Connect with us

DR. KADİR GÜLER

EĞİTİM SİSTEMİMİZ ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER/BİR

Hun, Göktürk ve Uygur devletlerinin eğitim anlayışlarını ortak hayat şartları belirlemiştir.  Türklerde ilk eğitim aile eğitimiydi. Erkek çocuklar baba, kız çocuklar anne tarafından yetiştirilirdi. Boy ve oba eğitimi ikinci eğitim yeriydi. Şaman, Kam, Baksı, Ozan, Dede, Aksakal denilen inanç insanları ve obanın büyükleri gençleri eğitir ve yetişmelerine katkı sağlardı. MÖ 10. asırdan itibaren Saka, Avar ve Hunlarda İlk temel eğitimin savaş eğitimi olduğunu söylemek mümkündür. Bu eğitimin bilge kişisi alp tipidir. Bu temel eğitimde Töre denilen sözlü eğitim unsurları kutsal metinler gibi değerlendirilmiş ve töre dışına çıkmak cezalandırılmıştır. Türk kelimesi Türük/Törük kelimesinden töre sahibi kut/güç kudret sahibi anlamında kullanıldığı için eğitim anlayışı da töreye ve kuta uygundur.

Eski Türklerde mesleki eğitimin yani beceriye dayalı sözel eğitimin de yaygın olduğunu söyleyebiliriz. Yaşamak için gerekli araç ve gereçlerin yapımı usta çırak eğitiminin varlığını göstermektedir.

Bilge denilen kişiler yönetici ve devlet adamı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilge Kağan buna örnektir. Bozkır hayatı, savaş ruhu bu eğitimin sözlü ve uygulamalı olarak verildiğini gösterir. Türklerde bu eğitim askerî içeriklidir. Dilimizdeki ordu, asker, savaş, at ve kılıç terimleri eğitimin amacını gösterir. Bu eğitimin usta-çırak ilişkisiyle şekillendiği anlaşılır. Türklerde eğitimin inançla, dinle verildiği de görülmektedir. Dini metinler özellikle Budizm metinleri Hunlardan Uygurlara Türkleri eğitmiştir. Göktürk kitabeleri Türklerin eğitiminin en önemli metinleridir. Göktürk metinleri lider eğitimine dayalı bir metodun varlığını göstermektedir.

Göktürk eğitimcilerini Baba, Anne, Aksakallılar, Şamanlar, Ulu Kağanlar, Tarkanlar, Kamanlar, Dedeler, Ustalar, Otacılar ve Aksungurlar olarak sıralamak mümkündür. Eğitim kahraman yaratma ve onu örnek alma prensibine dayanır. Gözlem, sözlü anlatım, tecrübe ve uygulama önemli metotlardır.  Eski Türklerde eğitim ve öğretim, yönetenlerin eğitiminden başlamak şartıyla silsile halinde herkese açık, sürekli ve devamlılık ilkesine dayanmaktadır.

Sogdca metinler, Uygurların Budizm ve Maniheizm’e yönelmeleri ve şehirleşmeleri eğitim anlayışını dini mekânlara taşımış ve dini içerikli eğitim öne çıkmıştır. Beş Balık/Beş şehir metinleri ve Turfan şehri, Uygur Türklerinin kütüphaneler dolduracak kadar kitabi metinlere sahip olduğunu ve matbaayı kullandıklarını göstermektedir. Kütüphanelerde özellikle dini inançlara dayalı fal, sihir, büyü ve diğer hastalıklarla ilgili eserler göze çarpmaktadır. Hey’et ilmi/Astronomi, on iki hayvanlı takvimler, tıp ve hastalıklarla ilgili eserler öne çıkmaktadır. Uygurlarda eğitimli kişilerin getirildiği kâtip, musahip ve haciplik müesseseleri yaygınlaşmıştır. Yedinci asırda Uygurca basılmış kitaplarda geçen Uygurca bazı kelimeler önemlidir: Bitig, Bitigçi, Bilig gibi. Bu kitaplar, Gutenberg/1450’den yedi asır önce Uygurlarda matbaa kullanıldığını göstermektedir.

