Connect with us

DR. KADİR GÜLER

KÜTAHYA ARGUNİYYE MEVLEVÎHÂNESİ’NİN ON SEKİZ HİZMET YOLU

Anadoluyu yoğuran inanç kaynaklarımız arasında önceliğin tasavvufi değerler olduğu görülmektedir. Tasavvuf, ruhu terbiye etmek olarak kabul görmüş ve bu terbiye için çeşitli ve detaylı talim yolları ortaya konulmuştur.

Yollar farklı olsa da amaç insan eğitimi olduğu için her tarikat kendi eğitim modelini yaratmıştır. Mevlevilerde Nezr-i Mevlana kısaca Mevlana adağı denilen bir eğitim ve inanç anlayışı vardır. Adamak ve Adak; dervişliğe talip olan müridin kendini tarike, yola adaması ve bu yolda verilecek çileye razı olması anlamında kullanılır, insanın yaratılış devrini simgeler.

Geleneksel inançlarla donanmış tekkelerimizde ve tarikatlarımızda bazı rakamların kutsallaştırıldığını görürüz. Kaynağını İslamiyetten önceki hayat anlayışından alan bu rakamlar ebcedden hurufiliğe kadar çok geniş bir alanda etkili olmuş ve yaşayışımıza yön vermiştir. Peygamberlere verilen mucizeler bu rakamlara kudsiyet kazandırmıştır.

Hz. Musa’nın dokuz mucizesi dokuzu, Tur’da geçirdiği kırk gün kırk rakamını kutsallaştırmış ve tarikat prensibine dönüştürmüştür.

Türkler arasında rakam kutsallığı kaynağını Yaratılış destanlarından almakta ve Oğuz Kağan dönemine dayanmaktadır. Türklerde en kutsal rakam dokuzdur. Tokuz Oguz Türk boylarını ifade eder. Hanlara sunulan hediyeler dokuzun katları olarak verilir. Hakanın sağında ve solunda dokuz tuğ bulunur. Mehter dokuzun katlarından oluşur. Mart dokuzu, yirmi bir Mart kurtuluş bayramı, Nevruzdur. Türklerde dokuz dallı ağaç kutsaldır. Şölenlerde dokuz deve ve dokuz inek kurban edilir.

Tarihi dokusu olan bu dokuz rakamının kutsallığı Yesevilik, Haydarilik ve Kübrevilik yoluyla Türkistan’dan Anadoluya gelmiş, tarikat ve tekkelerimizde gelenekselleşerek eğitim aracı olmuş ve dervişana yol göstermiştir. Dervişlerin bu yolla inancı güçlendirilmiş, itaat ve samimiyeti sağlamlaştırılmış, mekanlar ve değerler bu yolla korunmuştur.

Dokuz rakamı ve katları özellikle on sekiz rakamı tarikatlarda en önemli remizlerden biri olmuştur. Ehl-i tasavvuf inancına göre ilahi nur Ademe can verene kadar on sekiz alemden geçer ve her alemin ilmine sahip olur. Bu yüzden insan eşref-i mahlukat olarak her ilme ve kainat bilgisine sahiptir. Onun için Hz. İnsan olarak kabul görür. Onun için İnsan sevilmeye layık ilk mahluktur ve bundan dolayı Hz. İnsan kırılmaz, vurulmaz, ezilmez, öldürülmez…

Bu inanışa göre kainata on sekiz âlem hakimdir. Her âlemde bin âlem olabileceği düşüncesiyle on sekiz bin âlem kavramı kabul görmüş ve her ehl-i tasavvuf on sekiz bin alemi insanla irtibatlandırarak kullanmıştır. İnsan bu özellikleriyle küçük kainattır.
Tarikatların bir çoğunda küçük farklılıklar arz etse de ehl-i tasavvuf, ilahi ruhun insanda ortaya çıkışına kadar geçen devr-i yaratılış macerasını 18 aleme göre şöyle sıralar:

1-Allah, İlahi Nur/Âlem-i Küll veya Akl-ı Küll 2-Ruhun insana üflenmesi, Âlem-i Cüz’/Akl-ı cüz 3-Ruhun Arşa/Atlas Feleğine inişi 4- Yıldızlar/Seyyare Feleği 5-Zuhal 6-Müşterî 7-Zühre 8-Güneş 9-Mirrih 10-Utarid 11- Ay 12- Ateş 13-Hava 14-Su 15-Toprak 16-Madenler 17- Bitkiler 18- Hayvanlar

