Ankara’nın Brüksel Hamlesi: Dosta Düşmana Mesajlar Hamulesi

Başbakanımız Ahmet Davutoğlu’nun çok iyi çalışılmış Brüksel ziyareti gündeme bomba gibi düştü. Avrupa’yı olduğu kadar Amerika ve Rusya’yı da köşeye sıkıştıran ziyaretin detaylarına bakalım bu makalemizde…

Ankara’daki patlama nedeniyle iptal edilen Brüksel ziyareti bu defa kendiliğinden bir Avrupa Birliği Zirvesi’ne dönüştü. Avrupa birliği liderlerine önemli bir çalım atan başbakanımız Davutoğlu, Zirve’den bir gün önce Alman Şansölyesi Angela Merkel ve Hollanda Başbakanı (AB Dönem Başkanı) Rutte ile altı saat süren görüşme yaparak ön aldı.  Bu görüşmede Avrupalıların uykularını kâbusa dönüştüren Suriyeli göçmenler konusu masaya yatırıldı.

Masada Türkiye, Avrupalıların tüm korkularını ve endişelerini giderecek bir öneriler paketiyle geldi. Bu pakete göre Suriyeli göçmenler Ege üzerinden Avrupa’ya mülteci olarak geçebilme umutlarını kaybediyorlardı. Bu bağlamda kapsamlı bir geri kabul anlaşması yapıldı ve Avrupa’ya düşenler ve bizim yapacaklarımız tek tek tadat edildi.

Bu esnada gene Başbakanımızın ifadesiyle ‘Kayserili pazarlığı’ yürütüldü. İki yılda üç milyar Euro vermeye nazlanan AB liderleri, Zirve’de iki yılda altı milyar Euro vermeye ve geri kabulle ilgili tüm masrafları karşılamaya razı edildi. Tüm bunların yanı sıra Hollanda dönem başkanlığı döneminde beş faslın açılması ve buna karşı çıkan Kıbrıs Rumlarının susturulması da cabası oldu. Belki de Zirve’nin Türk halkı açısından en önemli sonucu, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye vizeleri haziran sonunda kaldırmayı kabul etmesi oldu. Tabii ki alınan tüm bu karalar 18 Martta yapılacak Avrupa Birliği Konsey’inde onaylanacak.

Vizelerin kalkması için Türk parlamentosundan dokuz maddenin geçmesi bu hususta önemli bir konu olarak karşımızda durmaktadır. Muhalefetin destek vermesiyle 1 Mayısa kadar gerekli kanuni ilerlemeler kaydedilebilirse Haziran’da tüm Türk halkı elini kolunu sallayarak Avrupa ülkelerine seyahat edebilir hale gelecektir. Bunun ticaret ve turizm hayatımızda ne denli mühim değişim ve dönüşümlere gebe olduğu, malların paranın sermayenin ve işçilerin dolaşıma muhtaç olduğu küresel dünyada, izahtan varestedir.

Öte yandan bu zirvede de bir kez daha görülmüştür ki, Kıbrıslı Rumlar Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizi zehirleyen en önemli aktördür. Bu bağlamda hem kendi içlerinde ihtilafa düşen Avrupalı liderler bir yandan Merkel’in liderliğiyle Türkiye’nin taleplerini kabul etmek ve hem de Kıbrıs konusunda Türk tezleri ekseninde uzlaşmaya varmak durumundadırlar.

Netice itibarıyla, Türkiye Avrupalılara insani değerleri bir kez daha öğreten Türkiye, Suriye’de en başından beri barışın yegâne teminatı olarak gördüğü ‘güvenli bölge’ (security heaven) oluşturulması politika ve söylemini resmi belgelere geçirmeyi başarabilmiştir. Göçmen tehdidinin oluşturduğu ve Türkiye’nin açık kapı politikası uygulayarak üç milyon mülteciyi misafir etmesiyle ortaya çıkan durum, ülkemizi Avrupa Birliği nezdinde bir kurtarıcı pozisyonuna taşımıştır.

Haddi zatında Avrupa açısından utanç olan bu durum, Türkiye’nin bölgede her zaman oyun kurucu olmasa da oyun bozucu olabileceğini göstermiştir. Merkel’in dediği gibi, Ortadoğu’da Türkiye’ye rağmen hiçbir şey yapılamaz. Türkiye’siz olmaz, vesselam…

Prof. Dr. Hüsamettin İNAÇ

husamettininac@yahoo.com

 


Web Tasarım: Arena Ajans