Connect with us

PROF. DR. HÜSAMETTİN İNAÇ

MİLLETİMİZE “YENİKAPILAR”AÇABİLMEK İÇİN NE YAPMALI?-2

Bir önceki yazımızda 15 Temmuz darbe girişiminin elan yaşamakta olduğumuz toplumsal, siyasi, dini, ekonomik ve psikolojik tahribatı giderme adına bir milat oluşturması gerektiği üzerinde durmuş ve ‘ne yapmalı’ sorusunu kendimize sorarak ihya ve restorasyon adına strateji ve taktikler üretmemizin elzem olduğunu ifade etmiştik.

Biliyoruz ki yaşadığımız bireysel ve toplumsal trajediler, ya üzerimizde travmalar yaratarak bizi iç dünyamıza hapseder, ya da bir sorgulama ve muhasebe imkânı vererek bize her şeyi yeniden inşa etmeye yönelik bir azim ve kararlılık aşılar.  Nitekim biz Türkleri öldürmeyen yaranın güçlendirdiğini, Zümrüdü Anka gibi küllerimizden yeniden doğabildiğimizi ve Yunus Emre’nin ifadesiyle “her dem yeniden doğarız/bizden kim usanası” repliğini hayat felsefesi yaptığımızı beş bin yıllık tarihimiz tüm cihana haykırarak ispat eder.

Ne yapacağız, nerden başlayacağız? Tabii ki bir ur gibi kılcal damarlarımıza sızmış terör örgütü mensuplarının tüm kurum ve kuruluşlardan temizlenmesi, birincil önceliğimiz olacak. Bu işlem yapılırken bu yapıya “aidiyet” ve “mensubiyetin” yanı sıra, “iltisak”, “irtibat” ve “tesanüt” içerisinde olanların da gözünün yaşına bakılmayacak. Ama öte yandan da, masum insanlar bu arınma sürecinde mağdur edilmeyecek. Bu esnada hayat normale dönecek ve iktisadi hayat canlılığını yitirmeden kendi mecrasında ilerleyecek.

En büyük önceliklerimizden birisi de, milli iradenin tezahür ettiği asli bir kategori olarak, gerçek anlamda bir millet olabilmemizdir. Millet olmak demek; milletin her üyesinin aynı şeyleri düşünmesi, aynı şekilde yaşaması ve benzer bir biçimde davranması demek değildir elbette. Millet olmak, asgari müştereklerde bütünleşmektir devletin varlığı, birliği, bütünlüğü ve ülküleri etrafında. Toplumsal uzlaşı, güçlü aidiyet hisleri ve vatan toprağı üzerinde bir ve eşit olmaktır millet olabilmek. Malum olduğu üzere ülkemiz, farklı devletlerin üzerinde operasyon yapmaya teşne olduğu üç tarafı deniz, dört tarafı düşmanla kuşatılmış bir coğrafya. Bununla birlikte düşmanımızda etnik, dini, ideolojik ve mezhepsel bölünme hatları üzerinden lime lime etmek arzusunu depreştiren topraklar. Bu bakımdan “başkanlık sisteminden” destek alan yeni, sivil ve demokratik bir Anayasa’yla taçlandırılacak bir birliktelik yerel, bölgesel ve ulusal dinamizmimizin teminatı olacaktır. Unutmamalıyız ki, bugün özgürlüğümüzü ve istiklalimizi 15 Temmuzda iktidarı ve muhalefetiyle ideolojik farklılıklarımızı ve siyasi kutuplaşmalarımızı bir kenara bırakarak bütünleşmemize borçluyuz.

Bir diğer önceliğimiz, millet olmamızı sağlayan ve bizi biz yapan en önemli değerimiz olan dinimiz ve inanç dünyamızın ıslahı meselesidir. Maalesef Fethullahçı Terör Örgütü en büyük tahribatı manevi dünyamıza ve kalplerimize verdi. Tertemiz ve pırıl pırıl dimağlar, hurafelerle iğfal edilmeye çalışıldı. Vefakâr halkımızın iman gayretiyle yaptığı yardımlar, Amerikalı senatör ve siyasetçilerin propaganda çalışmalarında harcanarak ülkemiz aleyhine imaj oluşturmaya harcandı. Somali’ye yapılan yardımlar ya da kuyu açmak için farklı Afrika ülkelerine yapılan bağışlar, FETÖ’nün elebaşları arasında pay edildi. Kamudan iş almak isteyenlerden gasp edilen kurban paraları gene vaat edilen yerlerin dışında çarçur edildi. Örgütün dergi, gazete ve broşürlerine aboneliğin sıratı geçmede nasıl etkin olduğu anlatılarak bu paçavraları almayan esnafın nasıl acımasız bir teftişe tutulduğu ve ocaklarının söndürüldüğü de kamunun malumudur. Altın nesilden halkını bombalayan katil nesle nasıl gelinmiştir?

Bu tahribatı gidermenin üç farklı boyutu var:

Birinci boyut;  dershanelerle kapana kısılan, üniversite yılları boyunca terör hücrelerinde zihinleri zehirlenen gençlerin yaşadığı anlam karmaşasını ve zihin dünyalarında yaşadığı alt üst oluşu giderecek tedbirlerin alınmasıdır. Burada en büyük problem, gerçek dinin gençlerimize/insanımıza anlatılamayışı problemdir. Zira bu örgütün alt tabakasındaki insanlar bu şarlatanı Mehdi, Mesih olarak görmekte, onun bedenini ve temas ettiği her şeyi kutsamakta ve bir meczubun ifadesiyle “bir gülüşüne dünyaları vermekteydiler”. Buradaki vahamet, aklı bir kenara koyarak bir insana mutlak teslimiyet ve itaat meselesi, kula kul olma çelişkisidir.  Öte yandan mümin olduğu iddiasında olan – sözde – Müslümanların İslam adına vahşi bir yaratığa dönüşerek, bir kurt ve bir vampir gibi bu ülkenin parlamentosunu ve diğer dindaşlarını bombalayacak kadar radikalizmi üreten sapkınlık ve patolojinin sosyo-politik ve psikolojik bakımdan tetkik mecburiyetidir. Diyanet İşleri Başkanlığımız dini eğitimi günümüz paradigmasına uygun modern tekniklerle ve etkin ve etkili metotlarla vermek durumundadır.

Tabii ki, bazı ulusalcı, Kemalist ve laikçi kesimlerin fırsattan istifade savundukları gibi katı bir laiklik uygulamasına dönmemek ve gönül dünyamızı çoraklaştıracak toptancılığa düşmemek kaydıyla…

Bu konuda yazmaya devam edeceğiz.

Prof. Dr. Hüsamettin İNAÇ

husamettininac@yahoo.com

 

 

 

 

 

 

Continue Reading

Facebook

Öne çıkanlar