Connect with us

DR. PINAR YAZKAÇ

OSMANLI’NIN ÇEYİZ SANDIĞI;KÜTAHYA’NIN ALTIN ELİ CEMİLE GÜL

Sevgili Okurlarım; Kütahya ili her dönemde sanat ve folklora öncülük yapan bir kent olmuştur. Fakat son yıllarda bu zengin folkloru bozulmaya yozlaşmaya başlamıştır.Bunların sebeplerine bakmak gerekirse ;birincisi; eskiden el işi ve altın sim sarma ile yapılan çeyizler ;sanayileşmenin artmasıyla yerini daha ucuz ve hızlı makine işlemeleri yerini almıştır. İkincisi ise; çarpık kentleşme sonucu köyden kente göçün yarattığı bir karmaşa,yerli köklü ailelerinde büyük şehirlere hareketidir.Bu bozulma; gerek giyim kuşam, gerek halk oyunları açısından derin mazisi ve hikayesi olan Kütahya oyunları asaletini kaybetme yolunda tehlike sinyalleri vererek göstermektedir.Her bir motifinin ayrı bir dili ve hikayesi olan yaklaşık dört yüze yakın dane iğne oyası çeşidi olan bu Osmanlı şehrinde ; diller ve eller susmuş işlemez olmuştur.Bu gelenekleri bilen ve doğru bir şekilde yaşatmaya çalışanlar azalmaktadır.Yeni nesilden gençlerimize bu folklorumuzu doğru bir şekilde anlatıp öğretmez isek korkarım ki; 10 yıl sonra asaletini rengini kültürünün asil izlerini taşıyan bir Kütahya folklorundan söz edilemeyecektir.Bu güne kadar özellikle Kütahya kadın folklorunu ve zeybek oyununu usta çırak ilişkisi içinde uzun seneler öğrenci yetiştirmiş olan Mesut TEZCAN,Muammer TEZCAN ,Zeybek Eczahanesi’nin sahibi Ahmet Haldün ERALP Beyefendileri şükranla minnetle hatırlatmak istiyorum.Ve tabi ki Kütahya HİSARLI AHMET’i de unutmadan buradan rahmetle anmak istiyorum. Birçok Kütahya türküsü Hisarlı’dan derlenmiştir. Hisarlı Ahmet’in Türk müzik kültürüne en önemli katkısı Kütahya türkülerini kendine has yorumuyla icra etmesidir. Yorumunu türkülere yansıtmıştır. Hisarlı’nın yorumladığı Kütahya türkülerinin daha farklı olduğu, yöreyi daha güzel yansıttığı uzmanlarca da dile getirilmiştir. Sesi ve sazındaki kendine has tavrı; Türk halk müziğinin önemli icracıları arasında yer almasını sağlamıştır. Yaşadığı dönemde çevresine, vefatından sonra da ilgi duyan herkese feyz vermiştir. Kütahya’nın tanınmasında Kütahya kültürünün önemli simgelerinden biri olmuştur.

Tarihine baktığımızda ; Kütahya, şairleri koruyan Germiyanoğulları’na ve bestekar padişahlarıyla ünlü Osmanlı’nın şehzadelerine ev sahipliği yapmıştır. Kütahya Anadolu Kadın giyim kültürü alanında çok zengin bir koleksiyonun sahibidir.

Anadolu’nun her yanında kendine has folklorik, özellikle bölgenin kültürünü yansıtan giysileri vardır. İç Anadolu, Marmara ve Ege bölgeleri kavşağında bir geçiş noktasında bulunan Kütahya’nın, özellikle kadın giyimi konusunda Anadolu’nun başka hiçbir yerinde olmayan bir farklılık ve zenginliği bulunuyor.

Kütahya, Germiyan Beyliği ve Osmanlı saray giysilerinin etkisi altında, en kaliteli renkli ipek işleme, sim sarma gibi tekniklerle kadife, atlas, yünlü mantin kumaşlar üzerine işlenmiş çok değerli kıyafetlere sahiptir. Anadolu’da düğün giysisi olarak bir veya iki çeşit giysi varken, Kütahya’da bindallı, yolaklı, dallı, eğrimli, çatkılı, tefebaşı gibi çok çeşitleri bulunmaktadır. Bunlar da kendi içlerinde ayrıca üçetekli, entari ve şalvarlı olarak ayrı türlere ayrılıyor.

Germiyan Beyliğinden bu yana babadan oğula, oğuldan toruna ve gelinlere geçen geleneksel bir şekilde halen devam eden Kütahya Kadın Kıyafetleri daneleri,takıları ve iğne oyaları günümüze kadar gelmiştir. Ancak bu konu üzerinde başlı başına sağlam bir esere rastlanmamıştır.

