İLHAN AYVERDİ; TÜRKÇEYE ADANMIŞ BİR ÖMÜR…..BİR LUGAT BİR İNSAN

Değerli okuyucularımız bugün köşe yazımda , hizmetleri sayfalara ,kitaplara sığdırılamayacak kadar değerli çalışmalar  yapmış olan sevgili muhterem İlhan Ayverdi Hanımefendi’nin kişiliğinden örnek davranışlarından ve onun bir ömrünü vakfettiği Türkçe Lugatinden söz etmeye çalışacağım.Malumunuz üzere bu hafta 8 mart ; dünya kadınlar günü olarak kutlandı.Tarihe değerli hizmetlerle adını yazdıran Türk kadınına örnek nadide güzel insan İlhan Ayverdi Hanımefendiyi anmak ve hatırlatmak için  yazıyorum.

Söze, İlhan Ayverdinin yakın dostu ,Kubbealtı Akademisinin önemli mensubu ve Ayverdi Enstitüsünün Müdiresi   Aysel Yüksel hanımefendi’nin sözleriyle başlamak istedim; ‘Türkçe’ye gönül verenler, Türkçeyi sevenler, bu yola baş koyanlar hayatlarını bu aziz, mübârek ve güzel dilin gelişmesi, daha güzelleşmesi, devâmı ve her türlü tehlikeden korunması yoluna adayan bahtlı insanlar….

Neden Türkçe’ye adanmış hayatlar? sorusuna gene büyük bir Türkçe sevdâlısı ve Edebiyat Târihçisi Nihad Sâmi Banarlı “Yeryüzünde diller kadar millet fertlerini birbirine bağlayan, onlara birbirlerini sevip anlamakta hele sevgilerini dile getirmekte aziz yardımcı olan başka kuvvet yoktur.” diye cevap verir.

“Vatan çocuklarına bir milletin yarattığı ve yaşattığı dili bütün incelikleri, yücelikleri ve güzel sesiyle öğretmek” bu ne ulvî, ne güzel bir nasip… bu uğurda harcanan ömür ne mübârek bir ömür…

Türkçe nasıl sevilir? Halit Ziya Uşaklıgil, buna Birinci Türk Dili Kurultayı’nda şu cevâbı verir. “Ben Türkçenin ezeli bir âşıkıyım. Hepimiz öyle değil miyiz? Ben Türkçe’yi muhtelif devirlerinde muhtelif libaslar altında, kendi cevherinden tanıdım ve sevdim.”

Türkçe’yi sevmek ve anlamak için milletimizi sevmek, milletimizin bir târih boyunca yarattığı bütün millî mânevî değerlerimizi, kültürümüzü tanımak, bilmek, sevmek ve korumak, bu aziz sevgiliyi incitmeden, bozmadan, hırpalamadan daha da geliştirerek gelecek nesillere emânet etmek demektir.

İşte muhterem İlhan Ayverdi bu aziz vazîfeye bütün bir ömrünü adamıştır.’

Türk kadınına yaraşır bir şuur ,duruş ,hal ve hareket içinde olan İlhan Hanım’ın misyonu ;Türk’ün tarihî misyonudur; bu misyon, -genel bir söyleyişle- “Kızılelma”dır; Osmanlı asırlarında olduğu gibi dünyaya düzen vermenin sırlarını bulmaktır. Dün nasıl dünyaya hükmetmiş isek, yarın da aynı değerlerle  dünyaya  düzen vermeye, çağın gerekleriyle bu değerleri değerlendirmeye ve insanlığın hizmetine sunmaya devam edeceğiz, demektir. Türk’ün bu misyonu, dün olduğu gibi yarın da olacaktır. Türklük var oldukça olacaktır. Evet, İlhan Ayverdi, bütün hayatını bu gayeye vakfetmişti. Dil, anahtardı. Dili kurtarmadan hiçbir şeyi kurtarmak mümkün değildi. İlhan Hanım, hocası Sâmiha Ayverdi Hanımefendi’den, bu yolda devamlı telkinler almıştı.

