GERMİYÂN’DA TIP EĞİTİMİ VE HEKÎM ŞEYHÎ SİNÂN

İslâmiyetten önce Türk dünyasında hastalar kam, bahşı/baksı ve şamanlar eliyle iyileştirilmeye çalışılıyordu. Kötü ruhları müzik, dans ve transla kovan bu kişiler ilk psikologlar olarak kabul edilebilir. İslâmiyetten sonra hikmet ehli Otacı ve Atasagunlar,  mâl-i hulyâ ve diğer hastalıkları/sayrılıkları tedavi eden tabiplerimizdir.

  1. asrın başlarında, 1314 yılında açılmaya başlanan Germiyan medreseleri Osmanlı’dan çok önce tıp eğitimine önem vermiş ve bu coğrafyanın ilk önemli doktorları Germiyan medreselerinde ve Beylerin himayesinde yetişmiştir.

Germiyan Beyliği döneminde Kütahya medreselerinde ve şifâhânelerinde yetişen hekim şairler gam, tasa, kaygı, kara sevda/kara safra, depresyon, hayâl-i hâm, vehim, kuruntu, kuruntu melekesi, insanın kafasında tasarlayıp canlandırdığı yeti ve vesvese diye adlandırılan hastalıklara önemli çareler üretmiştir.

Germiyan’ın ve Osmanlı’nın ilk tıp kitaplarından biri Kütahyalı Divan şairlerimizden Hekim Ahmedî’nin Tervihü’l-Ervâh’ıdır. 10.100 beyitlik bu eser tamamlayıcı/önleyici tıbba dair önemli bilgiler içermektedir.

Hekim Divan şairlerimizden Ahmed-i Dâ’î’nin Tıbb-ı Nebevî Tercümesi, bu coğrafyada kaleme alınan ikinci tıp kitabıdır. Bu eserde de yiyecek ve içeceklerin özellikleri,  otların fayda ve zararları, gam ve kedere karşı önerilen tedaviler anlatılır.

Germiyân coğrafyasının en ünlü hekimi Klasik edebiyatımızın kurucu şairlerinden Şeyhî’dir. Şeyhî, Hekim Sinân adıyla şöhret bulmuş, attariyesi/eczanesi olan özellikle göz mütehassısı bir tabiptir. Osmanlı’nın ilk Reisü’l-Etibbâsı/Baştabibidir. Hekim Sinân, Çelebî Mehmet’in tasa ve gamdan kaynaklanan asabiyet/melankoli hastalığını tedavi etmiştir.

Şeyhî’nin tıp ilmine bakışı diğer hekimlerde olduğu gibi Hz. Peygamber’in hadisinden örnekle açıklanabilir:

 

Dedi ‘ilmile ol “el-ilm ü ilmân”

Beden ilmidür evvel sümme edyân

 

Hekim Sinan’ın tıpla ilgili eseri Nazm-ı Tabâyi’dir. [Tabiat/yaratılışların dizisi-özelliklerin sıralanması] Bu eser mukaddimeden sonra on civarında baba ayrılmıştır. Eserin diğer adı Kenzü’l-Menafi’ fî Ahvâli Emzice ve’t-Tabâyi’ “Mizac ve tabiatların halleri hakkında Faydalı Hazîne” dir.

Her üç şair hekimin tıp eserlerine baktığımızda Germiyan medreselerinde ilimlerin ikiye ayrıldığı görülmektedir. Önceliğin beden ilmi de denilen -ilm-i ebdân [ aklî ilm/tıp-fen] olduğu görülmektedir. Germiyan medreselerinde nakli ilim de denilen -ilm-i edyân yani din ilmine ikinci sırada yer verilmiştir.[Hadis, tefsir, fıkıh, kelam, ahlâk]

Germiyân’ın bu medrese anlayışı Osmanlı’da özellikle Yavuz Sultan Selim’in Mısır’dan getirdiği âlimler eliyle 16. asrın başından itibaren yer değiştirmiştir.

Germiyan medresesinde eğitim alan hekimlerin tıpta uzmanlık eğitimini Acem coğrafyasında geliştirdikleri ve eğitimleri ahlat-ı erbaa üzerine aldıkları görülmektedir. Dört sıvı-hılt/usare/akışkan denilen bu yapı vücudun hastalıklardan korunması ve akabinde tedavisi üzerine kuruluydu. Bugün tamamlayıcı/önleyici tıp denilen bu eğitimde kan, balgam, safra/öd ve sevdadan oluşan bu “dört sıvı-hılt/halt”ın bir araya gelmesi hastalık sebebi olarak kabul görmekteydi. Bu dört sıvının bazı özellikleri şöyledir:

Kan, havayla ilgilidir. Sıcak ve sulu/rutubetli özellikler taşır. Yanına soğuk ve kuru gelmelidir. Ana merkezi karaciğerdir. Rengi kızıldır.

