Connect with us

DR. PINAR YAZKAÇ

KÜTAHYADA SELÇUKLU İZLERİ; ELHAMRA ÇİNİ

Efsaneye göre Çiniye dair herşey, gizemli bir kadının özel bir topraktan yaptığı çömleklerin büyüsüne kapılan halkın, kadını takip edip kullandığı özel toprağı çıkardığı yeri öğrenmeleri ile başlar. İşte o yer de bugünkü Kütahya’dır. Anadolu uygarlığını tarihi form ve inceliklerle kültürel bir miras gibi evlerimize kadar taşıyan Türk Çini Sanatı, vatanı olarak kabul edilen Kütahya ve İznik topraklarında asırlık bir geçmişe sahiptir.

Geleneksel Türk Sanatlarından olan çini, genellikle mimari yapıların, cami, köşk. saray, çeşme, türbe ve benzeri yapıların iç ve dış süslemelerinde kullanılmış bir seramik ürünüdür. Çinilerimiz tür olarak ikiye ayrılır.

1- Duvar çinileri, batılıları Tile-Art dedikleri bu türe eskilerimiz Kaşi demişlerdir.

2. Evani denilen bu tür tabak, vazo, kupa, kase, sürahi, bardak ve benzeri seramik ürünlerinden oluşmaktadır. Bu türe halen kullanma seramikleri demekteyiz.

Türkler çok eski zamanlardan beri , binalarını, çinilerle süslemeyi tercih ediyorlardı.

Özellikle İslamiyeti, kabul eden İlk Müslüman Türk Devletini kuran Karahanlılar (955) devleti döneminde mabetlerini çinilerle süslemeye başlamışlardı. dönemine ait yapılarda görülmeye başlayan çini süsleme geleneği, Türk Çini Sanatının bin yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir.

Bu tercih Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları zamanında gelenek halini almış ve daha sonraları Osmanlılar döneminde de devam etmiştir. Selçuklular, egemenlikleri altına aldıkları yerlerde inşa ettikleri pek çok cami, medrese, kervansaray, saray, türbe ve benzeri eserleri çinilerle bezemişlerdir Selçuklu çinilerinin özelliklerinden kısaca bahsetmemiz gerekirse, bunların kare veya dikdörtgen, altıgen şekillerinde olduklarını ve bir yüzlerinin, mavi, lacivert, toprak sarısı, turkuaz, siyah, kahverengi gibi sırla karıştırılmış renklerle boyanıp pişirilmiş olduklarını ve alçı veya horasan harç üzerine aplike edilmiş, mozaik şeklinde yapılmış süslemeler olduklarını söyleyebiliriz. Zamanla geliştirilen bu mozaik tekniğine Kufi tarzı yazılar ve rumi motiflerde katılmıştır. Tarihi dönemlerde gelişme gösteren Türk çini Sanatı 16. yüzyılda İznik ve Kütahya çinileri ile zirveye ulaşmıştır

Özellikle Antik çağlarda KOTIAEION olarak anılan Kütahya şehrinde arkeolojik kazı ve araştırmalar sonucunda çok eski zamandan bu yana Kütahya’da seramik üretiminin yapıldığı kanıtlanmıştır.
İşte çininin diyarı masal şehri Kütahyalı yaşayan uluçınar Ahmet Kerkük ile çini ile olan serüvenini ,bu mesleğe nasıl başladığını ve bu günlere nasıl geldiğini kendi ağzından dinledik;

Kütahyalı çini ustası ; 12 Aralık 1927’de Kütahya’da doğar. 8-9 yaşlarında (1935-1936) o dönemin tek Çini Fırını Ustası olan babası Ali Osman Usta’nın yanında çıraklığa adım atar. 6-7 yıl kadar okul çıkışlarında ve yaz tatillerinde Kuyu Tipi Fırın imalatında çalışıp bu mesleği öğrenmeye başlar. Çalışma azmi , yaşına göre olgunluğu ve efendiliğini fark eden Azim Çini’nin kalfası Murat ELİUZ , 1941 yılında Ali Osman Usta’dan izin alarak Ahmet KERKÜK’ü Azim Çini’ye çıraklığa götürür. Burada 1 yıl kadar Mehmet Çini ve Hakkı ÇİNİCİOĞLU’nun yanında çalıştı.1942’den sonra Azim Çini’den ayrılan Hakkı ÇİNİCİOĞLU ; Murat Kalfa ve Ahmet KERKÜK’ü kurmuş olduğu Metin Çini’ye götürür. 1946’ya kadar burada çalıştıktan sonra 25.11.1946 da askere gider. 25.11.1949’da terhis olduktan sonra Hakkı Bey’in ısrarı üzerine Metin Çini’de, emsalleri 9Lira alırken ; o 10 Lira ile işe başladı.