Günümüzde çoğu aile genç kızlarına kına gecelerinde özellikle kıyafefleri giydirmek suretiyle sergilemektedirler.Bunun dışında kıyafetler evlerde sandıklarda muhafaza edilmektedir.Fakat sergilenebilme imkanı olmayıp kültürel zenginliklerimizi saklı gizli tutarak; nineden toruna ,anneden kızlara aktarılmaktadırlar.

Türk kültürü için son derece önemli olan Anadolu başlıkları, yazmaları, giysilerini, takıları ve el işlerini artık sandıklarda bile zor bulunan, geleneklerimizle birlikte yok olup giden giysiler, kumaşlar, başlıklar, iğne oyaları, örtüleri tespit edip kayıt altına alarak, ilgili literatürleri tarayarak işe başladık.

Yaşayan Kütahyalı sanatkarlarımızdan bir tanesi olan Cemile Gül Hanımefendiyle canlı birebir görüşmeler yaparak doğru bilgiler almak ve bunları kayıt altına alarak kalıcı bir eser çıkartmak amacıyla çıktık yola..

7000 yıllık tarihi ile toprağın ,ateşin ve suyun buluştuğu Germiyan diyarı,Evliya Çelebinin memleketi Kütahya da ,Cemile Gül ile Pirler Mahallesinde tarihi Germiyan sokaktaki Cemile Gül Geleneksel El Sanatları Atölyesinde buluştuk.Görkemli Konak aslına uygun olarak restore edilmiş ve Osmanlı dönemi 17.Yüzyıl dekor ve nakış dolu odalarıyla bizi karşıladı.Karşımızda güleryüzlü,kendinden emin ne yaptığını çok iyi bilen,güçlü ve azimli sağlam karakterli Kütahyalı bir Hanımefendi duruyordu.

Kütahya da ilk kadın girişimcilerden olan ve bu el sanatlarımızın yol kat etmesinde emeği geçen Cemile Gül 1964 yılında Kütahya da doğar. Annesi ev hanımı baba ise memurdur.İki kardeştir.İlk orta ve lise eğitimini Kütahyada yapan Gül ;Üniversiteyi Dumlupınar Üniversitesi Meslek Yüksek Okulunda Geleneksel Türk El Sanatlarımız üzerine yapar.İki yılda formasyon eğitimi alarak tamamlar.Bu arada Gazi Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu’nun değerli hocalarından Bilgi ve Gönül Hanımdan çok yararlanır.

Cemile Gül nakışlara olan ilgisinin daha çocukluğundan itibaren başladığı vurguluyor. ‘Belki çok sıradan gelecek kulağa ama ;gerçekten çocukken başladım.İlk okula giderken oyuncak bebeklerimi kendim giydirdim.Elim iğne ve ipliğe daha o yaşta çok yatkındı.Dolayısıyla Kütahya Kız Meslek Lisesine devam ettim. Bu Rabbimin bana verdiği bir yetenekti.Zaten bu içinizden gelen Rabbimin fıtratınıza verdiği bir yetenek.Onu teknikle ,okulla destekliyorsunuz.Ama bu yeteneği eğitimle desteklemediğiniz takdirde ben Cemile Gül olarak hiçbir işe yaramayacağını düşünüyorum.Fıtratınızda vardır,ama eğitimle desteklemek şart’.

Cemile Gül’ün çalışmalarında Osmanlı İmparatorluğu’nun 17-18 yüzyıl döneminin izlerine rastlıyoruz.Osmanlının kuruluş bölgesinde ,Kütahya,Eskişehir,Bozhuyük,Bursa yörelerinde kullanılan Osmanlı dönemine ait motifler ve kadın kıyafetleri var.

Kıyafetlerde;eğrimli,çatkılı,dizibağlı,tefebaşı gibi otantik kıyafetler var.Onların aslına sadık kalarak ,birebir çalışarak,en ufak bir değişiklik yapılmadan yeniden çalışılmıştır.Geleneği bozmadan ,işleme teknikleri,kumaşları dahil birebir yapmaya çalışıyor.

Aynı zaman da ,günümüze uyarlanmış ,modernize edilmiş kıyafetlerde tasarlanıyor.Benim kendi tasarımlarım tamamen bana ait olan bu döneme imza atabilecek olan desenlerim var.Geleceğe aktarıldığında bu dönemi anlatacak desenlerimiz var.