Balgam, suyla ilgilidir. Rutubetli ve soğuk özellikler taşır. Yanına sıcak ve kuru gelmelidir. Ana merkezi akciğerdir. Rengi Ak/beyazdır.

Safra, ateşle ilgilidir. Sıcak ve kuru özellik taşır. Yanına soğuk ve rutubet gelmelidir. Merkezi safra kesesidir. Rengi sarıdır.

Sevda, toprakla ilgilidir. Soğuk ve kuru özellikler taşır Yanına sıcak ve rutubet gelmelidir. Merkezi kalptir. Vesvese, melankoli, şeydalık gibi zihinsel ve ruhsal hastalıkların sebebidir. Rengi kara/siyahtır. Sevdâ nabız hareketleriyle anlaşılmış, nağme ve musikiyle tedavi edilmiştir.

Germiyan medreselerinde uygulanan tıp eğitiminde bu yiyecek ve içecekler hararet/sıcaklık, bürüdet/sogukluk, rutûbet/yaşlık ve yübûset/kuruluk ve sıcak/kuru, soğuk/kuru, sıcak/yaş ve soğuk/yaş özelliklerine göre değerlendirilmekte ve tedavide dikkate alınmaktaydı.

Şeyhî yani Hekîm Sinan, Germiyan’ın üçüncü ama en şöhretli hekîmidir. Latifi’ye göre Hekim Şeyhi Sinân İsa nefeslidir, “bir tabib-i İsa-dem”dir.

Hekim Şeyhî, hastalıkların gam ve gussa yemekten kaynaklandığını, aslında insanın gam değil gamın insanı yediğini şu beyitlerinde  ifade etmiştir:

 

Gamun kim yüküni görmedi yir

Yimez âdem gamı gam âdemi yir

 

Hekim Sinân, Çelebi Mehmet’in akli/asabi hastalığını tedavi etmiştir ki olay Neşri tarihinde şöyle anlatılır:

Çelebi Mehmet  kardeşleri ile mücadeleden henüz yeni çıkmıştı. Daha önce anlaştığı Karamanoğlu Mehmet Bey’in 1416 yılında anlaşmaya uymayıp isyan ederek birçok yeri ele geçirdiğini haber alınca Karaman’a sefere çıktı. Ankara’da sağlığı bozuldu. Yanakları sararmaya davranışları bozulmaya başladı. Karamanoğlunun yaptığı davranışlardan duyduğu üzüntü ve kederle hastalığı kötüleşti. Melankoli/depresyon denilen irsi bir hastalığa yakalanmıştı.

Osmanlı hekimleri ustalıkla ne kadar ilaç yapsalarda Çelebî’nin hastalığında düzelme ve iyileşme sağlayamadılar. Hastalığı şiddetlendi. Çevresindeki beylerinden biri Çelebi Mehmet’in huzuruna çıkarak Germiyanoğlu’nun Hekim Sinan adlı edebiyat ve sanat meraklıları arasında Şeyhî adıyla tanınmış, bilgili bir hekimi olduğunu, hekimlikte ve hikmette İkinci Eflatun/Eflatun-i sani olduğunu,  yaptığı ilaçların şifa getirdiğini, İsayı andıran nefesiyle hastaları iyileştirdiğini söyledi. Sıhhat ve sağlık bulmak için onun getirtilmesinin gerekli olduğuna Çelebî Mehmet’i ikna etti.

Çelebi Mehmet’i ikna eden beyler, Germiyanoğlu’na gereği için haber gönderdiler. II.Yakup Çelebî Şeyhî’yi Ankaya’ya Çelebî Mehmet Han’ın çadırına/otağına gönderdi. Şeyhî, Sultanın yanına girerek kolunu alıp nabzını ölçtü. Ne kadar uyuduğunu, uykusuzluklarını, günü nasıl geçirdiğini sordu ve  idrarını inceleyerek dilini muayene etti.

