ABD VE AB’NİN İKİYÜZLÜ POLİTİKALARI,FETÖ VE G20 ZİRVESİ

 Eylül’ün ilk haftası Çin’in Hangcou kentinde düzenlenen G20 Zirvesine damga vurdu. Sürdürülebilir kalkınma ve canlı yenilikçi ve bağlantılı ekonomi temalı Zirvede gözler Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın üzerindeydi. Zira Türkiye 15 Temmuz işgal girişimi sonrası dünya ile kuracağı ilişkiler, Suriye’ye yaptığı kara harekâtı ve FETÖ ve PKK ile giriştiği mücadele bağlamında bölgesel politikanın en önemli dinamiği olarak tüm ilgiyi üzerine çeken bir ülke haline geldi.

 Zirvede en önemli görüşme kuşkusuz, Obama- Erdoğan görüşmesi idi. Nitekim on ikinci gününe giren Suriye operasyonunda Türkiye hiç umulmayan bir başarıya imza atmış, ABD’nin aylarca süreceğini tahmin ettiği Cerablus operasyonu başarıyla tamamlanmış ve bölge DAEŞ teröründen temizlenmişti.

Hızla ilerleyen Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), ikinci aşamaya geçerek Rai ya da Çobanbey’i ele geçirdi. Bir sonraki aşama PYD teröristlerinin sığınak yaparak üs haline getirdiği el-Bab ve Münbiç olacak ve dananın kuyruğu asıl burada kopacak. Zira bu noktada ABD’nin Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle ‘teröristin yanında mı, yoksa müttefikinin yanında mı olacağına’ kara vermesi gerekecek.

Şu ana kadar gelen bilgilere bakılınca ABD’nin pozisyonunda pek bir fark görülmüyor. Ancak ABD’nin nihai duruşunu Türkiye’nin Suriye topraklarında bundan sonra kaydedeceği başarılara göre netleştirecek. Bu bağlamda ABD’nin izlediği dış politikanın gayet esnek ve ilkesiz olduğunu da not etmek gerekir. ABD şimdiye kadar DAEŞ gibi bir terör örgütünü PYD/YPG gibi bir terör örgütüyle ortadan kaldırmak ve böylelikle PYD/YPG’ye meşruiyet kazandırmak arayışında bulunmuştur.

Öte yandan Türkiye, Suriye’ye gerçekleştirdiği kara harekâtıyla 2011 yılından beri gündeme getirdiği ve mülteci krizine nihai çözüm getirecek bir ‘güvenli bölge’ (security heaven) oluşturmayı hedeflemektedir. Bu hedef, Avrupa Birliği’nin (AB) kâbusu haline gelen ve Türkiye’yle Vize Serbestisi/ Muafiyeti Anlaşması akdetmeye zorlayan krizin de çözümüdür aslında. Zira mülteciler, Mare-Cerablus hattında 45 km derinlik ve 100 km uzunluktaki alanda, yani kendi ülkelerinde barındırılacaktır Türk tezine göre.

Ancak gelin görün ki, AB kendisi için bu denli önem taşıyan bir probleme pratik ve maliyetsiz bir çözüm getiren bu operasyona şiddetle karşı çıkmakta, öte yandan da, Türkiye’nin bu anlaşma çerçevesinde tüm sözlerini yerine getirmesine rağmen kendi üstüne düşeni yapmamakta ısrar etmektedir. Malum olduğu üzere, mültecileri kendi sınırları içerisinde tutmasına mukabil Türkiye’ye vermesi gereken toplam altı milyon Euro’yu göndermemekte ve Türk insanına vize serbestisi vermemek için bin dereden su getirmektedir.

Buna ilaveten Türkiye’nin terörle mücadelesini zaafa ve sekteye uğratacak bir biçimde terör tanımını daraltması istenmektedir AB yetkilileri tarafından. İşte G20 Zirvesi –özellikle Alman Şansölyesi Merkel’in ve AB Yüksek temsilcisi Federica Mogherini’nin çabalarıyla – bu konuların masaya yatırıldığı ve uzlaşmaya önemli ölçüde varıldığı bir platform oldu. Ne var ki, ABD’nin PYD/YPG konusunda henüz fikrini netleştirmediği görülüyor. Türkiye Münbiç’e doğru ilerledikçe ABD’nin gerçek niyetini anlayabileceğiz.

ABD ile bu zirvede gündeme gelen bir konu Fethullah ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) oldu. Haliyle Cumhurbaşkanımız, gerek AB’nin ve gerekse ABD’nin 15 Temmuz işgal girişimiyle ilgili duruşunu ikircikli ve ikiyüzlü bulduğunu yetkililerin yüzlerine vurmaktan çekinmedi. Türkiye’de seçilmişleri desteklemeleri ve demokrasinin kurumsallaşması gibi aynı zamanda Avrupa değerlerini yüceltme hususunda samimi iseler, FETÖ terör örgütü liderinin ve sapık müritlerinin ivedilikle teslim edilmesi gerektiğini defaten dile getirdi. Sanırım bu konuda da bir miktar ilerleme kaydedildi.

Zirvede önem taşıyan bir diğer görüşme ise, Putin’le yapılan oldu. Putin gayet açık ve net bir tavır takınarak Türk Akımı projesi başta olmak üzere hemen hemen her alanda ilişkilerin geliştirilmesi yönünde tavır aldı. Ne var ki, Suriye’de Esed rejimine sahip çıkma konusunda geri adım atmayan Rusya, bu muhalif tutumun bölgede Türk operasyonlarına mani olmayacağını da açıkça deklare etti. Buradan anlaşılıyor ki, Türkiye’nin İran, Rusya ve İsrail ile ilişkileri normalleştirmesi bu operasyonların bir süre daha uluslararası camia tarafından tolere edileceğini gösteriyor.

Öte yandan Mısır’ın da zirvede yer aldığını da ilave etmek gerekiyor. Muhtemelen Mısır’la ilişkilerin yeniden başlamasına da bu zirve bir başlangıç olabilir. Bu bağlamda Suriye’de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) olarak bilinen ve çoğunluğu YPG/PYD teröristleri tarafından teşkil edilen ama birkaç yüz Arap’ın varlığıyla ABD’nin kamufle etmeyi hedeflediği bu proje örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan ve ‘Türklerle asla savaşmayız’ diyerek PKK’lı teröristleri açığa çıkaran Arap kardeşlerimize teşekkür borçluyuz.

Sonuç itibarıyla, Suriye savaşı başta olmak üzere dış politik gelişmelerde tutarlı ve kararlı bir yörüngeye sahip olan Türkiye, uluslararası camia tarafından hızla kabul görür hale gelecek ve Cerablus operasyonunda kaydedilecek muhtemel başarılar bu kabul ve meşruiyet alanını daha da genişletecek.

Şimdi gözler, önümüzdeki hafta ülkemizi ziyaret edecek olan NATO Genel Sekreteri Stoltenberg ile yapılacak zirveye çevrilmiş durumda.

Hem sahada hem masada kazanmamız dileğiyle…

Prof. Dr. Hüsamettin İNAÇ

husamettininac@yahoo.com


Web Tasarım: Arena Ajans