MİLLETİMİZE “YENİKAPILAR” AÇABİLMEK İÇİN NE YAPMALI?-1

  Beklenmedik olaylar hiç umulmayan toplumsal salınım ve devinimlere yol açıyor. Nitekim Türk toplumu olarak biz bugün yüzyılın ihanetine maruz kalmış bulunmaktayız. Devlet kurumları, istihbarat teşkilatları, toplumsal barış ve istikrarı sağlayan yapı ve aktörler bu ihanetten nasibini almış durumda. Dini kurumlar, farklı inanç sistemleri, sivil organizasyonlar ve ekonomik unsurlar, bu ihanetin tepetaklak ettiği karmaşa dönemine nasıl reaksiyon vereceğinin muhasebesini yapmakla meşgul.
Ne var ki bu yaşadığımız keşmekeş ne ilk, ne son, ne de sadece bizim toplumumuza özgü. Bu kabil şok ve travmalara maruz kalan nice toplum var. Ancak bizim yaşadığımız tecrübe bambaşka. İçimizden çıkan, süklüm püklüm ve sünepe insanların; canavarlaşarak sinsice bir CIA elemanına dönüşmesi, Bylock ve Eagle gibi özel muhaberat ağları üzerinden bir arada yaşadığı insanlara kumpas kurması, güce tapınarak ulus-devletin sınırları dışına çıkarak küresel güçlerin kölesi haline dönüşmesi nasıl anlatılır bilmem?
Hangi psikoloji disiplini, ne kabil bir inançlar manzumesi ya da hangi sosyolojik teori buna karşılık gelir bir türlü tayin edemiyorum. Ancak teşhisin tedavi için elzem olduğunun da farkındayım. Sözde dini emeller, Mehdiyet fikri, güce tapma, takiyecilik ve devlete sızma üzerinden yapılan bir operasyonun nasıl bir insan tipi/ figürü yarattığını ve ortaya çıkan patolojik cemaatin hangi parametrelerden hayat bulduğunu ve harici düşmanlarımızın hangi ara bu hainleri stratejik ortak edindiklerini kavramak kolay değil. Anlatmak daha da zor bu oluşumun hain müdahalesini, farklı milletten dostlarımıza…
Başlığımızda kullandığımız soruyu ilk soran Lenin olmuş, Çarlık Rusya’sından çıkıp yeni bir ideoloji çerçevesinde yaralarını sarmaya çalışan kendi toplumuna. İngilizce’ye ‘What is to be done?’ ve Azerice’ye ‘Neçe Etmeli?’ diye tercüme edilen bu eser, bir devrimle doğal değişim seyrinden çıkartılan toplumun nasıl yeni uzlaşı noktalarında birleştirilerek geleceğe güvenle yürüyebileceğine açıklık getiren taktik, strateji ve yol haritaları üzerine odaklanır.
Nihayet bizim de ‘ne yapmalı?’ diyeceğimiz dönem gelmiş durumda. Çözüm yönünde doğru soruları insafsızca kendimize sormanın ve bunlara en sağlıklı ve geniş kapsamlı cevapları bulmanın mevsimindeyiz. Zira olan oldu. Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, ‘iki yüz elli canımızı kaybettiğimiz bu vahşet, bir şekilde hayra tebdil edilmeli’. Kahırdan lütuf çıkarmayı bilmeli.
Öncelikle ilk ve en çok can yakıcı soruyu sorarak ve çuvaldızı kendimize batırarak başlayalım isterseniz: Bugüne nasıl geldik? Fethullahçı teröristlere bu cesareti, bu hareket alanını ve ordudan yargıya, ekonomi bürokrasisinden akademyaya kadar uzanan yelpazede mümtaz mevkileri, bu beyinleri alınmış robotlara nasıl teslim edebildik? Nasıl anlamadık koyun postundaki domuzların bir gün gelip sırtımıza hançer saplayacaklarını?
Bu soruya verilecek tatmin edici cevap, ancak ciltler dolusu kitapla verilebilir. Ne var ki biz köşemizin müsaade ettiği miktarda kanaatimizi belirtmekle iktifa etmek durumundayız. Sanırım cevap, 28 Şubat 1997 krizinde gizli. Çünkü bu postmodern darbe, mütedeyyin insanları sistemin dışına iterek marjinalleştirmeyi hedefliyor ve katı bir laiklik algısı ve Kemalist ideoloji çerçevesinde bir modernleşme dayatarak toplumun geniş kesimlerini sosyolojik ve siyasal çözümlemenin nesnesi haline getiriyordu.
Darbenin muktedirleri tarafından itinayla koruma altına alınan ‘sözde Hizmet’ ya da ‘Amerika’ya ve Siyonizme Hizmet’ hareketi, dindar insanların asker, polis, öğretmen ve hâkim olarak ‘ devlete sızmasının’ yegâne yolu olarak görülüyordu. Haddi zatında bu kavrayış, memleketin sınırları dışında adice şekillendirilen bir ‘algı operasyonundan’ ibaretti. Öyle ki yapılan bu algı operasyonları yarattığı tepkisel psikolojiyle birlikte Örgüte, toplum nezdinde çok büyük bir meşruiyet ve itibar kazandırmıştı. Nitekim örgütün liderine artık bu topraklar dar gelmiş, insanlık adına daha büyük ‘hizmetler’ yapabilmek adına ulusal güce yamanmaktan vaz geçen Fethullah için, küresel güçlere tapınmanın ulvi yolları sonuna kadar açılmıştı.
Apo’yla takas edilerek CIA vesayetinde Pensilvanya’da istihbarat binasının hemen yanındaki çiftliğe yerleştirilen ilkokul mezunu vaizin maceralarını ve bugüne dair üstümüze düşenleri bir sonraki yazımıza bırakırken tüm okuyucularımı FETÖ şerrinden Allah’a emanet ediyorum. İnşallah Yenikapı’da dün gerçekleştirilen birleştirici mitingin toplumuza millet olma yolunda ‘yeni kapılar’ açmasını temenni ediyorum.

Prof. Dr. Hüsamettin İNAÇ
husamettininac@yahoo.com


Web Tasarım: Arena Ajans