 

Kelime anlamı derese/ders kökünden gelen ve ilim öğrenmek ve okumak manasında kullanılan Medrese, lise ve yüksek öğretime yönelik İslamî eğitim kurumlarının başında gelmektedir. İslam dünyası Hz. Peygamber’in Kur’an-Kerim öğrettiği Ebu Erkam’ın evini ilk medrese olarak kabul etmektedir. Ebu Erkam İlk Müslümanların yedincisidir. Evi Safa ve Merve arasındadır. Hz. Peygamber 615 yılında bir süre bu evde kalarak tebliğde bulunmuştur. Hz. Ömer bu evde Müslüman olmuştur. Bu ev Dârü’l-İslam, Beytü’l-İslâmdır. Ebu Erkam, Bedir ehlinin son neferi olarak M.677 yılında vefat etmiştir. Suffe/Mescid-i Nebevî ilk medrese kurumlarından sayılır.

Budist Uygurlarının MÖ III. asırdan itibaren Belh ve Buhara bölgesinde yer alan Vihara adlı eğitim kurumları İslamiyetten sonra yenilenerek ve Müslüman kimliği kazanarak yayılmaya başlamıştır. Vihara açık bir avlu çevresine dizili küçük ve kapısız açık hücrelerden oluşan yapılardan meydana gelen dini eğitim okullarıydı. Osmanlı medreseleri sekiz/on dokuz odalı/hücreli eğitim kurumlarıdır. Bu odalardan merkezde olan iki/dört tanesi müderrislere ayrılırdı.

Türkler arasında medrese eğitimi Karahanlılar ve Gazneliler dönemine rastlar. İlk medreselerden biri Karahanlılar zamanında 966 yılında Semerkant’ta Tamgaç Buğra Han tarafından açılan Eyvanlı medresedir. Gazneli Sultan Mahmut ve kardeşi Sebüktekin zamanında Nişabur ve çevresinde on birinci asrın başlarında dört medrese açıldı. Bu medreselerin temel amacı ehl-i sünnet/Maturidi/akla uygun ve Eş’arî eğitimi vermekti. Eğitimde Hanefî ve Şâfiî fıkhı öncelikliydi.

İlk medrese eğitimi örneği Selçuklular döneminde 1066 yılında Nişabur, Nizâmü’l-Mülk/Nizâmiye medreselerinde uygulanmıştır.  Bu medreselerin meccânî/parasız ve yatılı olması önemliydi.  Herî, Merv, Ehrî, Rey, Tus, Isfahan, Musul, Basra ve Bağdat medreseleri İslam coğrafyasına çok önemli âlimler kazandırmıştır. Bu medreselerin müderrisleri Hanefi ve Şâfîi fıkhı ağırlıklı dersler ve Nizâmü’l-Mülk’ün Siyâsetnâmesi ve Farâbî’nin Medinetü’l-Fâzılası gibi nasihat ve devlet yönetimiyle ilgili eserler vermişlerdir.

Anadolu Selçukluları döneminde Sivas, Kayseri ve Konya gibi şehirlerde önemli medreseler açılmıştır. Bu yıllarda Ahilik ve Atabeklik, eğitim kurumları olarak da önemli vazifeler ifa etmiştir. Atabek/Atabeyler, şehzadeleri ve komutanları eğiten ve tecrübe kazandıran devlet adamı hocalara verilen bir ünvandır.

Beylikler döneminde Kütahya başta olmak üzere Ankara, Kastamonu, Manisa ve Afyon gibi şehirlerde medrese geleneği devam etmiştir. Devlet adamları, âlimler ve hayır sahipleri tarafından açılan ve kurulan bir vakıf tarafından idare edilen bu medreselerin eğitim dili Arapça’dır.

Medreseler, orta ve yüksek eğitim kurumlarıdır. Osmanlı ilim teşkilatı müderris, kadı, kazasker ve şeyhülislamdan oluşmaktadır. Sıbyan mektebini bitiren bir talebenin yüksek eğitim denilen medreseye devamı için zeki ve başarılı olması, ailesinin eğitimli ve sosyal statüsünün yüksek olması, mektepte ders aldığı muallimin başarısını desteklemesi, Hocasının başarılı olacağına kefil olması ve kendini medrese eğitimi boyunca destekleyecek bir hâmî bulması gerekiyordu. Bu şartlardan birine ulaşan talebe, en yakın medreseye kaydolur ve yükselme şansı yakalardı.

