Connect with us

ŞÜKRÜ ATAKAN

KÜTAHYA’NIN BELİRGİN ÖZELLİKLERİ

BİRİNCİ BÖLÜM

Milletler, varlıklarını (kültür, örf, adet ve gelenekleri) ezelden ebede çağlar boyunca akıp gelen maddi ve manevi değerlerini yani tüm hasletlerini koruyup kollayıp yeni nesillere aktarabildikleri ölçüde sürdürebilirler. Dört bölümden oluşan “Mesire Yerlerimiz” belgesel yazı dizimiz, her kesimden hemşerilerimizin ilgi, alaka ve övgüsüne mashar olunca, gazetemiz yönetim kurulu başkanı Mehmet Yaylıoğlu ile konuşup Kütahyamıza mahsus atasözlerini, deyimleri, lakapları, yöresel yemeklerimizi, kıyafetlerimizi, düğün geleneklerimizi aslına uygun kısa ve öz olarak yazıp, eski insanların hatırlamaları yeni nesillerin öğrenip sahip çıkmaları amacıyla çalışmamıza başladık. Bunu gerçekleştirmek için her zaman olduğu gibi Mustafa Yeşil kütüphanesine gittim. Orada görevli Ali Günhan ve yardımcısı Nusret Bey ile görüşüp araştırma yaptım. İşte sizin için kendi bildiğim ve derlediğim yazı dizimiz.

YÖRESEL ATASÖZLERİ

Atalarımızın uzun deneyimleri sonucu söyleyip, günümüze kadar hiçbir değişikliğie uğramadan süre gelen öğüt dolu, ders verici, düşündürücü sözlerinden aktardıklarım. Bu sözlerin ne zaman ve kimler tarafından söylendiği belli değildir. Halkımızın benimseyip kabul ettiği atasözleri, deyimler, örf ve adetler kalır, diğerleri unutulup yok olup gider.

Acele işe şeytan karışır. Acı patlıcanı kırağı çalmaz. Aç tavuk kendini buğday ambarında görür. Aç olana dokuz yorgan örtmüşler, yine uyuyamamış. Ağaç yaş iken eğilir. Ağlamayan çocuğa meme vermezler. Akacak kan damarda durmaz. Ak akçe kara gün içindir. Ayağını yorganına göre uzat. Akıl akıldan üstündür, arş-ı alâya kadar. Alçak yerde yatma sel alır, yüksek yerde yatma yel alır. Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al. Araba kırılınca yol gösteren çok olur. Ârif olan anlar, sığır dinler. At binenin kılınç kuşananındır. Ata eğer, eğere er gerek. Ateş düştüğü yeri yakar. Ateş ile barut bir arada durmaz. Ok yaydan çıkınca geri dönmez. Babası oğluna bağ bağışlar, oğlu babasından bir salkım üzümü sakınır. Besle kargayı oysun gözünü. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır. Bir koyundan iki post çıkmaz. Bol bol yiyen bön bön bakınır. Bedava sirke baldan tatlı gelir. Cami ne kadar büyük olsa da imam bildiğini okur. Cami yıkılır ama mihrap yerinde durur. Şaptan olmaz şeker, herkes cinsine çeker. Çalma el kapısını çalarlar kapını. Kasap et, koyun can derdinde. Çok söyleme arsız olur, parasız bırakma hırsız olur. Çürük iple kuyuya inilmez. Deli deliyi, imam ölüyü sever. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar, onucu köyde heykelini dikerler. Dost kara günde belli olur. Ele verir talkını kendi yutar salkımı. El elin eşeğini türkü çığırarak aramış. Geceler gebedir, gün doğmadan sultan doğar. Gelen gideni aratır. Görünen köy klavuz istemez. Gülü seven dikenine katlanır. Güvenme varlığa düşersin darlığa. Gelin güzelliği damadın harcındandır. Eğirdim dokudum pazara, doğrudum büyüttüm ele yaradı. Her koyun kendi bacağından asılır. Öfke ile kalkan zara ile oturur. İki karpuz bir koltuğa sığmaz. Sakla samanı gelir zamanı. Kedi uzanamadığı ciğere mundar der. Kaşığı herkes yapar ama sapını denk getiremez. Herkes sakız çiğner ancak Ayşe Kadın gibi patlatamaz. Sağlık varlıktan iyidir. Su testisi su yolunda kırılır. Asil azmaz bal kokmaz. Herkesin aklı bir olsa meydan çayırına çoban bulunmaz. Taşları bağlamışlar, köpekleri salıvermişler. Köpeksiz köy bulmuş, değneksiz dolaşıyor. Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkcü dükkanıdır. Yalan ile iman bir yerde durmaz. Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur. YARIN YÖRESEL DEYİMLER

Continue Reading

Facebook

Öne çıkanlar