Üniversitelerin aklı başında hocaları, dürüst ve bilgili aydınlar neredeyse çaresizdiler. Onlardan ve o mahfillerden kuvvetli bir hareket gelmesi ihtimali fevkalâde zayıf görünüyordu. İşte bu noktada, büyük karar verildi ve dil meselesinin en çetrefil tarafının halledilmesi için harekete geçildi. Bir dilin kamus’u namusuydu. Türkçe’nin  örnekli ve dünyada geçerli dil anlayışıyla hazırlanmış bir sözlüğü yoktu. Oradan başlanacaktı. Türkçe’nin Lügati hazırlanacaktı ve bu büyük işi İlhan Ayverdi Hanım üstlenecekti.

İlhan Ayverdi ; örnek insan, örnek öğretmendi aynı zamanda.İlhan Ayverdi,  bir insan yetiştirme ocağının önde gelen ismiydi. O ocaktan yetişenler, yetişecek olanlar ve yolu düşen her memleket evladı, o’nun ilgisinden, bilgisinden ve güzel gönlünün ışığından faydalandılar. Ömrünün sonuna kadar, bunu aslî vazife bilerek, şaşılacak bir titizlikle uyguladı.

Belki şu dünya o kadar “iyi” bir insan profilini çok az görmüştür. Her şeyde ve herkeste, olan bitenlerde, yaşananlarda mutlaka iyi ve faydalı bir taraf bulması, her defasında sizde hayret ve hayranlık uyandırırdı. İyilik onda tabii olarak fışkırırdı. “Olanda hayır var”  düstûrunu hep duyar, bilir ve söyleriz: O, bunu âdetâ kendiliğinden yaşar ve yaşatırdı.

2005 yılıydı. Lügat bitmişti ve Topkapı Sarayı’nda bir tanıtım toplantısı düzenlenmişti. O toplantıya sağlığı elvermediği için katılamamıştı. Yanında bulunanlar : “Eser pek beğenildi. Gitsem belki bir benlik duygusu gelecekti. Rabbim bunu bana yaşatmadı…” dediğini naklettiler. İlhan Ayverdi kimdi, nasıl biriydi ve nasıl yaşadı? Sorularına bu bir misal bile en aydınlatıcı cevabı vermez mi?

Ayverdiler, vakıf insanlardı…

1960’lı yıllarda İlhan AYVERDİ, önce eşi yüksek Mimar-Mühendis ve müteahhit Ekrem Hakkı AYVERDİ’ ile birlikte, Anadolu ve Rumelini karış, karış gezerler, Osmanlı Mimari Eserleri fotoğrafları, mimari proje, rölöveleri ve hatıraları ile tespit edilir. 20 yıllık bir çalışma sonunda dört ciltlik devasa bir eser meydana çıkar. Bu gün birçoğu yıkılıp yok edilmeye devam eden Osmanlı Medeniyetimizin, Mimari Eserlerimiz ile vücut bulmuş ve asırlarca bulundukları yerlerde Osmanlının Tapuları olmuş eserler, gelecek kuşaklara ibret vesikaları olarak, tespit edilir. Kütüphanelerde baş müracaat eseri olma vasfındaki “Osmanlı Mimari Eserleri” kitapları tamamlanır. Bu çalışmada İlhan Hanım, Ekrem Hakkı AYVERDİ’ nin eşi ve yardımcısı olarak devamlı yanında bulunmuştur.