Cemile Gül’den ; 17. ve 18 .Yüzyılda Osmanlı kadın kıyafetlerini hakkında bilgi vermesini istedik;

‘Sarayın hareminde yaşayan kadınların bir başka deyişle ;valide sultan ,haseki sultanların,kadın efendilerin,gözdelerin ve ikballerin giysilerinin ihtişamı Osmanlı’nın zenginliğini, kudretini yansıtmaktadır. Bütün zamanını haremde geçiren ve hiyerarşik düzen içinde yaşamak zorunda olan saraylı kadınların giysileri, halkın giysisinden daha özenlidir. Sarayda giyim-kuşama son derece önem verilir, özel olarak dokunmuş kaliteli kumaşlardan dikilmiş giysiler giyilirdi. Saray kadınlarının kalite arayışları dokumacılığın gelişmesini de önemli ölçüde etkilemiştir.

Padişahlara,vezirlere ve başka ileri gelenlere altın işlemeli yastıklar,örtüler,elbiseler, ve benzeri eşya yaparlardı.Bunların hazırladıkları kumaşlar,isteğe göre,sarayda; cariyeler tarafından ,nakkaşların çizdikleri örneklere göre çeşitli teknikler ve zengin motiflerle işlenirdi.Saray işlemeleri ,kullanılan malzemenin kalitesi,yüzey düzenlenmesindeki mükemmellik,seçilen motiflerin biçimlendirilmesi,benzeri teknik özellikler,gösterilen ustalık ve özen bakımından şehirli ,işlemelerinden bir bakışta ayırt edilebilirdi.’

Suvai denilen kumaşlar üzerinde bol ipek ve pek az sırmayla yapılan ‘tepebaşı’ tarzı, tamamiyle şehirli işlemeleri arasında görülen bir tarzdır.Saray işlemelerinde bunlara rastlanmaz.Hatta böyle bir işleme ,yukarıda sayılan nitelikleri gösterse bile yine saray işlemesi olarak kabul edilemez,çünkü sarayda o kumaş kullanılmaz.

Görkemli giyecekler kemha (brokar), kadife, çatma (bir kadife türü), seraser (altın ve gümüş alaşımlı telle dokunmuş ipekli kumaş), diba, atlas, canfes, tafta, vala, çuha, sof ve şal gibi kumaşlarla oluşturulurdu.

Osmanlı kıyafetlerinin en önemli özelliği bol dökümlü, örtülü ve uzun olmalarıdır. Kadınlarşalvar, hırka, gömlek, entari; erkekler şalvar ve çarık giyerlerdi. Her meslek grubununkendine ait bir kıyafeti bulunuyordu. Osmanlı İmparatorluğu ,her türlü sanat ve zanaatta olduğu gibi giyim kuşamda da 16. yüzyılda en yüksek düzeyine ulaşmıştır. 17. yüzyılda imparatorluğunekonomik durumuna paralel olarak dokumaların kalitesi de düşmeye başlamıştır.

yüzyıl başlarından itibaren kadınlar sokak kıyafeti olarak ferace, yaşmak ve peçeyikullanmışlardır. Kışın yünlü, yazın ipekli kumaşlardan yapılan feraceler kolları ve bedeni bol,önden açık ve yere kadar inen bir giysi türüydü.
Özellikle ,Lale devrinde kadınların sosyal yaşantılarında olan değişiklikler giyinme ve süslenme anlayışını etkilemiş, kadınlar genellikle üç etekli, sim sırma işlemeli elbiseler giymişlerdir.Altın işlemelerin ve alabildiğine dolu nakış ve renkli işlemelerin yoğun kullanıldığı örtüler ve kadın giysileri en zengin dönemini Lale Devrinde yaşamıştır.

yüzyılda kadınların iç elbiseleri, saten veya altın işlemeli brokar kumaştan, önü açık, ilik ve düğmeli yapılmıştır. Elbiselerin kolları bileklerde daralmaktadır. Belin altından beli sıkmadan bağlanan, üzeri işlemeli kadife, saten, deri veya kaşmirden yapılmış bir kuşak vardır. Kalçayı,belin biraz aşağısından dolanarak saran kuşağın ilgi çekici olmasına özen gösterilmiş ve önem verilmiştir.
Bütün kadınlar, yaz aylarında “bürümcük” isimli ince kumaştan topuklara kadar uzun gömlekgiymişlerdir. Elbiselerinin altına giyilen şalvar topuk üstünden bir uçkurla sıkılmıştır. Kadınlar kıyafetlerinde her tür giyimi üst üste kullanmalarına rağmen kıyafet bütünüyle bir uyum içindedir.

