KARAGÖZ VE KÜTAHYA ÇEŞMESİ

Türk edebiyatının en önemli kültür kodlarından biridir Karagöz. Bu oyun Anadolu insanının Osmanlıdan günümüze hayatını yansıtan kıssa, masal ve küçük hikâyelerini şiir, mûsikî ve şarkılarla seyirciye sunar. Muhtevasında neler yok ki; Tekerlemeler, bilmeceler, laf sokmalar, benzeşmeler, cinaslı yanıltmaçlar, yutturmacalar vb… Her şeye burnunu sokan, her söze karışan patavatsız bir kişiliktir Karagöz, bu yönüyle edebiyatımızın her alanını ilgilendiren özellikler taşır.

Karagöz millettir, halktır. Rengi kızıl kırmızıdır. Aklına geleni söyler. Türkçesi bozuktur. Sözleri halk şiiri başta olmak üzere tekke şiiri, divan şiiri ve çağdaş şiiri ilgilendiren unsurları içinde barındırır. Bazen şairlik oyununu oynar bazen âşıklık geleneğini anlatır.

Eski adı gölge oyunu/zıll-ı hayâl/hayâl-i zıll olan Karagöz’ün varlığı on dördüncü asra dayandırılsa da bu oyunların on altıncı asırdan sonra sahnelendiği anlaşılmaktadır. Oyunun kahramanları Orhan Gazi döneminde Bursa’da Ulu caminin inşaatında çalışmıştır. Hacivat duvarcı, Karagöz demircidir. Bu iki arkadaşın anlattığı kıssalar ve gülmeceler cami inşaatını geciktirince bir iftirayla öldürülürler. Bu olaya üzülen dostları taklit yoluyla onların hayâllerini anlatmaya başlar ve oyunlar böylece yayılır.

Gölge oyunları Osmanlı’ya, İstanbul’a 16. asırda Mısır’dan gelmiştir. Mısır’a, Çin ve Endonezya taraflarından Cava gölge oyunu olarak girmiştir.

Mısır’ı fetheden Yavuz, Memlûk Sultanı Tumanbay’ın asılışını anlatan gölge oyununu çok beğenince bu oyunun ustalarını İstanbul’a getirtir ve oğlu Kanuni’ye seyrettirir. Bu şekilde bu gölge oyunu Osmanlı’ya taşınır. Şehzâde III. Mehmet’in sünnet törenini anlatan Surnâme-i Hümâyûn’da Nakkaş Osman’ın minyatürleri hayâlbâzların varlığını göstermektedir. Onun minyatürleri, Karagöz kişilerinin oluşmasına katkı sağlamış olabilir.

Karagöz’ün varlığından detaylı bir şekilde bahseden şahsiyetlerden biri de Kütahyalı Evliya Çelebî’dir. Çelebî’ye göre Efelioğlu Hacı Ayvaz [ Hacı İvaz- Hacivaz- Hacivad-Hacivat-] Bursa’lıdır. Karagöz ise Kırklarelili Balı Çelebi’dir. Şeyh Edebalı’da olduğu gibi Balı isminin Kütahya çevresinde de Balı köy gibi isim olarak kullanıldığı görülmektedir.

Çeşitli sebeplerle bir araya gelip arkadaş olan Hacivat ve Karagöz’ün söylencelerini Şeyh Küşterî hayâl oyununa uygular. Karagöz perdesinin bir diğer adı Şeyh Küşterî meydanıdır. Bu meydan aslında Osmanlı meydanıdır. Karagöz oyunundaki bu meydanda on iki bend ve şed kuşatma önemli bir gelenektir. Şed bağlama çıraklıktan ustalığa yükselen Hayâli’ye şed kuşağı bağlanır. Osmanlı/Küşterî meydanında Osmanlı halk kültürünün hemen hemen her unsuruna yer verildiği gibi kuşak bağlama da önemli bir değerdir.

Karagöz oyununda mukaddime giriş/birinci bölümdür. Bu bölüme semâî’yle başlanır ve rast-uşşak vb. makamlarda perde gazelleri söylenir. Perde gazellerinin tasavvufî halvet özelliğine dikkat etmek gerekir. Muhavere söyleşmedir. Karagöz ve Hacivat’ın karşılıklı konuştuğu ikinci bölümdür. Fasıl üçüncü bölümdür. Asıl konudur. Son bölüm Hitam’dır.