1970’li yıllarda İlhan Hanımın, aynı zamanda isim anası olduğu “Kubbealtı Akademisi Kültür ve San’at Vakfı”nın kuruluş çalışmaları, yine Samiha, Ekrem Hakkı ve İlhan AYVERDİ üçlüsü başkanlığında gerçekleştirilir. Kubbealtı; Osmanlı Sarayında Devlet işlerini görüşmek üzere vezirlerin ve diğer görevlilerin toplanıp karar aldıkları yerin adıdır.  Mütevelli Heyeti Başkanlığını İlhan AYVERDİ’nin yürüttüğü Kubbealtı Vakfının kuruluş gayesi, vakıf senedinde; “İlim, Sanat ve Musikide Türk Milletine has tarihten gelen haslet ve değerleri esas tutan millî tefekkür ve millî Sanatın ilelebed payidar olmasına yardımcı olmaktır. Bu sebeple, gayesiyle alâkalı gördüğü bilcümle ilmî ve içtimaî faaliyetlerde bulunmak.” şeklinde açıklanmıştır. Vakıf Otuz yılı aşkın süredir İstanbul, Bayezid’daki binasında düzenlediği haftalık seminer ve k onferanslar ile ilim, kültür ve sanat camiasının mümtaz isimlerinin gençlerle buluşturmaktadır. Musiki, hat, tezhip, güzel yazma-konuşma kursları ile talebe yetiştirmekte ve çok sayıda basılı yayın ile kitap neşretmesinin yanı sıra “Akademi Mecmuası” adlı dergiyi otuz altı yıldır kesintisiz olarak yayınlamakta olup, internet adresi; www.kubbealti.org.tr dır.

‘Yıl 1976  yılıdır  ve Misalli Büyük Türkçe Sözlük hazırlıkları, o yıl henüz başlamıştı. Merhume İlhan Ayverdi, sözlük çalışmalarıyla meşgul idi. Bir fenâ fi’llah yolcusunun, “fenâ fi’l-lugat” aşkının başlangıcına şâhit oluyordum. Yumuşak, müşfik ve 700 yıllık birikimin verdiği bir güvenle, sözlükçülüğün ve sözlüğün medeniyet tarihi açısından önemini izah ediyor, yöntem, kaynaklar ve çalışma plânından söz ediyordu. Üniversite tahsiline yeni başlamış bir mübtedi için yepyeni bilgilerdi bunlar. Sadece yepyeni değil, baş döndürücü bir projeydi de. Kelimeler… Fişlemeler… Örnekler… İzahlar… Ve Türkçe’nin en büyük sözlüğünü hazırlama heyecanı…

Tahsilim ilerledikçe, İlhan Abla’nın ve ekibinin heyecanını daha da iyi anlıyordum. Kaşgarlı Mahmut’tan sonra, Türkçe’nin sözlüklerini 1680 yılında Meninski’nin ve 1890 yılında Redhause’un yazdığını öğrenecektim. Şemseddin Sami’nin 1901 yılında yayımladığı Kamus-ı Türki’nin bile en büyük sözlük olma özelliğini kazanamadığını öğrenince de şaşıracaktım.

Kubbealtı Akademi Cemiyeti’nin o odasında, Türk medeniyetinin kelimelere aksetmiş kılcal damarlarının nabzının tutulduğunu anladığımda, mütevazı bir eski medrese odasının nelere şâhitlik ettiğini idrak etmiştim.’

Çeyrek yüz yıldan 3 yıl fazla, tam 28 yıl sürdü bu çalışma ve 2004 yılında 3 cild hâlinde neşredildi.

İlhan Abla’nın şahsında, büyük bir medeniyetin kelime hazinesi gün ışığına çıkmıştı. Artık Meninksi’ye de Redhause’a da ihtiyaç kalmamıştı. Her kelimenin dilde kullanılışının örnekleri, en seçkin müelliflerden ve en güzide şâirlerden alınan cümlelerle ve mısralarla desteklenmişti. Kaşgarlı Mahmud’un torunu, atasının da kullandığı örnekleme yöntemiyle, atasına lâyık bir sözlük hazırlamıştı.