Azim Çini ve Metin Çini’nin yurt dışına yapmış oldukları ortak çalışmalarda günlüğü 4 Lira’dan haftalığı 24 Lira’ya yükselir. İstanbul Hilton Oteli, Kahire Kraliyet Sarayı , Bağdat Kraliyet Sarayı , İstanbul Çınar Oteli’nin çinilerini Azim Çini çalışanları tarafından yapılmış ; bu dönemde de Ahmet KERKÜK önce kalfa sonra usta olarak görev alır. 40 cm. (MERTABANİ) ve üzeri tabakların , çark üzerinde elde işlenmesinden dolayı çok zayiat verilmekteydi.

1953’te Makbule Hanım ile evlenir.Uluçınarın gölgesinde ; Nevin , Nesrin , Mustafa adında 3 evladı olur.Evlatlarıda ustanın eteğinde bu işi temelinden öğrenmeye yardımcı olmaya başlarlar.Eşi Makbule hanım her zaman fedakar,çalışkan ,sabırlı,mütevazi geri planda kalmayı seven bir Kütahyalı hanımefendidir. Makbule hanım her konuda tam destektir Ahmet Ustamıza.Bilhassa oğul Mustafa’nın kaabiliyeti, azmi çini ve çamur sevdası daha çocuk yaşta kendini göstermeye başlamıştır.
1957 yılında Ali ÖZKER’in kar ortaklığı teklifi üzerine , arkadaşı Enver ERTAN ile birlikte Süsler Çini’de çalışmaya başladı. 1960’a gelindiğinde ise Enver ERTAN ile birlikte Elhamra Çini’yi kurar.
İlk yıllarında kaseler , küllükler , vazolar , biblolar , hayvan figürleri , aplikler , minare çeşitleri , yıldız takımları , aslan ağzı , sürahiler , çaydanlıklar , şekerlikler , yemişlikler gibi pek çok çeşidin üretimini yaptı. 1963’ten sonra da daha önce ürettikleri çeşitlerle beraber , tabak ve vazo üretimine ağırlık vererek Klasik Kütahya ile Elhamra tarzını geliştirdi. 1960’lı yılların sonlarına doğru duvar karosu üretimine de fabrikasında yer verdi. (Cami , Çeşme , Duvar Karoları)

Türk – Alman Hükümetleri’nin ortak çalışması olan Çini-Koop. ‘un kurucu üyesidir. 1976’da Alman Hükümeti’nin Çini-Koop üyelerini ülkelerine daveti üzerine ; Almanya’yı ziyarete gitti ; çini alanında beyin göçü sağladı ve kabartma tekniğini ülkemize getirip , kızları ile birlikte uygulamaya başladı.

14.03.1984 yılında Esnaf ve Sanatkarlar Odası’ndan 43 / 0001263 sicil numarası ile sicil tastiknamesi aldı. 14.03.1984’te 43/1263 Sicil Numarası ile Esnaf ve Sanatkar Sicili’ne ; Elhamra Çini adı kayıt ettirdi. 29.06.1990 tarihinde ise 1190 / 478 belge numarası ile Kütahya Çıraklık ve Eğitim Merkezi’nden ; Çini ve Seramik Ana Meslek Dalı adı altında Ustalık Belgesi aldı. 1996-1998 yılları arasında 251-9 (43) / 275 sayılı Kütahya Çıraklık Eğitim Merkezi görevlendirilmesi ile Çini ve Seramik Usta Öğreticiliği görevinde bulundu.

Tarihte az rastlenır bir ortaklık örneği göstererek , 2001 yılına kadar 44 yıl Enver ERTAN ile ortaklığını sürdürdü.

