yedi kere bu olay tekrar ettikten sonra açılan kapıdan hızla dışarı fırlayan Emir Timur, Ahmedî’nin haline bakarak gülümsediğini görünce bir hata yaptığını anlar.

Ahmedî’ye yaşadığı olayın sebebini sorar. Ahmedî, Cemaledddin Efendi’nin kerâmet sahibi bir Ahi şeyhi olduğunu, onu sorgusuz sualsiz öldürdüğü için başına bu olayın geldiğini, Çalab’ın kendisini affetmesi için büyük bir hayır yapması gerektiğini söyler.

Emir Timur, hamamcıyı ve Has Hacib’ini çağırır. “ Arslandım, kedi oldum der ve belindeki altın kemerini verir. Atasından yadigar bu kemeri satarak hamamın bakımının yapılmasını, Cemaleddin Efendi adına bir mescit yaptırılmasını ve mezarının kapatılarak türbe içine alınmasını emreder.

Emir Timur’un satılan kemerinden onarılan hamama bu yüzden Kemer hamamı denilmiştir. Yörede Emir Timur’un bu olayın tesiriyle kısa bir süre sonra şehirden ayrıldığı ve Kütahya’nın Emir Timur’un ayrılmasından sonra bayram sevinci yaşadığı rivayet edilmektedir.


Web Tasarım: Arena Ajans