Edebiyatımızın bize has orijinal özellikler içeren en yerli ve milli oyunudur Karagöz… Karagöz oyunları 17. asırdan sonra Osmanlının gözü kulağı olmuş, Enderun/saray karşısında yer alan bir halk mektebine dönüşmüş, halkın kendine has yaşantısını sahne perdelerinde ortaya koymaya çalışmıştır. Karagöz gücü, güçlüyü, ahlakî bozulmaları tenkite başlamış ve oyun muhtevasına halkın her kesimini almıştır. Tanzimat’tan sonra oyunlar modernize edilmeye başlanmıştır.

  1. asrın sonlarında 1873 yılında yayıma başlayan Hayâl Dergisi, Karagöz’ü mizaha taşımıştır. Karagöz, Meydan-ı Osmanlı oyunudur. Zenne, çelebî, efe, zeybek, kabadayı, sarhoş, afyon düşkünü, Kütahyalı, Kastamonulu, Kayserili, Frenk, Laz, Gürcü, Karadenizli, Kürt, Acem, Rum, Ermeni, Yahudi, Arnavut, Arap, Rumelili ve Muhacir karakterler bu oyuna hiçbir oyunda rastlanılmayan orijinal özellikler katmıştır.

Karagöz, yaklaşık yedi yüz yıllık kâr-ı kadim bir oyundur. Kâr-ı kadim eski yıllardan gelen klasik karagöz oyunlarına verilen addır. Ramazan ayında yirmi dokuz kadim oyun sırayla oynanır. Bu oyunlar Kadir gecesi hariç ramazan gecelerinin sayısına denktir. İlk gece Mandıra oyunu, son gece Meyhane oyunu, onuncu veya on ikinci gecede Kütahya Çeşmesi oyunu oynanır.

Yazma Karagöz oyunları on dokuzuncu asrın sonlarında Rik’a olarak yazılmış olabilir. Kullanılan musiki de bu yıllardan sonra değişerek sürer. Hayâl denilen sahne şarkıları çeşitli makamlarda okunur. Meşrutiyetin ilanından sonra yazılan yeni karagöz oyunlarına nev-icâd denilmektedir.

Karagöz’ün Kâr-ı kadîm/eski zaman işi oyunlarından biri de Kütahya Çeşmesi adıyla oynatılan oyundur. 1947 yılı civarında vefat eden Hayâlî Memduh Bey/Âşık Râzî, Cumhuriyet’in ilk yıllarında en çok karagöz oynatan sanatçıdır. Araştırmalarımıza göre Kütahya Çeşmesi’ni 1900’lü yılların başında Âşık Râzî/Memduh Bey kaleme almış ve oynatmıştır.

Kaynaklarımızda Kütahya Çeşmesi veya Kütahya Safâsı olarak geçen oyunun, Gülme Komşuna Gelir Başına konulu – üstü örtülü – kısa özeti şöyledir:

“Hacivat’ın karısı bir gün eşini yanına çağırarak Karagöz’ün karısının kötü yola düştüğünü, evine dostunu aldığını artık onunla görüşmemesini söyler. Hacivat, Karagöz’e bu konu hakkında imalarda bulunur. Karagöz, Hacivat’ın ne demek istediğini anlayamaz. Sonunda Hacivat, Karagöz’e duyduğunu açıkça söyler. Karagöz bu işin aslını anlamak için mahalleliden Arap Beberuhi, Himmet Ağa, Tiryaki ve Tuzsuz Deli Bekir’e gider fakat bir şey öğrenemez. Bu arada Karagöz Hacivat’ın kızının dost tuttuğunu öğrenir ve bunu Hacivat’a duyurur.

Karagöz bir süre evini gözetler. Karısının dostu olan Çelebî gizlice eve gelir. Karagözün karısı Çelebî’yi su küpüne saklar. Bunun üzerine Karagöz evde su olmadığını hatırlayarak geri döndüğünü, küpe su doldurduktan sonra seyahate gideceğini söyler ve zorla küpü alır. Çeşme başında küpün üstüne oturur.  Çeşme başında başka bir Çelebî de Hacivat’ın kızıyla konuşmaktadır. Çelebî, Hacivat’ın evine gizlice girebilmek için kızın çeşme başına getireceği büyük bir harara/çuvala girecektir. Plan uygulanır.

Çelebî, Hacivat’ın evine girdikten sonra olayı fark eden Karagöz, Hacivat’ın yanına gelerek alaycı bir şekilde konuşur. Hacivat’ın kızı bu sözlere üzülmüş gibi yapar. Bu sırada Hacivat gelir ve Karagöz’e çatar. Karagöz altındaki küpte saklanan karısının dostunu ve Harardan Hacivat’ın kızının aşığını dışarı çıkarır. Hacivat “aman efendim bu ne iş” deyince Karagöz, “Buna gülme komşuna gelir başına denir, ne senin kızında bir fenalık ne de benim kadında bir kötülük var. Bir zamanlar Kütahya çeşmesi başında geçmiş bir vakayı temsil ettik, der. Oyunda Kütahya ismi sadece bu son satırda geçmektedir.