Bu alemleri geçen İlahi nur insanda, insan-ı kamilde bütün saf unsurlarıyla yer alır. On sekiz bin âlemin bütün özelliklerini üzerinde taşıyan insan, eşref-i mahlukat kabul edilir. Bu inanıştan dolayı dokuz ve özellikle on sekiz rakamı Allah-İnsan bağlılığını ifade eder ve farklı alanlarda sembolleştirilir.
Allah’ın “HAYY” ismi ebced hesabıyla on sekiz eder. Bu yüzden Hayy ismi Zikr-i settarda önceliklidir. Mevleviler Semaya Hayy diyerek başlarlar. Bismillahirrahmanirrahim’de on sekiz sessiz harf vardır. Tekkelerimizdeki Allah-Muhammed-Ali-Hasan-Hüseyin isimlerinin harf toplamı on sekizdir.

Mevlevilikte dokuz ve onsekiz mevlevi nezri olarak kutsaldır. Hz. Mevlana Mesnevine on sekiz beyitle başlar. Kaynak kitaplar mesnevinin bu on sekiz beytine öncelik tanır ve inceler. Mevlevi gazelleri çoğunlukla dokuz ve on sekiz beyittir. Kütahya Arguniyye Semahanesi’nde yer alan sema gazelinin aslı dokuz beyittir. Sultan Veled’in Kütahya Gazeli dokuz beyittir. Kütahya Arguniyye Semahanesi sekiz direk ve bir kubbe olmak üzere toplam dokuz ayak üzerindedir. Mevlevilerin ilm-i ledünle ilgili olarak özel bir önem atfettikleri Kehf suresi onsekizinci suredir.

Kütahya Mevlevileri asla sadaka kabul etmez. Arguniyye dergahına giren kimse kudretine göre yardım edecekse gizlice onsekiz kuruşu bir yere bırakarak tekkeyi terk eder. Mevleviliğe aykırı hareket edene Küstah denir ve Küstahlar Çelik denilen bir çubukla dokuz veya on sekiz kere vurularak cezalandırılır. Semahanelerde semaya çıkan Semazen sayısı dokuz, on sekiz veya otuz altıdır. Mevlevi tekkelerinde yer alan derviş hücreleri dokuz veya on sekizdir.

Kütahya Arguniyye Mevlevihanesi olmak üzere sayısı on iki olan Mevlevi asitaneleri on sekiz yapıdan oluşur. Cümle Kapısı, Meydan-ı şerif, Selsebil Çeşmesi-dokuz gözlü/sunaklı, Şadırvan,Servili Dış Avlu, Kütüphane, Misafirhane, İç Avlu, Şeyh Çelebi Dairesi/selamlık, Dedegan Hücreleri, Matbah-ı şerif/ocakbaşı, Canlar/nev-niyazlar odası, Sarnıç/çile kuyusu/dokuz basamaklı, Çamaşırhane, Abdesthane, Hamam, Mescit, Semahane, Hamuşan/Hazire/mezarlık…
Mevlevilikte talim ve terbiye muhib, derviş, dede ve şeyh yetiştirmek üzerine kurulu bir süreçtir. Mevleviliğin her asitanesinde olduğu gibi Beylikler döneminin ilk Mevlevihanesi olan Kütahya Arguniyye Mevlevihanesi’nde de Dede olmak üzere dergâha başvuran muhibler şu on sekiz vazifeyi yapmadan derviş olamazlar. On sekiz vazife Mevlevilerin ve Kütahya Mevlevilerinin Talim ve Terbiye [eğitim-öğretim] anlayışını göstermesi bakımından önemlidir.