Kubbealtı vakfının kuruluşu ile yaşıt bir başka projede “Kubbealtı Lügati” olmuştur. Aynı yıllara yaşanan Dil Karmaşası ve kavgaları Ayverdi üçlüsünü harekete geçirmiş ve zamanın Nihat Sami Banarlı, Faruk Kadri Timurtaş, Tahsin Banguoğlu, Faruk Nafiz Çamlıbel, Ahmet Topaloğlu, Orhan Seyfi Orhun gibi zirve edebiyat ve dil âlimlerinin de iştirak ettiği bir danışma heyeti ile yola koyununmuş ve bilahare teşekkül eden çalışma heyetinin başına İlhan AYVERDİ bizzat geçerek otuz üç yıllık ibadet ciddiyetindeki bir çalışma sonunda, XIII. ve XX.asır aralığındaki eserler taranarak, fişlenerek, yorumlanarak, üç cilt ve 3549 sayfalık Türkçenin bugüne kadar yapılmış en büyük lügati olan, Asırlar Boyu Tarihi Seyri İçinde, “Misalli Büyük Türkçe Sözlük-Kubbealtı Lügati” 2005 yılının sonunda Türk Dil ve Kültür Hayatına kazandırılmıştır.

A.Yağmu Tunalı bir makalesinde ; ‘İlhan Ayverdi,  bir insan yetiştirme ocağının önde gelen ismiydi. O ocaktan yetişenler, yetişecek olanlar ve yolu düşen her memleket evladı, o’nun ilgisinden, bilgisinden ve güzel gönlünün ışığından faydalandılar. Ömrünün sonuna kadar, bunu aslî vazife bilerek, şaşılacak bir titizlikle uyguladı.

Mutlaka söylemem gereken hususlardandır: Belki şu dünya o kadar “iyi” bir insan profilini çok az görmüştür. Her şeyde ve herkeste, olan bitenlerde, yaşananlarda mutlaka iyi ve faydalı bir taraf bulması, her defasında sizde hayret ve hayranlık uyandırırdı. İyilik onda tabii olarak fışkırırdı. “Olanda hayır var”  düstûrunu hep duyar, bilir ve söyleriz: O, bunu âdetâ kendiliğinden yaşar ve yaşatırdı.

2005 yılıydı. Lügat bitmişti ve Topkapı Sarayı’nda bir tanıtım toplantısı düzenlenmişti. O toplantıya sağlığı elvermediği için katılamamıştı. Yanında bulunanlar : “Eser pek beğenildi. Gitsem belki bir benlik duygusu gelecekti. Rabbim bunu bana yaşatmadı…” dediğini naklettiler. İlhan Ayverdi kimdi, nasıl biriydi ve nasıl yaşadı? Sorularına bu bir misal bile en aydınlatıcı cevabı vermez mi?

Bu lügat için de söyleyelim: Üniversitelerimiz, hiç olmazsa bu 34 yıllık çalışmanın hikâyesini, metodunu (veya metodlarını) olsun tesbit edip bize anlatmalıdırlar.*

Bakınız bu sözlüğün başlangıc hikayesini ve İlhan Ayverdi Hanımefendiyi yakından tanıma fırsatı bulan Prof. Dr. Nâmık AÇIKGÖZ o günleri   nasıl anlatıyor: ‘Kubbealtı Akademi Cemiyeti’nin serin ve insana huzur bahşeden bir odasına girdiğimde, 20. yüzyılın Kaşgarlı Mahmud’uyla tanışacağımı bilmiyordum.

Bıyıklar bile terlememiş bir mübtedi idim ve üniversiteyi o yıl kazanmıştım. Yıl 1976 idi ve Misalli Büyük Türkçe Sözlük hazırlıkları, o yıl henüz başlamıştı. Merhume İlhan Ayverdi, sözlük çalışmalarıyla meşgul idi. Bir fenâ fi’llah yolcusunun, “fenâ fi’l-lugat” aşkının başlangıcına şâhit oluyordum. Yumuşak, müşfik ve 700 yıllık birikimin verdiği bir güvenle, sözlükçülüğün ve sözlüğün medeniyet tarihi açısından önemini izah ediyor, yöntem, kaynaklar ve çalışma plânından söz ediyordu. Üniversite tahsiline yeni başlamış bir mübtedi için yepyeni bilgilerdi bunlar. Sadece yepyeni değil, baş döndürücü bir projeydi de. Kelimeler… Fişlemeler… Örnekler… İzahlar… Ve Türkçe’nin en büyük sözlüğünü hazırlama heyecanı…

