FETÖCÜ TERÖRİSTLER VE BİR AMERİKAN RAPSODİSİ

Bir önceki makalemizde dile getirdiğimiz üzere, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) dış bağlantıları bir bir ortaya çıkıyor. Ama bu defa büyük bir tuhaflık var. Daha önce belirttiğimiz gibi ülkemizde şahit olduğumuz darbeler, mutlaka dış güçlerin verdiği destekle ve dış politikayı yeniden dizayn etmek için yapılıyor. Ama darbenin akabinde bu yabancı dostlarımız (!) mahcup bir eda ile kendini kamufle etmeye çalışıyor, büyük bir sessizliğe bürünüyordu.

Bu defa da büyük bir sükût hâkim. Ama ABD’li CENTCOM Başkanı, hiç sıkılmadan, “Türk hükümeti ordudaki müttefiklerimizi hapse atıyor, görevden alıyor, bizi tedirgin ediyor’ gibi haddi aşan bir cümle sarf edebiliyor. Ya da ABD Dışişleri Bakanı ‘her iki tarafı itidale’ davet edebiliyor. Veya Alman Dışişleri Bakanı kalkıp, ‘Fethullahçıları vermemizi aklınıza bile getirmeyin’ beyanatı verebiliyor. ABD ve Batı basını darbecilere akıl vermekten imtina etmeyerek; ‘hata yaptınız, önce Tayyip Erdoğan’ı öldürmeliydiniz’ diye manşet atabiliyor. Nedense hiçbir dostumuz taziye ziyaretine gelmiyor.

Bu defa tehlike daha da büyük ve henüz atlatılmış değil. Zira Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beri ABD ve Batı dünyasıyla bu kadar büyük bir meydan okuma içine girmemişti. Küba füze krizi (1962), ODTÜ’lü öğrencilerin ABD Türkiye Büyükelçisi Robert Komer’in aracını yakması (1969), Türkiye’nin afyon üretiminden doğan endişe (1971), Kıbrıs Barış Harekâtı (1974), Amerikan ambargosu (1975) gibi geçmişte bıraktığımız ama bugün hala zihnimizde tazeliğini koruyan gerginliklerden daha farklı bir durum mevcut bugün. Zira geçmişteki krizlerden çıkmanın ve ilişkileri normalleştirmenin bir yolu daima vardı. Diplomasi, müzakere ve karşılıklı verilecek tavizler sorunları çözmesek bile öteleme imkânı tanıyordu.

Ama bugün durum vahim görünüyor. Zira ilk defa kartları açık oynuyoruz. Kılıçlar çekilmiş durumda ve hiçbir taraf geri adım atmak niyetinde değil. Daha önce de bu köşede belirttiğimiz üzre, Amerika ülkemizde bir ameliyat yapmaya kararlı. Türkiye’nin üniter yapısını bozmak, PKK’yı her bedeli ödeyerek desteklemek, kendi bebeği olan IŞİD’i Türkiye’nin başına bela etmek ve Suriye sınırımızı ebediyen bize bela getirecek bir biçimde tanzim etmek ABD’nin vazgeçilmez bir politikası olarak okunuyor.

Tüm bu nedenleri artık açıkça görebildiğimiz için tehlike bitmedi diyebiliyoruz. CIA kuklası Gülen işe yaramadıysa bu defa başka enstrümanları denkleme sokmak isteyecektir Amerikan yönetimi. Toplumuzun başka bölünme noktalarını kaşıyabilir, ünlü insanlara suikastlar düzenleyebilir ve en yakın zamanda ekonomimize bir operasyon yapabilir.

Çünkü Türkiye’nin hedeflerinden vaz geçmeyeceği ve milletimizin cesaret ve feraseti, Amerika ve Batı âleminde bir ‘Osmanlı tokatı’ tesiri yaptı. Cumhurbaşkanımızın haddi aşan ifadelere verdiği sert cevaplar, abilik rolünden vaz geçmeyen dostlarımızın dünya jandarmalığı rolüne halel getirdi. Hiç de demokrasi ve istikrar yanlısı olmadıkları anlaşılınca kendi meşruiyetlerini sağlayan zeminin ne kadar kaygan olabileceğini gördüler müttefiklerimiz. Suriyelilere vatandaşlık verme politikamız, PKK ile mücadelemiz, Suriye’de NATO politikalarına teslim olmayışımız, Rusya ve İsrail’le barışmamız ve tüm olumsuz koşullara rağmen hala dimdik ayakta duran ekonomimiz dostlarımızı tedirgin etmeye yetiyor da artıyor bile. Hele diktatörümüzün bir sözüyle yirmi gündür meydanları boş bırakmayan ve yeri geldiğinde tankların üzerine atlayabilen halkımızın basireti ve kararlılığı CIA ve Pentagon’u fazla mesaiye zorlamakta.

Peki, bu tehditleri bertaraf etmek adına ne yapmalı? Öncelikle vakar ve serinkanlılık elden bırakılmamalı. Sonra ilk yapılması gereken, Amerika’yı anavatanları olarak gören ve bir dolarla yatıp kalkan kendi içimizdeki hainlerin tamamı tüm kurumlardan ve etkin pozisyonlardan bir an önce temizlenmeli. Bir sonraki adım kendimizi ve hâlihazır politikalarımızı muhataplarımıza en iyi şekilde anlatmalı. Mesela ben bir akademisyen olarak Batılı akademisyenlere Türkiye’nin ne yapmaya çalıştığını anlatmalıyım. Gerçi on beş gündür telefonlarım hiç susmuyor. Amerika’dan Endonezya’ya Bosna’dan Fransa’ya onlarca ülkeden telefon alıyorum. Ahizenin karşısından yönelen soru hep aynı: ‘What is going on in your country?’ (ülkenizde neler oluyor?). Aynı şekilde iş dünyası kendi yabancı ortaklarına, diplomatlar muhataplarına, yurtdışındaki vatandaşlarımız komşularına hep Türkiye’deki problemleri ve ülkemizin duruşunu net, sarih ve anlaşılır bir üslupla anlatmalı.

Tabi şunu da unutmayalım: Amerika ve Batı monolitik (yekpare) değil. Orada insan evladı ve Türk dostu insanlar da var. Ancak Türkiye’yi bitirebileceklerini zannedenlere kötü bir haberimiz var: Türkler ilk defa millet olmayı öğrendi ve bu bilinci bozacak teşebbüslere hiç de prim verecek gibi durmuyor.


Tagged:


Web Tasarım: Arena Ajans