BU KADRO DEVE KUŞU KADROSU MU?

Hafta başında Emet  bor’da Emet ve Hisarcıkta kadro bekleyen 700 kişi… Emet belediyesinde  63,Emet hastanesinde 29,Milli eğitimde 15,ve dahi orman,karayolları, derken 1000’e yaklaşan taşeron işçiler  tüm ülkede  720 bin taşeronda olduğu gibi akıl tutulması yaşadı.

Öncelikle belirtelim ki hükümetin taşeron işçi sınıfı ile ilgili şuanki durumdan daha iyi bir iyileştirme  çabası içinde olduğu bir gerçektir. Taşeron sistemi gibi  milenyum çağına yakışmayan ancak ülkemizde her geçen gün  sayıları hızla artan taşeron işçilik sistemi,emeğin resmi kanalla  sömürülmesinden başka bir şey değildi.Ama bulduğunuzu sandığınız çözüm yeni sorunlar yaratıyorsa, bunun adı çözüm değil,ötelemektir.Ve yeni sistem daha çok sorun getiriyor görünmektedir.

Başbakanın açıklamalarıyla  720 bin taşeronun kadroya geçmesi haberi  ilk etapta beklentileri üst seviyelere çıkardı. Çünkü kadrolaşma deyince bizim işçimizin ilk aklına gelen şeyler belliydi” Öncelikle aynı işyerinde çalıştığı kadrolu işçi arkadaşıyla aynı maaşı almak. Sosyal haklarının düzelmesi ve iş güvencesi”

Sayın başbakanın ilk açıklamalarında eksik kalan şeyler doldurulmaya başlanılınca  kafalar bir hayli karıştı.;” Önceki haklarından vazgeçmek, şuan aldığı maaşla devam etmek,sınav,özel sözleşme”

Belediyeler ile ilgili bölümse  daha karmaşıktı… Şirket kurulacak. Sözleşmeli işe alınacak vs…

17 yıldır Emet ilçesinde taşeron olarak çalışan arkadaşlarımız var. Bu arkadaşımız kadro için  hak talep etmeyip 17 yılını mı yakacak? Kadro denilip 3 yılda bir sözleşme demek, 3 yıl sonra işten çıkarabilir anlamını taşımaz mı? Aynı ücretle işe devam etmek;”Eşit işe eşit ücret” ilkesine aykırı değil mi? Vs vs…

Bu işin özeti maliye bakanının açıkladığı cümlelerden ibaret;” “Kamuya beklenenin dışında özel bir maliyet getirmesini beklemiyoruz. Getirdiğimiz sistem yeni bir statü. Bu statünün mali ve sosyal haklarını kanunda belirliyoruz. Bu arkadaşlarımız mevcut almakta oldukları aylıklarla kamuya geçiyorlar”

Yani yeni statü ile yeni bir işçi sınıfı doğuyor ki onada Devekuşu kadrosu diyebiliriz… Ne şuanki şartları taşıyan işçi sınıfı gibi kadrolu,nede izin hakkı bile yeni yeni kazanılmış, emek değeri düşük taşeron  sınıfı… Ortasında bir yerlerdesin…Hani deve kuşu hikayesi gibi.Deve misin Kuş musun?Belli olmadan arada emekli ol git kardeşim…

Altını çizelimki yolun başı ve sonu yerine ortasında olmakta kabul edilebilir bir ilerlemedir.

İşçi sınıfımızın hakları adına azda olsa ilerleme olarak görülen en önemli gelişme  iş güvenliğinin sağlanmasıdır.… (Tabi bu 3 yılda bir sözleşme yenilemeyide mantıklı açıklayabilirsek?)

Gelişmeleri önümüzdeki dönemde hep birlikte izleyeceğiz.Şimdi olaya birazda mizahi yaklaşıma 2 güzel fıkra ile noktalayalım.

MİZAH PENCERESİNDEN  TAŞERONA KADRO HİKAYESİ

HÜKÜMET GÖSTERDİ,GERİ ÇEKTİ!

2 arkadaş kahvede konuşuyorlar.Tabiki gündem taşerona kadro meselesi… Ateşli ateşli yorumlar –ki ikiside bilmiyor ne olduğunu ve bundan sonra ne olacağını? Durumu anlamaya çalışıyorlar.

Çaylar kahvelerle muhabbette koyulaşıp,iş gırgıra geliyor.

Biri diyorki;

“Bak bu hükümetin taşerona kadro hikayesi şu fıkraya döndü;

Adamın biri dahiliye uzmanına gitmiş. Doktor hastayı soymuş. Sırtına dinleme aletini dayamış ve :
-Nefes al, bırak, nefes al, bırak, diyerek muayeneyi tamamlamış.

Muayene bitince vizite ücreti olan 100 tl’yi ödeme sırası gelmiş.Hasta muayene ücretini çıkarmış ve doktorun burnuna uzatmış .
-Kokla bırak, kokla bırak.

“Kardeşim,hükümetin bu kadro veriyorum lafıda buraya vardı.Hükümet

Parayı gösterdi ama vermiyor!!!

BUHARLA OY ALINIR MI?

Seçim olsa bu olay sandığa nasıl yansır? Oylar artar mı azalır mı? diye devam eden muhabbet diğer arkadaşın fıkrası ile son buluyor;

“Bir yoksul, nasılsa elde ettiği kuru arpa ekmeğini, bir aşçı dükkânına gidip tenceresinden çıkan buhara tutar, yumuşatır ve yermiş.

Ekmeği tamamıyla yedikten sonra aşçı, yoksulun yakasına yapışmış; “buharımın parasını ver” demiş. Adamcağız; “yahu, insaf et, buhar da para ile satılır mı?” demişse de dinletememiş.

Sonunda mahkemelik olmuşlar ve kadılık yapan Hoca’ya gitmişler.

Hoca davayı dinledikten sonra cebinden iki akçe çıkarıp iki avucunun arasına kor, davacıyı çağırıp iyice dinledikten sonra avuçlarını adamın kulağına yaklaştırır ve sallar. Paralar da avucunda şıngır şıngır sallanır.

Adama, “haydi” der, “al paranın sesini ve git. “

Aşçı, “paranın sesi alınır mı” deyince Hoca şöyle cevap verir:

-“Yemeğin buğusunu satan, paranın sesini alır. “

-Velhasıl kardeşim buharla OY ALINIR MI?


Web Tasarım: Arena Ajans