Değişen ve yüzünü batıya çeviren Osmanlı’ nın kadına ve kıyafetlerine bakışıyla değişmeye başlamıştır;

yüzyılda Türk kadınları, önden açık, düşük uzun kollu, Şam ipeğinden elbise ve yeşil kuşak ile, ayak üzerine zengin görünümlü drapelerle düsen geniş şalvarlar giymişlerdir. Zengin kadınlar, iç çamaşırı olarak, ince ipek gömlekler giymişlerdir.İpek dokumalar yerli kozalardan çekilen ipeklerle el tezgâhlarında dokunarak birçok aile için geçim kaynağı olmuştur. İpek gömlekler hareket rahatlığı sağlayacak şekilde geniş dikilmiştir.
Elbiselerin kol ağzına ve etek ucuna ipek malzemeden sanatlı tığ oyaları uygulanmıştır. Dekoltesi oldukça açık bırakılan yaka, giyenin zenginlik derecesine uygun değerde bir mücevherle iliklenmiştir.İç gömlekleri, topuklara kadar uzun, ipek şalvarın üstüne giyilmektedir. Şalvarlar için canlı renkler ve kaliteli kumaşlar kullanılmıştır

İç gömleklerin üstüne de gene topuklara kadar uzun; diba, damıska ve canfes gibi zamanın çok değerli ipeklerinden hazırlanmış elbiseler giyilmiştir.

Elbiseler vücut hatlarını belirli şekilde ortaya koymuş ve önden bele kadar sık düğmelerle kullanılmıştır. Üç etekli olan elbiselere bol sırma islemeler ve sırma kaytanlar ve elmas düğmeler kullanılmıştır.

19.yüzyılda, Türk kadınlarında beldeki kemer, yüksek ziynet eşyalarından biridir. Kemerler,elmas, inci gibi değerli taslarla süslenmektedir. Göbek hizasından bağlanan kemer tokaları da değerli ve göz alıcı taslardan oluşmuştur.Tıpkı Kütahya kadın kıyafetleri nde gördüğümüz gibi günümüze kadarda gelmiştir.Tefe başı,eğrimli,çatkılı,dizibağlı,üç etek ve bindallı gibi.

Cemile Gül çalışma şeklini şöyle ifade ediyor ;

‘İki tür çalışma yapıyorum. Birincisi;Birebir geleneksel olana sadık kalarak yapılan tasarımlar.İkincisi; modernize ederek kendi motiflerimi ve desenlerimi kullanarak yapılan işler.Fakat onlarda da işin tekniğine sadık kalarak; örneğin dival işi nedir nasıl yapılıyor aslına uygun olarak, yine Çin iğnesi,Türk işi motif aslına uygun işleniyor.Buna çok özen gösteriyorum.

O nedenle atölyemizde çalışmalarımız; bir Osmanlı Otantik Kadın Kıyafetleri ve işlemelerini birebir aslına sadık kalarak çalışmak.Örneğin; ;Çin iğnesi, çapraz iğne,hesap işi çok tercih ettiğimiz teknikler.Çin iğnesinin karmaşık,renk bakımından çekici görünüşü,hesap işinin ajurlama yoluyla kumaşa kaynaması tekniklerin yaratışlarını birbirinden ayırıyor.Sonra, karton kesimi motifler üzerine sarma yapılarak ‘dival işi’ adını alacak olan sırma işlemeler,bu günde Maraş’ta hala uygulanmaktadır.Kadifeler,atlaslar,hatta desenli ipekliler üzerine yapılan ‘Bindallılar’ bu teknikle işlenmiştir.Bunlar genç kızların çeyiz elbiseleridir.

Bir de benim kendi çizgilerimle oluşturduğum desen ve motiflerden oluşan kıyafetlerden oluşuyor.

En çok çevre,uçkur,bohça,peşkir,mendil….,desenleri o dönemin kadın kıyafetlerinde başörtülerinin kenarlarında uygulanan motiflerle beraber kullanılıyor.Mesala; uçkurlar ,kadın şalvarını giydiği zaman büzgüsünü kapatmak amacıyla bellerine sardıkları aksesuarlardır’.

Kullanılan motifler şahısların statüsünü belirliyor.Motiflerin bir dili ve iletişim gücü var.

Bir de bu desenler kadının sosyal statüsünü ve psikololik durumunu belirler.Eger kadının eşi askerse kullanılan motif farklıdır.Yaşlıysa,orta yaşlıysa farklı genç bakar bir kız ise motif farklıdır.Kadın yasta ise onun başına taktığı dane örtü de kullanılan motif farklıdır.