Tahsilim ilerledikçe, İlhan Abla’nın ve ekibinin heyecanını daha da iyi anlıyordum. Kaşgarlı Mahmut’tan sonra, Türkçe’nin sözlüklerini 1680 yılında Meninski’nin ve 1890 yılında Redhause’un yazdığını öğrenecektim. Şemseddin Sami’nin 1901 yılında yayımladığı Kamus-ı Türki’nin bile en büyük sözlük olma özelliğini kazanamadığını öğrenince de şaşıracaktım.

Kubbealtı Akademi Cemiyeti’nin o odasında, Türk medeniyetinin kelimelere aksetmiş kılcal damarlarının nabzının tutulduğunu anladığımda, mütevazı bir eski medrese odasının nelere şâhitlik ettiğini idrak etmiştim.

Gerçek bir derviş de olan İlhan Abla, sözlük projesi ile, aynı zamanda bir dil dervişi gibi de davranmıştı. Neredeyse bir ömür adanarak ortaya çıkan bu sözlük, şimdi öksüz kaldı. Muhterem eşleri ve bizlerin Ekrem amcası, 1984 yılında Hakk’a yürüdüklerinde muhteşem Osmanlı mimarisi yetim kalmış; 1993 yılında, 20. yüzyılın irfan hazinesi Samiha Ayverdi Hakk’a yürüdüklerinde, evlatları ve cilt cilt eserler öksüz kalmıştı. Aslında, Yetimler Yetimi’nin sevdalıları yetim ve öksüz kalmıştı.

Mehmet Niyazi bey Kubbealtı Vakfını ve İlhan ve Ekrem Hakkı Ayverdilerin  yaşadıkları semti ve evin onun haleti ruhiyesinde bıraktığı etkiyi şöyle anlatıyor ; ‘Fatih-Fevzipaşa Caddesindeki evleri, dıştan bakıldığında, her bina gibi bir bina idi fakat içi, buram buram tarih kokuyordu. Eşyasıyla, duvarlardaki Hilye-i Şerifler ve hüsn-i hat levhalarıyla ve en önemlisi, tüm bunlara ruh veren insanlarıyla, bu saadethane, geç kalmış bir tarih sahnesi gibiydi. Bina, bina olmaktan çıkmış, her tarafına hikmet ve ulûhiyet sinmiş bir mekân hâline dönmüştü. Gelenler, ruhları arınarak ve yücelerek çıkarlardı bu evden.

Dünyanın en ciddi ansiklopedilerinden biri olan Almanların Brokhaus’unun ilk baskısı 1802 yılında sadece iki cilt halinde yapılmıştı. Şimdi ise koca koca ciltlerden oluşan genel kültür bölümünün yanı sıra teknik, tıp, din gibi değişik türleri vardır. Herhalde lügat için de havuz benzetmesi yapılmalıdır. Bir kelime eskidi gerekçesiyle lügatten çıkarılamaz, çünkü o kelimenin geçtiği metinleri okuyanlar onu bilmezlerse nereye bakacaklar? Lügat geçmişe dönük olduğu gibi geleceğe de bigane kalamaz. Dil canlı bir organizmayı andırır; her gün yeni bir kelimeyi bünyesine katar. Mükemmel hazırlanmış bir lügate bu son şeklidir gözüyle bakılmamalı, belli periyotlarla ele alınmalıdır.

