Ankara Patlaması ve Rusya’nın Suriye’den Çekilme Muamması:

Otuz yedi vatandaşımızın hayatına mal olan menfur saldırının kim tarafından ve neden yapıldığına dair rivayet muhtelif. Çoğu politik analist köşeye sıkışan, hendek politikasının altında kalan PKK terör örgütünün nefes almak ve Türkiye’yi sürdürdüğü ısrarlı ve sistematik şehir savunmasından vazgeçirmek için bu patlamaları yaptığını ifade ediyorlar. Kamuoyu ise sürdürülen yayın yasağının müsaade ettiği ölçüde ulaşan bilgi kırıntılarına dayanarak terörün faili olarak PKK’yı görmekte…

Ancak ben biraz farklı düşünüyorum. Her ne kadar saldırıyı gerçekleştiren teröristlerin PKK ve HDP bağlantısı kanıtlanmış olsa da, bu durum bu haydutların arkasında ve saldırının tertibinde yabancı bağlantısı olmadığı anlamına gelmez. Bu dış bağlantıyı bulmak son altı aylık dış politika gelişmelerini takip eden dikkatli okuyucular açısından pek de zor olmasa gerektir.

Malum olduğu üzere Türkiye’yi kana bulayan menfur saldırılar silsilesi ülke sınırlarımızı ihlal eden Rus uçağının vurulmasıyla birlikte yeni bir ivme kazandı. Mahut uçağı vurmamız sadece Esed rejimine nefes aldırmakla kalmadı aynı zamanda Türkiye’nin Afrin-Azez-Cerablus-Mare arasında oluşturmayı olmazsa olmaz gördüğü güvenli bölgeyi PYD üzerinden aşındırmanın da yolunu açmış oldu. Ne var ki, sınırı ihlal edilen ve dolayısıyla egemenliği tehdit altına giren Türkiye’nin Rus uçağını vurmaktan başka bir çaresi de yoktu.

Bu olayın vuku bulmasından sonra akıl ve ruh sağlığını kaybederek Türkiye’ye saldıran ve özellikle ekonomik anlamda agresif politikalar uygulayarak Türkiye’yle nerdeyse tüm ekonomik ve siyasi ilişkilerini sona erdiren Rus diktatör Vladimir Putin, Azerbaycan’la Türkiye arasındaki yakınlaşma politikasına bir cevap olarak bu menfur terör eylemini gerçekleştirdi. Avrupa’nın Rusya’ya petrol ve doğalgaz bağımlılığını tamamen ortadan kaldıracak TANAP’ı (Trans-Atlantik Doğal Gaz Petrol Boru Hattı Projesi) hızlandırmaya yönelik bu hafta (15 Mart 2016) gerçekleşecek ve Türkiye-Azerbaycan Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’ni toplayacak ziyaret öncesinde, bu ziyareti iptal ettiren bu terör eyleminin gerçekleşmesi gözlerin Rusya’ya dönmesine neden oldu. Nitekim 16 Şubat 2016 tarihinde de gene Cumhurbaşkanımızın Azerbaycan ziyareti öncesinde Ankara bir menfur terör eylemine daha maruz kalmıştı. Bu iki olayın art arda gelmiş olması asla tesadüf olamaz.

Nitekim tam da bu esnada, MİT tırları ihanetine imza atan içimizdeki hainlerin de yardımıyla Rusya, Türkiye’nin İŞID’dan petrol aldığı ve İŞID’a yardım ettiği algısını tüm dünyaya yaymaya başladı. Amerika da birtakım düşünce kuruluşları da bu algıyı Birlşemiş Milletler kararı gibi sunarak pekiştirmeye çalıştı. Ortadoğu’da terörün ve teröristlerin hamisi konumundaki bir diğer aktör olan Amerika’nın bölgeyi boş bırakmasını fırsat bilen Rusya, uçaklarını, beş bine yakın askerini, donanmasını, füzelerini taşıyarak ve muhalifleri ve sivilleri öldürerek rejimin etkin olduğu bölgelere tedricen iyice yerleşti.

Peki, Tartus ve Lazkiye’deki üslerini modernize eden ve Suriye denkleminde aktörlere müdahale imkânı sağlayan basit bir siyasi manevra alanı olmaktan başka hiç bir anlam taşımayan İŞID’e alan açan Rusya’nın ani bir biçimde birliklerini geri çekeceğini açıklaması ne anlama geliyor? Bölgesel aktörler ve özellikle Türkiye açısından bu çekilme kararı hangi sonuçları doğuracak?

Rusya’nın çekilme kararı zannımca Kırım ve Ukrayna’ya yeni bir saldırının habercisi olarak karşımıza çıkmakta. Karadeniz’e hâkim olabilmek için tek sığınağı olan Kırım ve Ukrayna’yı kaybetmemek için bu bölgedeki varlığını tahkim etmek mecburiyetinde olan Rusya, Suriye’den kısmen çekilme tavizinde bulunacaktır. Öte yandan İŞID’a karşı yakın zamanda başlaması beklenen Halep operasyonun maddi ve operasyonel yükünü paylaşmama arzusu da Rusya’yı Suriye’den çekilmeye zorlayan bir saik olarak vücut bulmakta.