Osmanlı motifleri ve iğne oyalarıyla beraber çevre ve uçkur desenleri ve baştülbenti desenleri çalışılmıştır.Otantik birebir o döneme ait motiflerle yapımış örtülerdir.Kenarlarında Osmanlı 17 ve 18 yüzyıl dönemi yapılmış oyalarla süslenmiştir. Etrafındaki iğne oyaları da Osmanlı motifleri olan Kütahya,Bursa,Bilecik,Bozüyük,Eskisehir dolaylarının motifleridir.

Osmanlı Döneminde saray da yapılan işlemeler hakkında Cemile Gül’den detaylı bilgiler aldık;

‘Saray işlemelerinde en eski olarak XVI.yüzyıla kadar örnek verilebiliyor.Mesala sırma işlemelerin varlığı ancak tahminle söylenebilir.Çünki o dönemde malzeme diye en çok ipek ve sırma kullanılıyordu.Nitekim İstanbul sarayında ‘ehl-i hiref-i hassa ’(özel sanatçı takımı) teşkilatı çerçevesinde kumaşçıları,kadifecileri,işlemecileri görürüz. ‘esnaf-ı nakkaşan-ı zer-düzan(altın işleme esnafı)’ çarşıda saray işlemeleri için malzeme hazırlayan esnafa deniyordu.

Padişahlara,vezirlere ve başka ileri gelenlere altın işlemeli yastıklar,örtüler,elbiseler, ve benzeri eşya yaparlardı.Bunların hazırladıkları kumaşlar,isteğe göre,sarayda; cariyeler tarafından ,nakkaşların çizdikleri örneklere göre çeşitli tekniklerve zengin motiflerle işlenirdi.Saray işlemeleri ,kullanılan malzemenin kalitesi,yüzey düzenlenmesindeki mükemmellik,seçilen motiflerin biçimlendirilmesi,benzeri teknik özellikler,gösterilen ustalık ve özen bakımından şehirli ,işlemelerinden bir bakışta ayırdedilebilirdi.

Suvai denilen kumaşlar üzerinde bol ipek ve pek az sırmayla yapılan ‘tepebaşı’ tarzı,tamamiyle şehirli işlemeleri arasında görülen bir tarzdır.Saray işlemelerinde bunlara rastlanmaz.Hatta böyle bir işleme ,yukarıda sayılan nitelikleri gösterse bile yine saray işlemesi olarak kabul edilemez,çünki sarayda o kumaş kullanılmaz.

Buna karşılık şehirli işlemeleri,ister motif lerini tabiattan alsın,ister uslüplaştırılmış hayvan figürleri kullanılmış olsun,genellikle saray işlemelerine özenilmiş eserlerdir.Ama halk zevkini yansıtırlar.İstanbul,Edirne,İzmir,Bursa gibi büyük merkezlerde daha ziyade esnafla halkın meydana getirdiği bu işlemelerde pastel renkler bir arada kullanılır,sırma ile karıştırıldığı zaman çok çeşitli motifler,hatta sahneler elde edilir.

Lale ,karanfil,sümbül,gül,bahar çiçekleri,palmetler,köşk ve saray motifleri soyutlaştırılmış manzaralarıdır.Yalnız motiflerin yarattığı bir çeşit peyzazdır bu işlemeler.Hele İstanbul işlerinde açık bir yüzey uslübu,bütün özellikleriyle belirgin hale gelmiştir.Çin iğnesi,sıra atma,hesap işleri,İstanbul işlemelerinde başarıyla tatbik edilmiştir.XVIII.yüzyıldan başlayarak,şehirli işlemelerinin zengin örneklerine sahip bulunuyoruz.’

Cemile Gül, en son çalıştığı projesinden bahsetti bizlere;

‘Osmanlı’nın Gelinliği; Kırmızı Tefe Başı Kıyafeti olarak adlandırılmıştır.Günümüzün beyaz gelinliği İtalyadan bize ithal moda olarak gelmiştir.Kütahya da hala gelin kızlarımızın gelinliği kırmızıdır.’Geleneksel Osmanlı Kınası Kınalı Eller ‘projem de bu geleneği tekrar canlandırmak amacıyla hayata geçirdiğim bir projedir.Gerçek Türk Kına Gecelerini yaşatmak ve gençlerimize sevdirmek amacıyla yola çıktık.

Amacım, ‘Kınalı Eller’ projesiyle ;adet ve göreneklerimizi doğru ve güzel bir biçimde gençlere aktarmak;kıyafetlerimizin bozulmamış haliyle o dönemde kına geceleri nasıl yapılırdı,bizim Kütahya yöremizi yansıtan kına geceleri organize etmek ve bu geleneğimizi tüm ülke çappında tekrar yaygınlaştırmaktır.

Cemile Gül aynı zamanda Kütahya da pek çok ilke imza atan ilk kadın girişimcidir…!