Dil bir milletin şah damarıdır. Bunun için her devlet üniversiteler gibi bilim kurumlarıyla dilinin üzerinde hassasiyetle durur. Ne çare ki resmi makamlarımız dilin öneminin pek farkında değildirler. Zaten resmi merciler görevlerini yapmadığından idealistler büyük yüklerin altına girmek zorunda kalıyorlar. İlhan Ayverdi Hanımefendi’nin imzasıyla yayınlanan “Misalli Büyük Türkçe Sözlük”ü hazırlamak bizim gibi bir toplumda sivil bir kurumun altına gireceği bir iş olabilir mi? Emeği geçen bilim adamlarımıza, danışma kuruluna, özel alan danışmanlarına bakınca ülkemizin en ciddi bilim insanlarının uzun yıllar gayretleriyle bu muhteşem eserin günışığına çıktığını görüyoruz.

Kubbealtı Akademisi imzasıyla değil de “İlhan Ayverdi”nin adıyla yayınlanması herhalde bir kadirşinaslık ifadesidir. Rahmetli Samiha Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi, Kubbealtı Akademisi’nin kurulmasında çok önemli rol oynadıkları gibi, diğer çalışmalarıyla da kültür ve bilim hayatımızda unutulmaz hizmetler yapmışlardır. İlhan Ayverdi de onları hatırlatması bakımından çok isabetli seçilmiş bir isimdir. Şu satırlar da seviyesini güzel sergilemektedir: “On sekiz yaşından itibaren ömrünü büyük mürebbi Ken’an Büyükaksoy’un yolunda sırasıyla Mehmet Örtenoğlu, Samiha Ayverdi ve Ekrem Hakkı Ayverdi gibi seçkin büyüklerle yaşamıştır. Bir hizmet aşkı ve gayreti varsa hepsi onlardandır. Gerektiği ölçüde muvaffak ve semereli olamamışsa, sadece bu kendisine aittir. Affola!..”

Enfes şekilde hazırlanmış ve basılmış üç kalın ciltten oluşan Kubbealtı Lügati’ni biraz karıştıran ne önemli boşluğu doldurduğunu hemen kavrar. Bu değerli insanların böyle yorucu bir işi niçin omuzladıkları lügate yazdıkları önsözden anlaşılmaktadır: “Dil taşıyıcıdır; bir milletin kültürünü, sanatını, imanını, düşünüş sistemini, yaşayış özelliklerini, sahip olduğu değerleri asırlar boyunca dünden bugüne taşıyan kutsal bir nehir gibidir. Bu sözlük Türk dilinin bir nehirden alınan bir dökümü, bir nevi envanteridir.” Şeyhname’yi yazıp bitirince, Firdevsi’nin “Artık Acem dili kıyamete kadar bakidir.” dediği rivayet edilir. Kubbealtı Lügati’ni inceleyince de insanın “Dilimizden rahatsız olanlar, artık onu yıkamazlar.” diyeceği geliyor.

Merhum İlhan Ayverdi, Türk milletini de, Türk devletini de, Türk dilini de çok sevmiş, ömrü boyunca bunların diri ve iri durması için mücadele vermiştir. O, ana dili olan Türkçeye adeta bir ömür adamıştır. Bu dil için yaşamış, bu dil için nefes almıştır.  O, Türk ilim hayatında kapsamlı bir sözlük hazırlayan ilk kadındır. Onun, milletine en büyük hediyesi 34 yılda tamamladığı “Misalli Büyük Türkçe Sözlük” adlı muhteşem eseri olmuştur.

“Kubbealtı Lügati” olarak da bilinen “Misalli Büyük Türkçe Sözlük” 2005 yılında tamamlanarak kütüphanelerimizdeki yerini almıştır. Sözlük hazırlanırken 400 yazarın bine yakın eseri taranmıştır. İlhan Ayverdi, bir kuyumcu titizliğiyle hazırlamıştı eserini. 100 bin kelime ve deyim yer alıyor bu kıymetli eserde. İlhan Ayverdi’nin deyimiyle Türkiye Türkçesi’nin söz hazinesini kapsayan bu sözlükte yaşayan dilimizin kelimelerine, deyimlere, terimlere, yer yer mazmunlara, edebî manalara ve ansiklopedik açıklamalara, 13. yüzyıldan itibaren var olup halk ağzında yaşamış olan ve Arap harfleri ile yazılan eserlerde, vesikalarda yer alan kelimelere, Türkçesi olduğu halde yaygınlaşan yabancı kelimelere, Türkçesi olmayan yabancı kelimelere de yer verilmiştir. 3549 sayfalık ve üç ciltlik bu eser Türkçemize bundan sonra daima hizmet edecektir. Gençlerimiz en doğru bilgilere bu sözlükten ulaşabilecektir.

