Harvard’da Türk Demokrasisini ve Mısır’ı Konuştuk

Geçtiğimiz haftayı Amerika’da geçirdim. İki günü Boston’da, üç günü New York’ta geçen çok yoğun bir çalışma ziyaretiydi bu. Ayrıca benim için çok öğretici bir tecrübe. Farklı insanlar, farklı gündemler ve farklı dinamizmler…

Aralık ayında ziyaret ettiğim bu topraklara uzun ve zorlu bir süreçten geçerek ve Paris Mareşal Charles De Gaulle havalimanındaki karmaşayı atlatarak ulaşıyorum. Boston’da çok sevgili dostlarım karşılıyorlar beni. Türklerin yoğun yaşadığı Brighton bölgesine gidiyor ve oranın en meşhur ve yaygın yiyeceği pizzayı güzel bir sohbet eşliğinde mideme indiriyorum. Kısa bir soluklanmanın ardından daha önce gezdiğim mekânları, müzeleri, alış veriş merkezlerini ve hiç bitmeyen caddeleri peşimi bırakmayan büyük bir özlem ve şaşırtıcı bir dejavü hissiyle arşınlıyorum. Akşama doğru asıl geliş nedenimi oluşturan ve Harvad’daki toplantıyı düzenleyen Mısırlı dostlarımla buluşuyorum. Aralarında sanatıyla, kalemiyle ve acılarıyla dünyaca tanınmış aktivist ve gazeteciler mevcut. Mısır’daki 3 Temmuz darbesi ve Rabia faciasını yaşamış olmanın hüznünü ve hayal kırıklığını görüyorum gözlerinde ve tüm yaşadıklarına inat mücadele azminden vaz geçmediklerine şahit oluyorum keskin yüz hatlarında. Hasretle kucaklaşıyoruz. Nefes almadan başlıyorlar anlatmaya Amerika’da nasıl örgütlendiklerini, zalim Sisi rejiminin kendilerine reva gördüklerini ve onların nasıl bir demokratik mukabeleyle bu zulme karşılık verdiklerini. Türkiye’nin ve Türklerin seslerini duyan ve açıkça resmi dillerden destek veren tek ülke olduğu gerçeği dökülüyor dillerinden ve minnetle bakıyorlar Türk insanına. Hızla arabamıza biniyor ve Boston’ın küçük, şirin ve göl kenarındaki kasabası Reading’deki Lake Inn adlı otelimize yollanıyoruz. Otele iner inmez Türkiye’de bıraktığım yakınlarımı aramak istiyorum büyük bir şevkle. Ancak prizler farklı olduğu için bir ‘konventer’ ödünç alıyorum insan azmanı siyah resepsiyonist dostumuzdan. Akşam göl kenarında yaptığımız uzun yürüyüşlerle devam ediyoruz Mısır’ı konuşmaya. Yaban ördekleri, kazlar, pelikanlar, karabatak ve balıkçıllar çığlıklarla eşlik ediyorlar samimi sohbetimize.

Nihayet büyük gün gelip çatıyor. Harvard’dayız.  Mesleğimizin duayeni akademisyenler, CNN, Fox, BBC, Elcezire gibi küresel yayın yapan TV kanallarının muhabir ve gazetecileri, dünyanın farklı bölgelerinde haksızlıklara karşı demokrasi kavgası veren ünlü insan hakları aktivistleri ve Human Rights Watch, Amnesty International ve Ghandi Center for Global Peace gibi çok tanıdık sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile bir aradayız. Önce tüm dünyaya demokratik dönüm noktası olan Rabia Meydanı, bu meydanda şehadet şerbetini içen Esma ve 3 Temmuz sonrası destanlaşan kahraman Mısırlılar bir bir ekrana geliyor Harvard Hukuk Fakültesinin meşhur salonunda. Batılı ve Amerikalı dostlarımızın yüzüne düşüyor utanç haleleri. Dünyaya demokrasi dersi verenlerin nasıl sıraya girip Sisi’nin önünde diz çöktüklerini düşündüklerini tahmin ediyorum. Obama’dan Cathrine Ashton’a kadar samimiyetsiz bir dizi figür dolaşıyor insanların zihinlerinde. İlk iki oturum ateşli devrimcilere ve rejim muhaliflerine ayrılmış anlatıyor, anlatıyorlar olup biteni ve Arapların “sevra” (bitmeyen devrim) dedikleri olgunun sosyo-politik dinamiklerini entelektüel ve kaygılı kalabalığa. Ünlü bir Amerikalı talk showcunun takdimiyle çağrılıyoruz panele. Yanımda Salem üniversitesinden bir tarih profesörü, Latin Amerika’daki devrimleri çalışan bir hanım profesör ve çeşitli TV kanalları adına Brezilya’daki rejim muhaliflerini dünyaya duyuran bir hanım aktivist görsel bir tebliğle katılıyor konferansa. Bense son konuşmacı ve Türkiye’yi temsil eden tek temsilci olmanın sorumluluğuyla Türk demokrasisini ana hatlarıyla aktarıyorum izleyicilere. Mısırlılara dersler çıkarmasını salık veriyorum ve Türkiye’nin elli yedi İslam ülkesi içerisinde laik, demokratik ve Batılı değerlerle mücehhez biricik ülke olduğunu hatırlatıyorum. Türkiye’nin Anglo-Sakson tarzı özgürlükler taşıyan laikliğinin, NATO, AB, BM ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası kurumların da dahliyle geliştirdiği demokratik kurumsallaşmasının ve darbe sonrası hızla demokrasiye geçebilme tecrübesinin ehemmiyetini anlatıyorum esin kaynağı bir model olarak. Üç şeye ihtiyacımız var diyorum demokrasimiz konsolide etmek için: Institution, Constitution, Opposition (Demokratik Kurumlar, yeni bir Anayasa ve güçlü bir muhalefet)

Konferans sürecinde nihayete ermeyen tartışmalarımız gecenin geç saatlerine Downtown’da bir İtalyan restoranında devam ediyor. Anlıyorum ki insan her yerde insan: Beklentileri, acıları, mücadelesi, umutları ve hissettikleriyle…

 

Prof. Dr. Hüsamettin İNAÇ

husamettininac@yahoo.com

 


Web Tasarım: Arena Ajans