Kütahya eski sokakları ,zengin çeyiz sandığıyla ; kökü Selçuklu ve Osmanlıya dayanan zengin bir kültüre beşiklik ettiğinin bir göstergesidir adeta.

Tarihi Germiyan Sokağın ilk kuruluşunda ,yeniden restore edilip kültürümüze kazandırılmasında emeği geçenler arasında.Zamanın Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’ a ;’ ilk konağı ben açacağım insanlara örnek olmak istiyorum. Açılışıda sizin gelmenizi istiyorum diyerek.,medeni bir cesaret gösteren ilk kadın girişimci,Kütahya’nın kültür elçisi olmuş ve bu sokağın tarihi Germiyan Sokağı olarak tekrar hayata geçirilmesine çok emeği geçmiştir.

Tam yirmi yıldır açtığı atölyesinde yüzlerce kadını iş ve sanat sahibi yapmıştır.Yetiştirdiği talebeler şimdi Kütahya da kendi el sanatları atölyelerini açarak Cemile Gülün yansımaları olarak çalışmalarına devam ediyorlar.Kütahyalı ev hanımlarına; üreterek ,çalışarak ,ekonomiye katkı sağlayan özgüven sahibi birey olma yolunda Cemile Gül kendilerine rol model teşkil etmiştir.

Meslek hayatı kimsenin hayal bile edemeyeceği başarılarla güzelliklerle geçen Cemile Gül başarısının sırrını şu sözlerle açıklıyor; ‘Yaptığım her işin mürekkebini yalarsanız oiş güzel ve düzgün oluyor.Bu kesinlikle böyle.Sanatta özellikle böyle.Sanat maddi açıdan güç ve zaman bolluğu istiyor ve birde emek.Her şeyin çok bol olması gerekiyor,zaman ve maddiyat istiyor.Fakat Kütahya muhafazakar ve çok küçük bir şehir.Her şeyin imkanının kısıtlı olduğu bir yer.

Ama belki güzel olan,kısıtlı imkanlarda bir başarı yakalamak.Bir şeyler yapmak için tırnaklamak başarıyı getiriyor.Yoksa çok rahat şartlar altında olsaydım bu kadar başarılı azimli olamazdım.Evet sıkıntılar beni başarıya itti.!!Başarının sırrı belki de bu.Bu kesin…’

Başarıya ulaşmamdaki bir diğer unsur ise şöyle anlatayım;

‘Sanat çok sancılı bir süreçtir.Sıkıntılı zamanlarda çok sevdiğim Mehmet Dumlu Hocam benim arkamı yasladığım bir sırttı, o sancılı dönemimi atlatacak mutlaka bir sırt gerekir.Eğer öyle bir sırtınız yoksa yapamazsınız.O yaptığınız sanat değil zanaat olur .

Bir gün bana ; ‘Yavrum deryaya dalmışşsın en derindesin ,en karanlık yerdesin,ama ayağını vurup çıkman o kadar yakın kien karanlıktaki dönem aydınlığa en yakın olduğun zamandır’ demişlerdir.

Onun sohbetlerine senelerce tam 16 yıl katıldım.Beni manevi başarıya götüren güç,manevi dayanağımdır.

O beni gelecekte başarıya götürecek ,manevi dayanağım,sırtımı dayayacağım esas güçtür.Çoğu nakış öğretmeninin hayal edemeyeceği başarılar elde ettim.Mehmet Dumlu Hocam; manevi feyz ve ilham kaynağımdır.’

**Cemile Gül’ün ; Branşıy la ilgili olarak MEB,Çıraklık Eğitim ve Özel Kuruluşların işbirliği ile gerçekleşen ;Geleneksel Türk İşlemeleri Dalında ve Çeşitli Teknikler Dalında birincilik ödülleri var.Alınabilecek tüm ödülleri almış birisi olarak çok gururlu ve mesleki olarak çok tatmin olduğunu ifade ediyor..

‘Kendi yorumladığım motiflerin,otantik bir şekilde sunmam ve tekniklerin aslına sadık kalarak bozmadan uygulamış olmam bana bu başarıyı getirdi.

Tamamen kendi iç dünyamda yarattığım hayal ettiğim,bu dönemde evimde nasıl motifler kullanabilirim?Benim duygularımı yansıtacak motifler neler olabilir diye düşündüm.Ama işin tekniğine sadık kalarak,aplike ise aplika tekniğine sadık kalarak,çin iğnesi veya Türk İşi tekniklerinin uygulandığı motiflerden oluşan parçalardır.En çok kullanmayı sevdiğim teknik ise dival işidir.Yani sim sarma tekniği.Suzeni işi ile işlenmiş o dönemde .O tekniğe en uygun makine dikişi ve süzeni tekniğidir’.