Medreseleri vakıf adına mütevellî yönetir. Mütevelli, yönetim konusunda tam yetkilidir.  Her konuyu bir defterde tutar. Müderris; talebe, ders, devam, yevmiye ve icâzetnâmeden sorumludur. Medrese müderrislerinin ataması Padişah, Sadrazam, Şeyhülislam ve Kazaskerin yer aldığı Divan’da yapılırdı. Görevden uzaklaştırma mütevelli teklifi ve kazasker veya şeyhülislam eliyle olurdu. Osmanlı medreseleri Rumeli ve Anadolu Kazaskerine, 17. asırdan sonra Şeyhülislama bağlı bir eğitim kurumudur. Taşra şehirlerinde kadılar medreselerden de sorumludur.

Medresedeki öğrencilerin ilk seviyede olanına tâlebe, mübtedî, suhte, softa, ileri seviyede olanına Danişmend/fâkih denirdi. Müderris yardımcısına Muid/asistan denirdi ve bu muidler en başarılı danişmendlerden seçilerek yetiştirilirdi. Her müderrisin muidi vardı. Muid dersi tekrar ettirir ve talebenin disiplininden sorumlu olurdu.

Müderrisler öncelikle bu muidler arasından seçilirdi. İbtida/ilk medreseyi bitiren Danişmend iki yol seçerdi. Birincisi Kadı olarak en küçük birimden başlayarak çalışırdı. Müderris olmak isteyen dânişmend, Kazaskerin Matlab defterine kaydolur ve en düşük yevmiyeli medrese olan Tecrid medreselerinde mülâzemete/staja başlardı. Mülâzım denilen stajyer talebeler, Nevbet denilen ve başarıya göre bir/üç yıl arasında değişen bu eğitim sonunda sınava girer ve başarısına göre Semâniye müderrisliğine kadar yükselirdi. Her yükselme sınavı ilim erbabına açık bir Cuma/Selatin Camisinde yapılırdı. Semaniye ve Süleymaniye’yi bitirenler ulemâ ve allâme olurdu. Bu eğitim sürecini tamamlayanlar arasından seçilenler Kazaskerliğe kadar yükselirdi.

Her medresede bir hâfız-ı kütüp/kütüphaneci, bevvâb/kapıcı, ferrâş/süpürgeci, kennâs-ı helâ/tuvalet temizlikçisi ve sirâc/kandilci görev yapardı.

Medrese öğrencileri yatılı okurdu. Her medresede talebe odaları/hücreleri olur ve her hücrede bir veya iki öğrenci kalırdı. Dersler merkezi bir odada yapılırdı. Medreselerde Salı ve Cuma günü tatildi.  Talebe, dönem tatillerini çoğunlukla Ramazan ayında, bayramlarda ve kandillerde kullanılırdı. Özellikle Ramazan ayında bir tavsiyenâme/talebe-i ulûm belgesi alan muid/danişmendler köylere dağılarak ders verir, pratik eğitim yapar ve harçlıklarını çıkarırlardı. Osmanlının son dönemlerinde bu danişmendler harman zamanı zengin köylere cerre çıkarak ihtiyaçlarını tedarik ederlerdi. Talebeler medreselerin yanında hizmet eden İmârethânelerde yemek yerlerdi.

Medreseye başvuran öğrenciyi seçmek müderrisin vazifesiydi. Medresede seçilmiş başarılı talebe sayısı on/yirmi civarında olurdu. Medreselerde sınıf geçme değil ders geçme önemliydi. Muid, istediği dersi istediği müderristen alabilirdi. Talebeler medreseyi bitirmek zorunda değildi. Başarısız olanların medreseyle ilişkisi kesilir ve eğitimine uygun bir işle görevlendirilirdi. Medreselerde medresenin adıyla birlikte ders veren müderrisin şöhreti önemliydi. Talebenin ders aldığı müderrisin adı ve imzası yükselmede önemliydi.

Continue Reading

Facebook

Öne çıkanlar