Muayene ve tetkik sonucunda hastalığın sinir kaynaklı olduğunu anladı. “Senin hastalığın devası sevinmektir. Başka ilaç kullanma” dedi. Sıkıntıların, vehimden ve birbiri üzerine yığılmasından doğan çarpıntı ve kargaşanın uzayıp bitmemesinden meydana gelen yürek daralmasından oluştuğunu anlamıştı. Çelebî Mehmet’in iyileşmesi için üzüntüsünü giderecek bir zafere, düşmanın yenildiğine dair bir müjdeye ihtiyaç olduğunu söyledi.

Bunun üzerine Anadolu Beylerbeyi olan Bâyezîd Paşa’yı Karamanoğlu’nun üzerine gönderdiler. O da bir hile ve oyunla Karamanoğlu’nu kandırdı. Baskın düzenledi ve hepsini teslim olmaya zorladı. Karamanoğlu  Mehmet Bey ile oğlu Mustafa Bey’i de tutsak aldı. Karamanoğlu saftı. Kendisine yapılan bu hileyi Bâyezîd Paşaya sorunca Paşa “erlik on. dokuzu hiledir” diye cevapladı.

Bu sevinçli haber, Çelebî Sultân’ın otağına ulaştığı zaman, ondaki ruhî bunalım ve düşüncesindeki kargaşa bir anda ortadan kalktı, üzüntü ve kasvetten kurtularak iyileşti.

Çelebî Mehmet, iyileşince Şeyhî’ye ihsan ve ikramlarda bulundu. Ne istediği sorula Şeyhî, yurduna/Kütahya’ya dönmek istediğini söyleyince Çelebî, Şeyhî’ye sekiz yüz akçelik Tokuzlu karyesini tımar-ı has vererek uğurladı. Şeyhî,Timarına giderken yolda soyuldu. Timar ararken Bîmar oldum dedi ve Cer-name/Hıredname/Harname adlı eseri yazdı.

 

Hekim Şeyhî Sinân, kaleme aldığı tıp eserinde şu başlıklar altında yiyecek içeçek ve giyecekleri incelemiştir. Hekim Sinân, bir çoğu Kütahya civarında elde edilen ve üretilen bu yiyecek ve içeçekleri soğuk, sıcak, kuru ve yaş gibi özelliklerine göre tanımlamış ve tamamlayıcı/önleyici tıp adına önerilerde bulunmuştur:

İçecekler: 25 çeşittir/türlüdür.

Ab-ı çeşme/çeşme suyu, Ab-ı bârân/yağmur suyu, Buzlu su, Kar, Mâ-i har/sıcak su, Bîd-i Mişk-Arak-ı Sorgun-/Sorkun söğüdü rakısı, Arak-ı Kasnî, Kasnî rakısı-Çavuş otunun bir çeşidi, Arak-ı Gav-zebân/ Sığır dili rakısı, Hurma Şarâbı, Tatlu Enâr/Nar Şarâbı, Ekşi Enâr/Nar Şarâbı, Tatlu elma şarabı, Ekşi elma şarabı, Amrûd/Armut şarabı, Ayva şarabı, Turunc şarabı, Limon şarabı, Bal şerbeti, Şarab-ı Nilüfer-Nilüfer şarabı, Sirkencübîn/Sirkeli bal şerbeti, Gülbeşeker/Gül reçeli, Gül-âb-gül suyu, Sirke, Koruk suyu/Ham üzüm suyu, Kımız/kısrak sütü,

Faydalı yağlar: 4 çeşittir.

Koz yağı/Ceviz yağı, Badem yağı, Dühn-i semsem/susam yağı, Zeyt yağı/ zeytinyağı,

Ekmekler: 4 çeşittir.

Pogaça etmeği/Poğaça ekmeği, Kak/peksimet, Pirinç etmeği/pirinç ekmeği, senbûse/yağlı börek-baklava/samsa

Etler: 33 çeşittir.

Koyun eti, Keçi eti, Sığır eti, At eti, Buzağı eti, Deve eti, Ahû/ceylân eti, Tavşan eti, Gûr-i biyâbân/yaban eşeği eti, Kuru et, Biryân/kızartma kebap, Kebâb, Koyun başı/ koyun kellesi, Koyun beyni, İç ve kuyruk yağı, Koyun paçası, Koyun gözi, Dalak, Biryân-ı mürgân/kuş kebabı, Besleme kuş eti, Tavuk eti, Horos/horoz eti, Serçe eti, Ördek ve Kaz, Keklik ve Durac/turaç eti, Süglün/sülün ve Çil eti, Turna eti, Büyük balık eti, Hurda/ufak balık eti, Tuzlu balık,

Yemekler ve çorbalar: 8 çeşittir.

herîse/keşkek, koruk aşı/çorbası, bozca aşı/çorbası, nohud suyı/çorbası, havuç kalyesi/kızartması, bâdincân/patlıcan kalyesi/kızartması, börek tutmaç aşı/ çorbası, sütlü pirinç,

Meyveler: 20 çeşittir.

