Connect with us

ŞÜKRÜ ATAKAN

İBRET VERİCİ VE NÜKTELİ RAMAZAN HİKÂYELERİ 4 KÜTAHYA’NIN DELİLERİ BİLE VELİDİR

 

Salih meczup bir kişiydi. Perişan, bakımsız, hırpani kılığıyla akşama kadar bir o yana bir bu yana dükkan önlerinde dolaşır dururdu. Kasap dükkanlarının önlerinde sinek avlar, insanlara bazen akıllı bazen anlamsız sözleri tekrar edip dururdu. Bir gün “yağlı yola öğle bir yalı yolaki, sözlerini diline dolamıştı. Salih bir kaç gün bu sözleri tekrarlayıp durdu. Kısa bir süre sonra meşhur 1940 yangını çıktı. Hisardan saman pazarına kadar evler, dükkanlar öylr bit yandı ki yağ dökülmüş gibi…..

Salih yine bir gün Ulucami civarında dolaşırken başını sağa sola sallayarak, “Bilgeliyolaaaa bi geliyolaaa” diye  söylenmeye başlamış. Bu sözleri onun hiç dilinden düşürmediğinin gören Duagür Halit hoca,bir şeyleri hisseden, uyanık kalpli bir hocadır. Salih oğlum “Dağlara taşlara de” diye ikazda bulunur. Bunun üzerine hocayı çok sevip, sayan Salih bu sefer de dağlara taşlara diye söylenir.

Ertesi gün yokuş başından gelen köylüler, dağa öyle bir doluylan karışık yağmur yağdı ki, her yeri sel aldı, o afet Kütahya’da olsaydı taş üstünde taş kalmazdı dediler. İşte Kütahya’nın delisi bile velidir. O sohbette benim anlattığım Hikaye.

AĞALARIN AĞASI

Gökçümen mahallesinde vaktiyle Mustafa Ağa isminde, tarlaları, bahçeleri, sürü halinde hayvanları, atları, arabası olan bir ağa varmış. Mahiyetinde çalışan, arabacı, bahçıvan, çoban, kahya, vekil harç hepsini yaz mevsimi bir ramazan günü toplamış. “Beni yi dinleyin, hepinizden memnunum. Çok çalışıp yorukdunuz. Yarın size izin, felent kenarına gidin, çadır kurun, eğlenin, akşama yakın iftarlıkları göndereceğim” der. Ertesi gün arabacı atları arabaya koşar, çadır, kazıkları v.s. hazırlanır, İnköy yakınlarındaki felent çayı kenarına düzlük alana bir ağaç altına çadır kurulur. Akşam kadar aralarında güreş tutup, eğlenirler. İftar saatine yakın ağa bizzat faytonla bizimkilerin yanına varır. İndirin bakalım şunları der. İki büyük tepsi, büyük bir güveç, tas, hepsini indirirler. Ağa adamlarına bunları afiyetle yeğin, ancak bir şartım var. Top patlamadan hiç birinin kapağını açmayacaksınız diye tembih edip, evine döner. Uzun yaz Ramazanı acıkan,susayan, yorulan bizimkiler, yere uzanıp başlarını Hisar tarafına (topbaşı) çevirip, her biri top bi patlasa da şu nefis iftarlıkları yesek diye hayal kurarlar. Top atılınca çorba kasesini bir açarlar ki içi kum dolu, Börek tepsisine saldırırlar gazete kağıdı sarılı, baklava tepsisi boş, hoşaf tenceresi taş dolu. Kızarak atları arabaya koşup dört nala evin yolunu tutarlar. Kahya evin kapısını hışımla açıp, ulan sen ne biçim ağasın, bize bu yaptığın nedir? diye garez sözler söyleyerek eve girer, goğru salona çıkar birde ne görür ki büyük düğün sofrasının ortasında kızarmış bir koyun çevresinde yoğurtlu çorba, pirinç pilavı, su böreği, ev baklavası, susamlı yumurtalı pideler, koca bir kase hoşaf ve iftarlıklar. Arkadaşlarına dönüp gelin lan köfteorlar bu ağanın eli öpülmez mi? diye haykırır. İftar yemeği afiyetle yenir. İşte size güzel bir nükte

 

DEVAMINI OKU

Facebook

Öne çıkanlar