2 DARBE 1 MUHTIRA 1 POST-MODERN DARBE GÖRDÜM

Evet, 27 Mayıs 1960 darbesinde 5 yaşında bir çocuk iken, darbeyi derin bir acı ile görerek hayatımın ilk ve çok kötü başlangıcı olarak her zaman hatırımdadır.

Merhum dedem Ali Dalıgül, Demokrat Parti merkez ilçe başkanı idi. Gece Askeri Jeep ile gelerek alıp, götürmüşler. Ben sabah kalktığımda evde ağlama sesleri duydum. Hemen korkarak gittiğimde herkes ağlıyordu. Beni görünce sakinleştiler. Ne olduğunu anlamamıştım.Daha sonra dayım Ahmet Dalıgül o olayları bana anlattığında tüylerim dike diken olmuştu.Halada hatırladıkça çok üzülürüm. Hayatımdaki ilk hatıra böyle kahredici olarak başladı.

12 Eylül 1980 darbesinde ise gazeteciydim. Meslektaşım ve yakın dostum Abdullah Arıgül ile Ankara’ya gitmiştik. İşlerimizi hallettik. O zaman Kültür Bakanı’nın özel kalem müdürü (şu an Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürü) çok sevdiğim değerli dostum Doğan Acar bizi akşam yemeğine götürdü. Yemek sonrası kalmamız için ısrar etmesine rağmen biz Kütahya’ya geri dönmek için yola çıktık. Gece 00.30’da otobüse bindik. Hemen uyumuşum. Abdullah Arıgül Sincan’dan tanklar ve askeri araçların geçtiğini gördüğünü söyleyerek beni uyandırdı. Ben de “sonbahar tatbikatına gidiyorlardır” demiş ve uyumaya devam etmiştim. Otobüsün radyosundan bildiri okunmaya başlaması ile yine uyandım. Darbe bildirisinin ardından Hasan Mutlucan’ın Kahramanlık Türküleri albümünden ”Yine de şahlanıyor aman…” türküsü çalınmaya başladı. Biz Eskişehir’de inecektik ama Eskişehir girişinde askerler bizi durdurarak kimlik kontrolü sonrası arabanın girişine izin vermeyerek son durak olan Bursa’da ancak duracağını söylediler. Şaşkın vaziyette idik. Eskişehir çıkışında Bozüyük istikametinden gelen bir otobüse binerek Eskişehir’e geldik. Buradan Kütahya’ya özel taksi tutarak, Merkez komutanlığından izin alarak döndük.

O zaman TRT muhabiri idim. Olayları takip ediyordum. İhtilâlden 3 gün sonra evimizin zili çaldı. Camdan baktığımızda sabah saatlerinde bir askeri jeep kapının önünde ve silahlı askerler vardı. Hemen dedemin götürülüşü aklıma geldi. Ev telefonundan o zamanın Tugay Komutanı Tuğgenaral Avni Öztin paşayı aradım ama ulaşamadım. Kurmay Başkanı Kurmay Albay Turan Gümüş’e ulaşarak durumu anlattım. Hemen telsizle durumu sordu ve askerleri göndererek bir haber ile ilgili gelmişler diyerek kendi makamına davet etti. Tavşanlı’da bir olayı TRT’ye geçtiğimden dolayı bilgilendirmek adına çağırmaya geldiklerini söyledi. Aslında sıkıyönetimde görevli ve daha önce kişisel bir meseleden tartıştığımız Yarbay’ın oynadığı kirli bir oyunmuş bu. Durumu öğrenince ben de olayı anlattım. Avni Öztin paşa hemen o yarbayı çağırarak durumu sordu. Bu haber için böyle bir hareketin olmaması gerektiğini söyleyerek onu uyardı.

Evet, askeri darbeler hayatımızda çok derin izler bıraktı. Suçsuz birçok arkadaşım nezaretlerde, askeri cezaevlerinde yattılar.

Bunun bedelini ülkemiz çok ağır ödedi.

İhtilâller, muhtıralar maalesef bizi her zaman geriye götürmüştür.

Sağcı ya da solcu diyerek başladı her şey. Komünist – Faşişt diyerek gençleri birbirine düşürdüler. Alevi- Sünni, Kürt -Türk dediler, sonra da aynı camide, aynı safta namaz kılan insanları birbirine düşürdüler. Bu tezgahlara maalesef alet olanlar bilmeden ülkemize zarar vermekte ve bizleri ayrıştıranlara kölelik etmektedirler. Bu oyunlara kanmayalım. Artık, bu düzenbazlıklara göz yummayalım, birbirimize sımsıkı sarılarak ülkemiz için birlik ve beraberlik içinde olalım.



Web Tasarım: Arena Ajans