Taze incir, Kuru incir,  Engur/üzüm, Tatlu enâr/nar, Ekşi enâr/nar, Tatlu elma, Sîb-i ekşi/ekşi elma, Taze hurma, Amrûd/armut, Şeftâlû/şeftali, Sefercel/ayva, Narenc/portakal, Limon, Zerdâlü/zerdali-sarı erik, Ak/beyaz dut, Siyah dut, Kavun, Karpuz, Turunc u şahtiyâr/mandalina?

Sebzeler ve kuru tohumlular: 33 çeşittir.

Kabak, Havuç, Şalgam, Çükündür/pancar-kocabaş, Turp, Lahna/lahana-kelem, Bâdinân/patlıcan, Sarımsak, Soğan, Marul, Kerefs/kereviz, Kâsnî/çadır uşağı bitkisi, şeytan tersi bitkisi?, Isfanah/ıspanak, Turak/durak otı,   Tarhûn/yavşan otu türü, Na’na’/Nane, Somak/sumak, Cevz-i Hindî/Hindistan cevizi, Fıstık, İğde, Bâdem, Cevz-i Rumî/Rum cevizi, Ünnâb/Çiğde, Pırasa, Mevîz/kuru üzüm, Pirinç, Nohûd, Burçak, Buğday, Mercimek, Bakla, Bögrülce,

Tatlı ve süt ürünleri: 14 çeşittir.

Bal, Şeker ü Kand, Şeker ve donmuş taş şeker, Nebât/nabat şekeri, Bal helvâsı, Helvâ-yı şekker, Bekmez helvası, Pâlûde/paluze/pelte, Katâ’if/kadayıf, Rişte/erişte, Tâze penîr/peynir, Kuru peynir, Süzme yogurt, Ekşi yogurt,

Kokular: 9 çeşittir.

Berrî benefşe kohusı/dağ menekşesi kokusu, Nergis kokusu, Kırmızı gül kokusu, Süsen/iris-zambak kokusu, Sandal/tütsü kokusu, Bû-yı ‘öd/öd-ud kokusu, Bûy-ı kâfûr, Kâfur kokusu, Bû-yı misk kokusu, Bûy-ı ‘anber/amber kokusu,

Mevsimler: 5 çeşittir.

Havâ-yı hammâm/hamam havası, havâ-yı fasl-ı bahâr/ilk bahar havası, havâ-yı fasl-ı yaz/yaz havası, havâ-yı fasl-ı harîf/güz-sonbahar havası, havâ-yı fasl-ı şitâ/kış havası,

Giyecekler: 8 çeşittir.

İbrişim câmesi/kalın ipek elbise, Bez kaftân, Keten câmesi/keten elbise, İpek câme/ ipek elbise, Serâser câme/altın ve gümüş alaşımlı ipek elbise, Samûr kürk, Kakum ve sincâb kürk,

 

Hekim Şeyhî Sinân “ Şiirim hikmet denizinin kelâmıdır, sözüm bilim denizinde bir damladır, Sultânların kulağına küpe olsun” diyerek tamamladığı bu eseriyle Germiyan ve Osmanlı tıbbına öncülük yapmıştır.

Sonuç olarak Germiyan coğrafyası ve Kütahya, Osmanlı’dan çok önce Anadolu ilim merkezidir ve tıp ilminde de ileridir. Anadolu Türkistanı’nın bu kutsal şehri, birçok ilmin öncülüğünü yaptığı gibi tıp ilminin de öncülüğünü yapmıştır.

Kütahya medreselerinde tıp eğitimi bu kadar ileri olduğuna göre bu şehirde bir de şifahâne yani hastane olmalıdır. Araştırmalara göre Germiyan yıllarında Vacidiye ve Gök medrese’nin bir bölümü Bimaristan yani Hastahane olarak kullanılıyordu. Bu iki medrese bu yönüyle de incelenmeli ve Kütahya’nın tanıtımına katkı sağlamalıdır. Ve’s-selâm…

 


Web Tasarım: Arena Ajans