Cemile hanım kullandığı malzemenin de çok önemli bir husus olduğunu vurgular iken şu sözlerle özetliyor;’ Kullandığım kumaşların tamamen el dokuması ,Anadolu da dokunan kumaşları seçiyorum.Osmanlı Döneminden beri dokuna gelen kumaşların birebirine çalışıyorum. Özgünlükten ve kaliteden ödün vermemek adınaÇok yapay polyester,sentetik,kumaşlara iş yapmayı tercih etmiyorum.Özellikle el dokuması Antakya Samandağ el dokumaları,keten ,ipek kumaşlar ,yöresel Antep,İzmir –Ödemiş ve Denizli el dokumaları tercihim olmuştur.Üstüne altın ,gümüş kaplama sim malzeme kullanıyoruz,yine ipek makaralar ve piyasada bulunan nakış makaralarını kullanıyoruz.

Atölyesini 1994 kurdugu zaman hem öğretmenliğine devam eden ,hem de özgürce çalışmayı sevdiği için ,kendi tasarımlarını üretebilmek için Cemile Gül Nakış Atölyesini kurar. Yaklaşık yirmi yıl öğretmenlikten ve tasarımlarımdan vazgeçmeden aynı tempoda devam ettim.

Sanatın ve sanatçılığın emekliliği yok.Gözüm görüp ,kalbim attığı sürece sanatıma devam edeceğim’.

Gelenekli El Sanatlarımızın bir ülkenin milli sermayesi olduğunu ve yaşatılması gerektiğinin önemine değinen Cemile Gül ; ‘Demekki El Sanatlarımız ölmemesi ,Türk Kadının dünyaya tanıtılması ,gelenek ve göreneklerimizin ölmememsi gerekiyor.Bu gelenek meselesi o kadar önemli bir nokta ki; dünyaya baktığımızda mesala Japonya geleneklerine inanılmaz derecede bağlı bir ülke.Sanatını ve kültürünü tüm dünyaya bozmadan tanıtıyor ve çok bağlılıkları var.Onları diğer ülkeleden daha güçlü yapanda tamda bu.

Biz Türkler çok zengin geleneklere sahibiz,gelecek nesillere bu zenginliğimizi aktarabilirsek hem geleneklerimizi hem de el sanatlarımızı çok büyük iş yapmış olacağız.El sanatları diyorum çünkü; temelinde yatan yüreğinizdeki güzel duyguları, heyecanları insanlara güzel mesajlar verebildiğiniz bir araç aynı zamanda.Motiflerin sihirli gizli bir iletişim dili var .Bu dil dostluk kardeşlik dili dir aynı zaman da ;çünkü motiflerimizin birleştirici kaynaştırıcı bir yönü de vardır,bu göz ardı edilmememsi gereken önemli bir noktadır.

Bunlar doğru ve güzel olan şeyler,geleceğe aktarmak benim misyonum.’ Diyerek

Bu kadar çok birincilik ödülleri almanın kendisinin omuzlarına bir kat daha sorumluluk yüklendiğini,daima daha iyiye güzele doğru bir gidişin olduğunu.Her gün yeni bir şey bulup ,öğrendiğini , ‘her gün yüreğime gelen sesle yol aldığım için daha iyi ve güzeli yansıtmak istiyorum’ sözleriyle tamamladı.

Cemile Gül ,meslek hayatında unutamadığınız bir anısını bizlerle paylaşarak;Avrupa da bir Türk kadınının çok çalışarak ve kendine inanarak isterse neler yapabileceğinin bir kez daha altını çizmiş oldu; ‘Geçen yıl İngiltere Kraliçesi Londraya davet etmişti.Orda bir defile yaptık.Tabi ki defileyi izlemeye Kraliyet Ailesinden üst düzey hanım misafirler ve büyükelçiliklerin temsilcileri davet edilmişti.Residansta 150 kişiye bir defile yaptık.Tamamen Osmanlı Kadın Kıyafetleri ve günümüze uyarlanmış modernnize edilmiş kadın kıyafetlerinden oluşan bir defileydi.Orada çok güzel olaylar yaşadım.Özellikle İngilterede defilenin sonunda teşekkür konuşmasını yapmaya çıktığımda ,Kraliyet Ailesinden hanımların beni ayağa kalkarak alkışlaması beni derinden etkiledi.Orada yalnızca Cemile Gülü değil aynı zamanada tüm ülkemin Türk kadının başarısı el emeği alkışlanıyordu.Türk sanatı karşısında ayağa kalkmışlardı ,gurur duymuştum ülkem adına.Anadoludan bir kadının ,bir eğitimcinin Türk Sanatını sergilemesi ve o atmosferde Türk kadının anlatması ve temsil etmesi beni onurlandırdı.Ben işte o anı unutamıyorum.’