Kütahya Arguniyye Mevlevihanesine baş koyan Nev-niyaz veya Can denilen muhib, ilk önce üç gün cümle kapısı yannda yer alan Saka Postuna oturur. Üç gün boyunca Hangah’ta yapılan hizmetleri görür. Üçüncü günün sonunda Kazancı Dede tarafından huzura alınır ve devam edip etmeyeceği sorulur. Devam edeceğini söyleyen Can’dan söz/biat alınır ve ilk hizmette Ayakçı olarak vazifelendirilir. Ayakçılıktan başlayan bu nefis terbiyesi şu hizmetlerle devam eder:

1.Ayakçılık /18 gün sürer 2. Çerağcılık 3. Süpürgecilik 4. Dış avlu kandilciliği 5. Yatakçılık 6. Tahmisçilik/Kahve hazırlama 7. İç avlu kandilciliği 8. İç meydan düzeni 9. Somatçılık/Sofra kurma10. Pazar alışverişi 11.Dolapçılık/yemek hane düzeni) 12.Bulaşıkçılık vazifesi 13. Şerbet hazırlama ve dağıtma 14.Ab-rizcilik/tuvalet ve abdesthane temizliği 15. Çamaşır yıkama ve kurutma 16. Dış meydan düzeni 17. Dede halifeliği/yardımcılığı- Matbaha girenlere yol gösterme 18. Kazancı Dede-Aşçı Dede Vekaleti [kırk günlük halvet çilesi]

Seyrini tamamlayan ve yaklaşık 1001/Bin bir gün süren bu eğitim sürecinden sonra derviş son çileye/halvete alınır. On sekiz gün süren bu son halvet çilesi, Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından bir kuyuya atıldıktan sonra yaşadığı sıkıntılı günleri hatırlatır. Bu çile genelde dergahın içinde yer alan bir su kuyusunda çekilir.

Bugüne kadar kaynaklarda yer almayan ama yaptığım son araştırmalara göre Kütahya Arguniyye Mevlevihanesi’ndeki su kuyusu çilehanedir. Kuyunun içerisinde bir küçük mağara/derviş hücresi yer alır. Dokuz basamakla inilen bu kuyuda çileye giren derviş, ihtiyaçları ve Cuma namazı dışında kuyudan çıkamaz. Arguniyyedeki bu kuyu düzenlenerek inanç turizmine açılmalıdır.

Kuyu çilesini tamamlayan dervişe sikke ve tennure giydirilir, icazetnamesi verilir ve Arguniyye’nin güney kısmında yer alan dokuz derviş hücresinden bir hücrede oturma hakkı kazanır. Hücrede oturma hakkı kazanan Dede Farsça öğretmek, Mesnevi şerh etmek, ney çalmak ve sema yapmak vazifelerinde görev alır.
Asitanede yetişen Dede Efendi görev verilecek bir dergahta Şeyh olmak isterse Konya Çelebilerinden icazet almak zorundadır. Dede, Konya Asitanesinde on sekiz günlük tekrar çilesine girer. Bu sürede Sikkesi Hz. Mevlana kabrinde demlenmeye bırakılır. On sekiz gün sonra Dedeye kırk santimetre uzunluğunda koyu kahverengi Mevlevi külahı/sikkesi giydirilir, kendisine Şeyhlik icazeti verilir ve uygun görülen bir zaviyede Şeyh olarak vazifelendirilir.

Mevlevilik insan odaklı bir eğitim yapısı uygulamakta ve toplumu yönlendirecek model insan yetiştirmektedir. İnsanın insan hizmetini esas almakta ve muhiplerini bu temel eğitim felsefesi içerisinde yetiştirmektedir. Mevleviler zamanı mekanı muhiti ve sosyal yapıları, insana hizmet eden insan evladı, yetiştirmek için kullanmışlardır.
Bugün eğitim camiası ve eğitim kurumları yeni, bize ait ve bizden değerler üretememekte ve kendini tekrarlamaktadır. Batı eğitiminden alınan birtakım istatistik çalışmalar ve taklit modellerle insan yetiştirme anlayışı topluma yarar değil zarar vermeye başlamıştır. İnsan, özellikle temiz kalpli insan yetiştirdiğimizin farkına varmak için insan yetiştiren eğitim kurumlarımızın değer yanlışlıkları kabullenilmeli ve bu kabuller üzerinden hedef insan yetiştirme anlayışına yönelinmelidir.

İnsan yetiştiren eğitim anlayışımız üzerine yoğun tartışmaların yaşandığı bu günlerde medrese ve tekke eğitimi Mevlevilik eğitimi üzerinden yeniden ele alınmalı, bu kurumların yetiştirdiği insan modelinin günümüz modernitesine uygulanması tartışılmalı ve öğreticilerinin insani değerleri ve samimiyeti gözden geçirilmelidir.

Continue Reading

Facebook

Öne çıkanlar