BRÜKSEL PANORAMASI: FARKLILIK, ÇEŞİTLİLİK VE ÇOK KÜLTÜRLÜLÜK

Şehri tanımaya yönelik kısa mesafeli birkaç gezintimizin akabinde artık işe koyulma zamanı gelmişti. Dostlarımızı bize hem bölgenin karakteristik özellikleri hakkında fikirler verecek ve hem de daha sonra birlikte çalışacağımız paydaşlarımızı tanımamıza yönelik bir gezi programı hazırlamışlardı. Bu kapsamda ilk durağımız Beringen adlı Limburg Eyaleti’ne bağlı küçük ve şirin bir şehir oldu. Bu kent maden ocakları ve daha çok kömür madenleri ile bilinen bir işçi yurdu. İkinci Dünya savaşının nihayete ermesinden 1990 yılına kadar yoğun bir biçimde en ucuz enerji kaynağı olarak bilinen kömür madenleri burada gün yüzü görmüş. Maden ocaklarında çalışanların büyük bir kısmı Türk işçilerden müteşekkilmiş. Çok çileli ve riskli bir iş olan kömür çıkarma süreçlerini bir nebze kavrayabilmek için Beringen Maden Müzesi’ni buradan emekli olan Denizlili Veysel Sükûn kardeşimizin mihmandarlığında geziyoruz. Duygu dolu anların yaşandığı, geçmişin acı-tatlı hatıralarının dile geldiği galerilere giriyor ve yerin altında sabırla kazılan dehlizlerin sırrına vakıf olmaya çalışıyoruz. Burası aynı zamanda UETD Belçika Temsilcisi ve GRTC Dış İlişkiler Koordinatörümüz Basir Hamarat’ın yaşadığı şehir aynı zamanda. Basir bey bize büyük bir katedralin etrafında yer alan cami, medrese ve külliyeyi büyük bir coşku ve heyecanla gezdiriyor. Buradaki vatandaşlarımızın çalışkanlığı, disiplini ile şehre sahip çıkan ve kendi kültür ve inancını bu topraklara kazıyan özgüven ve imanına şahit olmak bizi ziyadesiyle mutlu ediyor.

Bir milyonun biraz üzerinde nüfusa sahip olan ve yaklaşık iki yüz bin Türk’ü ağırlayan Brüksel, bir zamanalar bataklıkmış ve bataklıktaki yerleşim yeri anlamına gelmekteymiş. Büyük çoğunluğu Fransızca konuşan Valonlar ve azınlık durumda olan ve Flemenkçe konuşan Falamanlar arasındaki ayrışma yakın zamanda bir bölünme tehdidi bile yaratmış. Zira Valonlar oldukça zengin ve kentli bir kültüre sahipken diğerleri bu sosyo-ekonomik çıtanın altında yer almaktaymış. Bu arada bu bilgileri bize aktaran sevgili abimiz Nuri Acar beyi anmadan geçmememiz lazım. Paris, Amsterdam ve Belçika içindeki gezilerimizde daima bizimle olan ve bize tüm babacan tavrı ve misafirperverliğiyle mihmandarlık yapan Nuri abimiz burada UETD başkanlığı yapmış ve vatandaşlarımızın örgütlenmesinde ve pek çok sivil toplum dayanışması oluşturmasında önderlik yapmış olmasıyla herkes tarafından biliniyor.   Bu meyanda Gent, Valencian, Lily gibi şehirleri geziyoruz ama koşar adımlarla ilerleyen sayılı zamanın azizliği yüzünden Ortaçağı tüm alamet-i farikasıyla gözler önüne seren Brugge kentine vakit ayıramayacak olmamız bizleri üzüyor. Ancak parıltılı hayatı ve moda başkenti olması hasebiyle bir zarafet şehri olan Paris’i ziyaret etmek, Avrupa Birliği Komisyon ve Konseyiyle birlikte NATO Karargâhına ev sahipliği yapması bakımından Avrupa’nın başkenti sayılan Brüksel’in birbirinden farklı modalitelere/konseptlere sahip şirin kentlerini görmek ve nihayetinde kanalları ve kanalların etrafında bir gelin gibi salınmasıyla şöhret bulan tipik mimarisiyle Amsterdam’ı solumak bize sürur veriyor.

Tabii ki bu seyahatlerimiz turistik bir geziden ibaret değil. GRTC adına yapacağımız projelerde bize yol arkadaşlığı yapacak kurum ve değerli fikir adamlarını ziyaret bizim için büyük öncelik taşıyor. Hemen soluğu Avrupa Birliği Nezdinde Daimi Temsilci Yardımcısı Fatih Hasdemir beyin ofisinde alıyoruz. Türkiye’nin büyüklüğe inanan, vatan sevgisiyle dolu ve ülkesi adına güzel şeyler yapmanın heyecanıyla gayret ettiği kocaman bir yürek karşılıyor bizi. Nefes almaksızın Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin geldiği son durumu, Suriye’deki iç savaşın kötü tezahürü olan göçmen problemlerini, Avrupalı dostlarımızın samimiyet sorununu ve Merkel’in birbiri ardınca gerçekleşen Türkiye ziyaretlerinin diplomatik mahiyetini sohbet mevzuu yapıyoruz. Ayrılırken bu verimli sohbetin ülkemiz adına güzel projelerin ilk adımına vesile olacağından emin bir şekilde Fatih beyi yoğun gündemiyle baş başa bırakıyoruz. Avrupalılarla baş etme hususunda hem bu kültürü özümseyerek aynı dili konuşan ama kendi değerlerini de tavizsiz savunmaktan müstağni olmayan bürokratlarımızın mevcudiyetini görmek içimizde istikbale dair köklü ümitlerin yeşermesine vesile oluyor. Anlıyoruz ki artık Avrupa nezdinde de gururlu, şanlı geçmişinin yörüngesinden kopmayarak yeni kurulan dünyada hak ettiğini alma emelinde azimli bir Yeni Türkiye var.


Web Tasarım: Arena Ajans