Merhum İlhan Ayverdi “Misalli Büyük Türkçe Sözlük” adlı eseriyle 2005 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından dil alanında “Yılın Yazarı” seçilmiştir. O, bu ödülü fazlasıyla hak ediyordu. Bu eserin her kitaplıkta muhakkak bulunması gerekir. Misalli Büyük Türkçe Sözlük’ün müellifi ve Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı Başkanı İlhan Ayverdi, yaşadıkça değer bilmiş ve değer görmüş mümtaz bir Hanımefendi’ydi. Vefalı olduğu ve değer bildiği için kendisinin de yaşarken değeri bilinmiştir. Yaşarken hakkında kitaplar yazılan sayılı insanlardan biridir kendisi. Aysel Yüksel’le Zeynep Uluant baş başa verip İlhan Ayverdi’yle ilgili “Bir Hayat Bir Lügat” adlı eseri kaleme almışlardı. Onları yine İsmet Binark’ın İlhan Hanım’ı anlatan “Bir İhlâs Abidesi İlhan Ayverdi” (Altay Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı Yayını, Ankara 2006) isimli kitabı takip etmiştir. Keşke bu güzel örneklerin sayısı artsa ve insanların kıymeti yaşarken bilinse…

İlhan Ayverdi, tabir caizse günümüzün Kaşgarlı Mahmud’uydu. Onun hazırladığı sözlük, bir sözlükten çok daha fazlasıydı. Adeta Türk dilinin envanterini çıkarmıştı bu zorlu çalışmasında. Ömrünün son deminde, “Misalli Büyük Türkçe Sözlük” adlı eseriyle Türk Dil Bayramı çerçevesinde 2008’de ‘Türk Diline Hizmet Ödülü’ne layık görülmüştü.

Bu lügat için de söyleyelim: Üniversitelerimiz, hiç olmazsa bu 34 yıllık çalışmanın hikâyesini, metodunu (veya metodlarını) olsun tesbit edip bize anlatmalıdırlar

Tasavvuf terbiyesiyle yetişmişti İlhan Ayverdi. Mehmet Örtenoğlu’nun vasıtasıyla Samiha Ayverdi’yle tanışması İlhan Hanım’ın hayatında dönüm noktası oldu. Daha sonra Kenan Rifai’ye intisap etti. Hakkı Devrim’in tabiriyle İlhan Hanım veliyullahtandı. O, bir fenafillâh yolcusuydu. O, eşi Ekrem Hakkı ve görümcesi Samiha Hanım gibi vakıf insandı.

Türkçenin en büyük sözlüğüne imza atmış olan İlhan Ayverdi, 06 Kasım 2009 tarihinde çok sevdiği Rabbine iltica etti. Onun ömrünü verdiği sözlük öksüz kaldı. Türkçe bir sevdalısını daha kaybetti. Merkez Efendi Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından manevî rehberi Kenan Rifai’nin ve gönül dostu, görümcesi Samiha Ayverdi’nin de kabrinin bulunduğu Merkez Efendi Mezarlığı’nda toprağa verildi. Son söz Yahya Kemal Beyatlı’nın olsun:

“Tekrar mülâkî oluruz bezm-i ezelde

Evvel giden ahbâba selâm olsun erenler”

.

http://www.kubbealti.org.tr

http://www.hicrandergisi.com/edebiyat/biyografi/ilhan-ayverdi-ve-misalli-buyuk-turkce-sozluk.html

 


Web Tasarım: Arena Ajans