GAZETECİLİĞİM

Meslekteki 24. yılımı doldurdum. 4 Mayıs 1992… Aradan geçen 24 yıl içinde baktığımda acı tatlı birçok olaya şahitlik ettiğimi gördüm. O yıllarda gazetecilik yapmak çok daha zevkli idi. Tabii ki adamı kapıdan girdiği gibi gazeteci yapmıyorlar. Meslekteki ustam Ahmet Yaylıoğlu, “hele bir matbaanın mürekkebine bulan da öyle gel” dedi ve bizi küçük yaşımıza rağmen matbaanın soğuk fakat vefakâr ortamına salıverdi. Mürekkep kokusunu almadan, gazete katlamadan, dağıtıma çıkmadan, “yazıyor” diye bağırıp kapı kapı dolaşıp gazete satmadan bu meslek öğrenilmiyormuş. İlk zamanlar annem ve rahmetli babaannem içinde bulunduğum duruma çok üzülüyorlardı. Babama bu konuda çok sitemler etseler de ustam duruma kulak asmadan bizi yetiştirmeye devam etti. Ben de halimden çok memnundum hani. Matbaada çalışıp, makinelerin o tempo tutar gibi çıkarttıkları sesler eşliğinde şarkılar söyleyip çocukluğumu da yaşıyordum. Öyle ya daha 13 yaşındaki tıfıl büyük bir ciddiyet ile çalışamazdı. Bir gün babam yanına çağırarak Zenit marka Rus yapımı bir filmli fotoğraf makinesi verdi elime. Taa küçüklüğümden beri hayal ettiğim fotoğraf makinesi artık benim kontrolümde idi. Önce o zamanki adıyla yan sahalarda amatör maçları takip etmeye başladım. Sabah 09.00’da başlardı ilk maç. Takım kadrolarının fotoğraflarını çeker ardından devre arasında hakemlerin odasına girip oyuncuların isimlerini kara kaplı ajandama yazardım. Maçı büyük bir dikkatle izler, gollerin ve önemli pozisyonları not ederdim. İlk zamanlar spor muhabirliği yaptığım için hala bu mecrayı çok severim. İleride emekli bir gazeteci olursam yeniden spor muhabirliği yapmak istiyorum. Daha sonra adliye muhabirliğine geçtim. O tarihlerde adliyenin içinde, duruşma salonunda fotoğraf çekmek serbest olduğu için elimde makinem ile o dava senin bu dava benim gezerdim. Özellikle Salı ve Perşembe günleri ağır ceza duruşmaları daha dikkatimi çekerdi. Küçük yaşta olmam, bu meslekte daha avantajlı olmamı sağlıyordu. Örneğin ağır ceza hâkimlerinin odasına girip bir şeyler sorduğumda onlar bana normal bir muhabir gözüyle bakmaz daha şefkat ile yaklaşırlardı. Ben de bu kozumu iyi kullanırdım laf aramızda. Yıllar geçtikçe meslekte her geçen gün yeni şeyler öğrenmeye başlamıştım. 1995 yılında Destan TV’de çalışmaya başladım. Rahmetli Ahmet Levent Eşiyok ağabey o tarihlerde Destan TV Yönetim Kurulu Başkanıydı. Televizyonculuk konusunda da Eşiyok ağabeyden çok şey öğrendim. 19 Eylül 1997 yılına kadar Destan TV’de çalıştım. Arada 23 günlük BTV transferini saymazsak aralıksız olarak 2 yıl televizyon haberciliği yaptım. 19 Eylül 1997 yılında YENİ KÜTAHYA gazetesini tekrar hayata kazandıran ustam Ahmet Yaylıoğlu, “asli vazifene dön” dedi ve çok sevdiğim gazeteme geri döndüm. Allah bu meslekten ayırmasın inşallah. Hatasız mıyım? Hayır, benim de hatalarım var. İstemeden yaptığım, bilmeden yaptığım birçok hatalar. Fakat hiç ihanet etmedim. Bu mesleğin namusunu hep korudum. İçinde bulunduğum şartlar ölçüsünde bu aba sarf ettim. Hatamızla, kusurumuzla, doğrumuzla ve de yanlışımızla 25. yılımıza adım attık. Allah utandırmasın.
Çok severek yaptığım mesleğim ile alakalı hariçten gazel okuyanlara, bize gazetecilik dersi vermeye çalışan lümpenlere, sonradan yapıştırma gazeteci olmaya çalışan fakat eline yüzüne bulaştıran komiklere duyurulur. Biz bugünlere tepeden inme gelmedik. Ya da babamız bize “gel yavrucum otur bu patron koltuğuna” demedi. Yetiştirdi, hak ettirdi ve “geç bakalım dümen başına” dedi. Şimdi bir kaptan gibi gemiyi kazasız belasız yüzdürmeye çalışıyoruz. Elbet bir gün bizden sonra gelecek kaptana dümeni teslim edeceğiz. Tabii ki hak edene…
Sevgiyle kalın…
Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz,
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.
ZİYA PAŞA


Web Tasarım: Arena Ajans