Bu konuyu kaleme almamızın sebebine gelince… Bu yıl yedincisi düzenlenen Uluslararası Hisarlı Ahmet Sempozyumu öncesi yapılan tanıtım gecesine katılan Türk kayıt tarihi uzmanı ve tiyatro sanatçısı Cemal Ünlü Bey, konuşmalarında Karagöz’ün Kütahya Çeşmesi adlı oyunundan bahsedince bize de konuyu araştırmak düştü.

Kütahya merkezde Kütahya Çeşmesi adıyla anılan bir çeşme bilinmemektedir. Hezarfen sanatçımız Yakupoğlu’nun resimleri ve çizimleri arasında onlarca çeşme var ama adı Kütahya olan bir çeşme yok.  Yakupoğlu Usta’nın resmettiği en ünlü çeşme Musalla Çeşmesi. İstanbul’dan Kütahya’ya giriş eskiden Musalla civarında imiş ve şehre bu çeşmeyi geçtikten sonra girilirmiş. Bugün Musalla çeşmesinin yerinde yeller esiyor.

İstanbul Çeşmeleri içerisinde de bu isme rastlamadık. Geriye Bursa kaldı. 1914 yılında yapılmış Söğüt’te bir çinili çeşme var ama Kütahya çeşmesi değil.  Karagöz daha çok Bursa ile birlikte zikredildiği için Kütahya çeşmesinin Bursa’da olabileceğini düşünerek Bursa çeşmelerini araştırdık. Bursa’da Kütahya çeşmesi adlı bir çeşme yok ama Çinili çeşme var.

Bursa’da Karagöz türbesinin olduğu Çekirgedeki çeşme Kütahya Çeşmesi olabilir. Kütahya Çeşmesi adlı oyunda perdeye aksettirilen çeşme, Karagöz türbesinin yanındaki bu çeşmeye benzemektedir ama bu çeşmenin adı Kütahya çeşmesi değildir.

Kaynaklarda Bursa Ulu Cami’nin Atatürk caddesine bakan Güney-Batı köşesindeki çeşmenin adı Çinili çeşme olarak geçmektedir. Bursa Ulu Camideki Çinili çeşmenin eski adının Kütahya çeşmesi olma ihtimali daha fazla.  Kütahya çeşmesi adlı oyun 19. asrın sonlarında yazma bir defterde kaleme alınmış olduğuna göre çeşme bu yıllar civarında yapılmış olabilir.

Bursa Ulu Cami önündeki bu çeşmenin bugün yerinde olmayan kitabesine göre bu çeşme H.1321/M.1905 tarihinde yapılmış. Bu çeşmenin çinilerini 1918 yılında Söğüt çeşmesinin çinilerini yapan Kütahyalı İlk çini ustalarından Mehmet Usta [Azim Çini] yapmış olmalıdır.

1905 yılında yapılan Ulu cami çeşmesi 1952 yılında restore edilerek yeni çiniler eklenmiş, 1959 yılında Ulu cami onarımı esnasında birtakım bahaneler ileri sürülerek maalesef yıkılmış, 1994 yılında yeniden restore edilse de eski özelliklerini kaybetmiş ve adı da Çinili çeşme olmuş…

Bu vesileyle Belediyemize bazı önerilerde bulunalım. Birincisi Kütahya su şehri. Sera civarına Yakupoğlu’nun Musalla Çeşmesi benzeri adı Kütahya Çeşmesi olan Türkiye’nin en büyük çeşmesi yapılsa, şehrimizden geçen ve şehrimizi gezmeye gelenlerin bu çeşmeyi görmesi ve bu çeşme başında dinlenmesi sağlansa Kütahyamızın tanıtımına önemli katkı sağlarız.

İkincisi Bursa Belediyesi’yle irtibata geçilerek Bursa Ulu Caminin önündeki bu Çinili Çeşmenin adının Kütahya Çeşmesi olarak değiştirilmesi, Bursa Ulu camiyi ziyaret eden her turisti Kütahya ismiyle ve çinisiyle karşılaştıracaktır. Sözümüzü perde gazelinden bir beyitle tamamlayalım Ve’s-selâm…

Perde-yi ibretnümâda zâhiren bir suretiz

Ârifân mânen bilirler nükte-yi ulviyyetiz


Web Tasarım: Arena Ajans