Connect with us

PROF. DR. HÜSAMETTİN İNAÇ

Yeni Bir Oyalama Stratejisi olarak Cenevre Görüşmeleri

  • Suriye’de artık beşinci yılını doldurmak üzere olan savaşa sözde çözüm arayışları devam ediyor. Daha doğru bir biçimde ifade etmek gerekirse, savaşın tarafı haline gelen aktörler çözümsüzlüğü çözüm olarak görüyor. Bu durumu daha iyi kavramak için, Birleşmiş Millet gözetim ve himayesinde 30 Ocak günü başlayan 3. Cenevre görüşmelerini analiz etmeden önce geçmiş Cenevre görüşmelerine bakmakta fayda var.
  • Öncelikle Amerika’nın, – Esed’i destekler tarzda – Suriye’deki katliamı Guta’daki kimyasal silah kullanımına indirgeyen yaklaşımının bir neticesi olarak kimyasal silahları denetim altına almayı amaçlayan ilk Cenevre görüşmesi 30 Haziran 2012’de toplanıyor. Bu esnada ülkede ölü sayısı on bin ve sığınmacı sayısı yüz bin civarında. Bu tarihte PYD terör örgütü sadece Kamışlı civarında küçük bir mıntıkaya hükmediyor. Ülkenin farklı toplumsal tabakalarını temsil eden Suriye Ulusal Konseyi, silahlı kesimi oluşturan Özgür Suriye Ordusu ve ılımlı muhalifler geniş bir kesimde söz sahibi. Esed ise en büyük toprak parçasında rejimini sürdürmekte.
  • 22 Ocak 2014 tarihine geldiğimizde, 2. Cenevre görüşmelerinin yapıldığı zaman diliminde tablo hızla ve dramatik bir biçimde değişiyor: Ölü sayısı yüz kırk bin ve ülkeden kaçanların adedi üç milyon civarında. Kimsenin ne olduğunu bilmediği, – ama daha önceki yazılarımızdan da hatırlanacağı üzere – Amerika’nın operasyonel güç olarak dolaylı bir biçimde desteklediği DAEŞ ya da IŞİD, tam da bu esnada sahneye çıkıyor. PYD terör örgütü ise Amerika’nın hava desteği sayesinde DAEŞ’a karşı mevzi kazanıyor. Bu durum terör örgütüne sözde “meşruiyet” sağlıyor. Yani terör örgütüne karşı savaşan daha kanlı bir terör örgütü zorla bölgede bir aktör haline dönüştürülüyor ABD tarafından. Bu dönemde muhaliflerin gücü azalıyor, kontrol ettiği topraklar küçülüyor ve muhalefetin arasına nifak tohumları ekiliyor.
  • Nihayet bugün, 30 Ocak 2016 itibarıyla, üçüncü Cenevre görüşmeleri başlatılıyor. İkinci Cenevre görüşmelerinden itibaren çok daha vahim gelişmeler yaşanıyor. Rusya, DAEŞ’ e karşı savaşmak bahanesiyle Türkmenleri ve ılımlı muhalifleri bombalayarak sistematik olarak yok etmeye başlıyor. Amerika ise bölgedeki tüm inisiyatifi Rusya ve İran’a bırakarak kontrollü kaosun sürmesine ve daha fazla masum insanın ölmesine imkân sağlıyor. Bölgede İran, Irak, Suriye ve Türkiye Kürtlerini birleştirerek bir devlet kurmayı hedefleyen PYD terör örgütü ise Amerika, İran ve Rusya’nın desteğiyle DAEŞ’ten boşaltılan alana yerleşerek sınırlarını Fırat’ın doğusuna kadar genişletiyor. DAEŞ bu dönemde altın çağını yaşıyor. PYD ve Esad rejimine petrol satarak hem mali imkânlarını ve hem de sınırlarını hızla büyütüyor. Muhalifler ise hızla erimekte. Bir kişinin ölümü trajedi, binlerce kişinin ölümü ise istatistiktir, diyen Stalin’e telmihte bulunarak rakamları verelim: İki yüz elli binin üzerinde ölü, yedi milyonun üzerinde mülteci…
  • Tüm bu şartlar altında tarafları masaya oturtmayı bir başarı gibi sunan Amerika, Esed’i mi yoksa muhalifleri mi destekliyor belli değil. Avrupa meseleye sadece bir mülteci krizi olarak bakıyor. Burada en önemli turnusol kağıdı, görüşmelere PYD terör örgütünün katılıp katılmayacağı. Türkiye’nin başından beri terör örgütünün müzakere katılmasını desteklemediği biliniyor. Ancak İran ve Rusya bu konuda bastırıyor. Türkiye ise PYD Cenevre’de illa taraf olacaksa muhaliflerin arasında değil, Esed rejiminin bir destekçisi olarak bulunmasını kararlılıkla savunuyor. Amerika ise PYD’yi muhalefetin bir parçası haline getirerek Esed’e karşı mukavemeti sulandırmaya çalışıyor.
  • Sonuç olarak, Cenevre’den bir netice beklemek aşırı iyimserlik olacak. Ama üzülerek belirtelim ki, bir sonraki Cenevre görüşmesi olacaksa eğer, o zaman masaya oturabilecek muhalif grup da, hakkı savunulacak Suriyeli de kalmayacak. İnsanlığın öldüğü noktadayız.
  • Prof. Dr. Hüsamettin İNAÇ

husamettininac@yahoo.com

Continue Reading

Facebook

Öne çıkanlar