Ortadoğu’da Rusya’yla zımni bir anlaşmaya imza atarak haddi zatında Rusya, İran, Türkiye, Suudi Arabistan ve Suriye’yi birbirine kırdırma politikası tatbik eden Amerika, Libya’da daha önce ihanet ettiği Rusya’ya bu defa İŞID’a karşı mücadelede işbirliği önermiş gibi görünüyor. Nitekim Kasım ayında seçime gidecek Amerika’nın yılbaşına kadar Suriye’yle ilgili radikal bir karar almayacağı da sır değil.  Bundan dolayı Libya’da Birleşmiş Milletler temelinde ve İŞID’la mücadele kapsamında Rusya-Amerika arasında bir denge politikası güdüleceğini öngörebiliriz. Her şey hafta sonu Cenevre’den çıkacak karar bağlı. Eğer Cenevre’de bir uzlaşı gerçekleşirse Esed’in de sözde meşru bir siyasal aktör olarak katılacağı seçimler, Suriye gündeminin ilk maddesini teşkil edecek.

Cenevre’de uzlaşılamayan noktalardan birisi de Suriye’nin yeniden imarı meselesi olacak. Uzmanların verdiği bilgilere göre Suriye’nin savaş başlamadan önceki refaha ve mimari altyapıya ulaşması için asgari dört yüz seksen milyar dolara ihtiyaç var. Petrol ve doğalgaz zengini Irak’ın yeniden imarı için gereken altı yüz milyar dolar bile henüz bulunamamışken hiç kimsenin fakir Suriye’ye para harcamak istememesi ne büyük müşkülat…

Rusya’yı geri çekilmeye sevk eden en önemli nedenlerden birisi de bir yanda Ukrayna’da diğer yanda Kırım’da varlık göstermeye çalışan öte yanda Gürcistan’la savaş halinde olan ve Azerbaycan’ın bir kısmını işgal eden Rusya’nın ekonomik anlamda uzun soluklu bir savaşı finanse edemeyecek kadar zayıf ve kırılgan olması. Öyle ki Merkez Bankasındaki beş yüz milyar dolar çoktan erimiş durumda. İran, Suudi Arabistan ve Rusya’yı zayıflatmaya yönelik Amerikan destekli OPEC politikası hedefine ulaşmış görünüyor. Nitekim daha dün yüz elli dolar olan petrolün varil fiyatı hali hazırda otuz doların altına düşmüş durumda. Demokrasinin işlemediği Rus coğrafyasında Putin’in çoktan gözden çıkardığı halk, açlıktan inim inim inlemekte. Bir yıl önce otuz beş olan dolar-ruble paritesi bugün sekseni aşmış durumda.

İkinci sorumuza gelelim: Bölgesel aktörler ve özellikle Türkiye açısından Rusya’nın aldığı bu çekilme kararı hangi sonuçları doğuracak? Öncelikle Amerika’nın bölge aktörlerini birbirini kırmasına yönelik oluşturulmuş denge ve kanlı pat durumu İran ve Türkiye lehine bozulmuş olacak. Her ne kadar Rusya’nın en yakın müttefiki olmasına rağmen, bölgedeki etkinlik alanını daralttığı gerekçesiyle Rus varlığından rahatsızlık hisseden İran’ın geri çekilmeden memnun olacağı kesin. Şii bölücülük ve şiddet politikası izleyen İran, Hizbullah üzerinden Suriye’de daha fazla varlık gösterecek.

Öte yandan bu geri çekilmeden olumlu etkilenecek olan bir diğer bölgesel güç de Türkiye olacak. Zira Rusya’nın desteğini kaybedecek olan PYD, bir yandan Afrin bölgesinde İŞID’e karşı yalnız kalacak ve hem de Türkiye’nin oluşturulmasını baştan beri savunduğu güvenli bölge (security heaven), daha fazla mümkün hale gelecek. Alman Şansölyesi Merkel’in de Avrupa’ya göçmen akınını önlemek için Erdoğan’ın güvenli bölge tezini sahiplendiği biliniyor.

Türkiye’nin daha aktif bir şekilde muhaliflere destek vermesi sayesinde rejimin gerilemesi ve zayıflaması ihtimali de gittikçe güçlenecek. Bu sayede eli kanlı terör örgütü PYD’nin Türkiye’nin güneyini gasp etmesi ve Kuzey Irak’la yürütülen petrol ticaretinin akamete uğraması endişesi ortadan kalkmış olacak. Ayrıca Türkiye’de terörü şiddetlendiren ve güvenlik tüketen Amerikan destekli PYD’nin zayıflaması PKK ile mücadele eden Türkiye’ye moral üstünlük kazandıracak.

 

Tabii ki tüm bu olumlu analize ihtiyat kaydı düşmek ve Rusya’nın aldığı kararları uygulama noktasında ne kadar güvenilir olduğu rezervini de eklemek gerekiyor. Rusya’nın ne ölçüde ve ne kadar çekileceğini önümüzdeki günlerde hep beraber göreceğiz.

 

Prof. Dr. Hüsamettin İNAÇ

husamettininac@yahoo.com


Web Tasarım: Arena Ajans