Yaşadığınız coğrafyanın ,Kütahya’nın da kendisine çok katkıları olduğunu vurgulayan sanatkarımız; ‘Kütahyanın taşı toprağı çok özel yaratılmış.Ve buranın toprağıyla çini yapılan başka bir şehir yok.Demekki Rabbim buraya bu topraklara bir özellik vermiş.Benim şehrimin insanı,taşı toprak,toprağı çamur,çamuru sanat eseri yapıyor.Ayrıca Osmanlı Döneminde de Kütahya Sarayın işlerini yapan,Sultanların çeyizini ,sünnet yataklarını nakışını süsleyen,günün modasını belirleyen Valide Sultanların gözlediği bir sanat şehriymiş.Kütahya insanınınyüreğinde bu sanat sevgisi var.’ sözleriyle tamamlıyor.

Her Şey bir insanı sevmekle başlar sözü üzerine ; Cemile Gül’ün hayatında onu derinden etkileyen ve sanatına yön veren kişi üzerine konuştuk.

‘ Hayatımda çok önemli yeri olan ,sevdiğim rahmetle andığım büyüğüm Mehmet Dumlu Hocamdır.Gerçekten bu işi bana tattıran ,cesaret veren,sanatıma hizmet ruhunu ilk aşılayan ve bu duyguyu yaşatan feyzini veren ve bu işi yapmam gerektiği bilincini aşılayan Mehmet Dumlu Hocamdır.

Manevi bir feyz kaynağı;batmayan güneşim değerli Hocamdır.Onun feyz ve duasıyla bu gün bu noktalara geldiğime inanıyorum.’

Mehmet DUMLU Hocamın bana en büyük öğüdü şu sözleri olmuştur;

Bir gün Hocam bana dedi ki; ‘Yavrum; Kütahya Evliyalar şehri,Osmanlının sanat sehriydi.Kütahyada her evden en az bir sanatçı mutlaka çıkar.Toprağında fıtratında sanat var.İnsan bu dünyaya bir hizmet için gelir.Senin hizmetin de bu.Kütahyanın el sanatlarını ,kadın kıyafetlerini tüm dünyaya tanıtmak. Ve duyurmak.Senin hizmetin bu.Elinden gelenide gelmeyenide yap.Kütahyanın manevi güçleri hep senin yanında merak etme’ demişlerdir.

Önemli sergi ve defilelere çıkmadan önce Hocam Mehmet DUMLU’ dan mutlaka tavsiye ve görüş alan Gül; ‘Mesala ,motif ve desenleri nasıl ,ve nerede kullanacağıma dair tavsiyelerde bulunurdu.Ve onun gösterdiği şekilde çalışmalarıma başlardım.Sancılı geçen 4,5 aydan sonra işi en son masaya koyduğumda bunu ben mi yaptım derdim.Bunu nasıl yaptığıma hayret eder ,kendimde inanamazdım öyle işlerim vardır’.

İşte bu nadide eserlerimin bir eşi benzeri yok milyarlar verseler onları asla elimden çıkaramam.Cemile Gül ,gelecekte o eserlerinin gelecek nesillere aktarılması için, Türk kültürüne armağanı olarak Kültür bakanlığımıza bağışlamayı düşünüyor.

Cemile Gül’ün gençlere verdiği tavsiyelere kulak veriyoruz ;
‘Bir şeyler yapmak isteyen insanlar hep İstanbul Ankara gibi büyük şehirlere yöneliyorlar.Bunu yapmasınlar;Benim ülkemin her şehri ayrı güzel.Anadolu’ ya yüzlerini çevirsinler.Anadolu çok zengin renk,doku ve motifi barındıran çok zengin bir mozaik.

Kültür Bakanlığımız bizim gibi düşünen sanatçılara yeterli desteği verdiğini düşünmüyorum.Bakanlığımız daha duyarlı olmalı ve maddi ve manevi olarak Türk kadın el sanatkarlarının yanında yer almalıdır.Çünki Türk kadının çalışkan,eli maharetli ,yetenekli fırsat verilirse bunu en güzel şekilde kullanacaklardır..Daha nice Cemile Güller ,nice altın eller ortaya çıkacaktır inanıyorum.’

Akademisyen-Yazar :Yrd.Doç.Dr.Pınar YAZKAÇ

Continue Reading

Facebook

Öne çıkanlar