GESAV tarafından 2003 yılında Geleneksel El Sanatları Dalında ödüllendirilmiş Türkiye’de ki 28 ustadan bir tanesidir.Hayatı belgesellere de konu olan değerli ustanın ;ilk belgeseli 2006’da TRT – Bizden Biri programında ;‘Ahmet KERKÜK’ün Usta Kimliği ve Hayat Hikayesi’ adlı ;belgesel ile yayınlanmıştır.
Kütahya çiniciliğine yaptığı katkıları açısından bakıldığında büyük ustanın;yüzlerce talebe yetiştirmiş olması ilk sırada yer alıyor.bugün dünya çapında çini sanatında ün kazanmış pek çok talebesi hocanın rahleyi tedrisinde yetişmiştir.Çamurdan,çarka,fırından,tahrire boya ve sır terkiplerine varana kadar bildiği tüm bilgileri gizlemeden talep eden bütün çalışanlarına öğretmiştir.

Ustamızın en önemli özelliği de çini sanatının tüm malzeme,yapım teknikleri ve pişirim aşamasına varıncaya kadar tüm süreçleri bilen ve bizzat kendisi uygulayabilen hazerfen bir usta oluşudur. Topraktan çamura , modelden kalıba , şablondan çarka , tasarımdan desene , fırça yapımından desen iğnelemeye , boya imalatından ayarlanmasına , tahrirden boyamaya , sırçadan fırına kadar yapabilen tam anlamıyla gerçek bir Çini Ustası’dır Ahmet KERKÜK.Artık böyle ustalar neredeyse hiç kalmadı.

Elhamra çininin neden hakiki bozulmamış Kütahya çinisinin özelliklerini taşıdığını soruladığımızda; motiflerin ve renklerin kaynağının Orta Asya Türk Devletlerine kadar dayandığını görmekteyiz.Bilhassa Selçuklu Döneminin tesirini hissediyoruz.

Elhamra çinide ;kullanılan motiflerde ve boyalarda bunu tespit edebiliyoruz.Örneğin; yıldız formları,içiçe geçmiş kündekari motifleri,mozaik çiniler, kufi yazılar ve rumi motifler baskın olarak kullanılmış.Anadolu Selçuklu çini sanatının en önemli yeniliği olarak mozaik çini mihraplarını söyleyebiliriz. Mihraplar mor, lacivert ve reçetelerinde çeşitli oksitler kullanılarak renklendirilen çiniler dış cephede ve iç mekânda yoğun olarak kullanılmıştır.Elhamra çinide kullanılan renklerde ;turkuvaz ,sarı,mangan moru,açık yeşil,lacivert,siyah,aşı kırmızısı kullanılıyor.Selçuklu Döneminde de turkuaz, mavi, toprak sarısı, siyah gibi çeşitli renkte çiniler alçı ya da horasan harcı kullanılarak yüzeye yerleştirilmiştir. İstenilen motifler istenilen büyüklükte kesilerek yüzeyde kullanılıyordu. Çini mozaik olarak adlandırılan bu uygulamalarda kufi yazılar ve rumi motifler kullanılmıştır. Selçuklu köşk ve sarayları ise yıldız, haçvari, altıgen, kare, dikdörtgen gibi geometrik çini levhalarla kaplanmıştır. Yine Anadolu Selçuklu saray ve köşk yapılarında insan, burç ve takvim hayvanları ve masalsı yaratıkların oluşturduğu zengin figüratif bir gelenek oluşturulmuştur. Çini mozaik, kubbe göbeğinde, kasnaklarda ve benzeri yapısal bölgelerde sıklıkla kullanılmıştır. Firuze çini parçalarla geometrik ve bitkisel desenlerle beraber neshi ve kufi yazılarla süslenmiştir.

Geleneksel Kütahya çinisini diğer çinilerden Bilhassa İznik çiniden ayıran en önemli özelliğinin motifleri yanısıra kullanılan doğal boyalar ve renkler olduğunu anlıyoruz.Madenlerden ve topraktan elde edilen yüzde yüz doğal boyalardan elde edilen renklerin hikayesine kulak verelim;

‘Kütahya bir maden cennetidir.Fakat bu dağların altındaki bu madenleri çıkarmak için gerekli maddi gücü ve desteği bulamadığımız için İznik kadar parlayamadık ,adınmızı duyuramadık.16.ve 17 yüzyılda İznikte Tebrizden getirilen Baba Nakkaşlar var.Kütahyanın en değerli ustalarını bile İzniğe çağırmışlar.Ham madde en güzel kütahya toprağında var.Dolayısıyla en kaliteli insan gücü,malzeme sarayın sanatının yapıldığı yer olan İznikte toplanmıştır ve saray tarafından desteklenmiş korunmuş ve adı tescillenmiştir.Kütahya da ise sağlam alt yapı ,malzeme ve teknik kullanılamadığı ve geliştirilemediği Kütahya çini sanatı halk sanatı olarak devam etmiştir.

Geleneksel Elhamra çinisinde kullanılan renklerin sırrı ise; Murat Dağının arkasında Gediz Ovasındaki kobalt madeninden lacivert rengi elde ediliyor.Sadece Kütahyaya özgü mangandan manganez moru elde ediliyor. Tahrir yani desen çizmek için kullanılan siyah ise kromdan, Sarı ;antimondan çıkarılıyor.Yeşil kromdan elde edilir.Bakır oksitten aşı kırmızısı olarak geçiyor.İçine biraz siyah kattığımızda siyah duru dediğimiz bir renk oluşur.Sulandırılan kobalt ise lacivert duru olarak geçer.Aynı şekilde Yeşil renk sulandırılınca açık yeşil elde edilir.Sırça imal edip bitmiş hale getirene kadar her şeyi kendimiz imal ediyoruz.

Kullanılan fırçalarımız tamamen doğal el yapımıdır.Kütahyanın Altıntaş köyünden kaz kanadı ve dişi eşek merkeplerin kılından fırça yapıyoruz. İşte bu yüzden ;150 -200 yıllık bir tabakla yan yana getirdiğinizde Elhamra çinisiyle aynı altyapıyı ,motif ve renkleri taşıdığını görebiliyoruz.

Kullandığımız fırınlar ;kuyu tipi odun fırını en eski pişirme tekniklerinden bir tanesidir.Boyu 5,5 metreyi bulan bu fırınlarda 3,4 metre kadarına mal dizilir.16,20 saat yanan alevlli fırınlarda çiniler pişirilmekteydi. Artık günümüzde bu fırınlar kalmadı;1980 lerden bu yana elektirikli fırın kullanılmaktadır.

Başarısının sırrını ise şu ifadelerle özetleyebiliriz; ‘Zahmetli ve meşakkatli bir sanattır çini.Şahısların çiniye olan aşklarıyla sevgisiyle bugünlere gelmiştir.Önce merak ederim sonra araştırırım ve denerim. Hocam inandı ve güvendi bana ;bende gecemi gündüzüme katarak çok çalışırdım.Güneş doğmadan kalkar namazımı eda eder sonra dükkanımı açardım.Durmadan yeni terkipler ,yeni teknikler uygulardım.Ama Allaha şükür ki hep mütevaziliği elden bırakmadık. ; gece gündüz çok çalışmak ,kimseyi kıskanmadan dosdoğru bir şekilde işimi yapmak oldu.

Kurup bugünlere getirdiği işletmesi Elhamra Çiniyi , küçük yaşlardan beri yetiştirmiş olduğu evlatlarına; Mustafa,Nesrin ve Nevin hanıma devretmiştir.Ogul Mustafa Kerkük babasının yolundan giderek yolun devamı olarak Elhamra çiniye, babasının markasına ve sanatına sahip çıkmaktadır.Yeni teknik ve desenler ilave ederek, acımasız rekabet ortamında Klasik Kütahya çinisini bozmadan aslına uygun bir şekilde yollarına devam etmektedirler. Değerli usta çini sanatkarımız Ahmet Kerkük; bugüne kadar ünü dünyaya yayılmış olan pek çok usta yetiştirmiştir. Geçmişin sırlarını gelecek nesillere aktarmaya devam etmekte , ihtiyaç duyan herkese gönüllü danışmanlık yapmaktadır.

Continue Reading

Facebook

Öne çıkanlar