KADİR-GÜLER

KÜTAHYA VE FRİGLER

Rahmetli Sıtkı Usta’nın Aziz Hatırasına… 

Kütahya,  coğrafyamızın her nefesi tarih, sanat, çini, seramik, resim, musiki, edebiyat, şiir ve kültür  kokan kadim kentlerinden biridir. Şehrimizin tarihi Üniversitemiz Arkeoloji Bölümü tarafından yürütülen Seyitömer kazılarına göre MÖ 4500 yıl öncesine götürülmektedir. Seyitömer Höyüğü beş tabakadan oluşmaktadır. Beşinci tabaka Erken Tunç Çağına ve onun Geç Evresine işaret etmektedir ki üzerinde çalışılan bu tabaka tahmini olarak şehrimizin tarihini daha eski yıllara götürecektir.

Seyitömer kazılarında Üniversitemiz Arkeologlarının ortaya çıkardığı mutfak kapları, küpler, çömlekler, yonca ağızlı maşrapalar, şarap sürahileri, kaseler, yağ şişeleri, iki kulplu dibi sivri kaplar ve sürahiler, gözyaşı şişeleri, bronz sikkeler, damga mühürler, silindir mühürler, çekiç başlı mühürler ve mühür baskıları, akıtacaklı kaplar, mataralar, gaga ağızlı testiler, meyve tabakları, süzgeçler, çanaklar, sunu kapları, serçe figürlü seramikler, dokuma tezgahı ağırlıkları, ağırşaklar, metal eritme potaları, kandiller, bronz halka, kemik, bronz ok uçları, demir mızrak uçları, fibula çengelli göğüs iğneleri,  sanduka küp mezarlar, dirgenler, oraklar, saplar, hançerler, iğneler, bızlar, dilgiler, perdah taşları, fırçalar, bileği taşları, havanlar ve havaneli, kurşun figürin, altın takılar, hayvan şekilli boncuklar, küçük tanrıça heykelcikleri, kemik rölyef kabartmalar, spatula kazıyıcılar, çift kulplu bardaklar ve depas kaplar Seyitömer Höyüğü’nün Kütahya açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuş ve Kütahya’nın tanıtımına çok önemli katkı sağlamıştır.

Kütahya’da yapılan bu kazılar, MÖ 5000’li  yıllarda Kütahya ve civarında hangi milletlerin ve medeniyetlerin yaşadığını isimlendirerek söyleyememektedir ama  Arkeoloji Bölümümüz  tarafından Seyitömer kazılarından çıkarılan bu seramik malzemeler Kütahya’da yer alan bu medeniyetlerin oldukça gelişmiş olduğunu göstermektedir.

Seyitömer Höyüğü dışında son yıllarda ortaya çıkarılan Tavşanlı Tunçbilek kalıntıları bu coğrafya için MÖ 5000’i,  Kalkolitik dönemi  ve Kütahya’nın yedi bin yıllık geçmişini işaret etmektedir.

Kütahya’nın bilinen ilk adı Ceramorıum [seramik başkenti/seramik şehri]’dir. Bu adla ilgili bir efsaneye göre seramik ustası yoksul ve yaşlı bir kadının yaptığı seramikler çanak-çömlek pazarında el üstünde tutulmakta ve hemen alıcı bulmaktadır. Bu kadının seramiklerinde kullandığı toprağın farklı olduğunu anlayan diğer usta seramikçiler kadını takipe alırlar. Kadın seramik toprağı almak için Ceramorıum Agora/Çanak-çömlek Pazarı denilen yere gelir. Takip edildiğini anlamayan sanat ustası kadın heybesini bu yerdeki seramik toprağıyla doldurup döner. Seramik ustaları kadının sırrını çözerler ve bu yerin toprağından ürettikleri seramikler her yerde satılmaya başlar. Bu farklı topraktan dolayı yöreye Seramik Başkenti manasında Ceramorıum denilmiştir.

Kütahya’nın  bilinen ikinci adı Kutium’dur. Kütahya tarihinin bilinen ilk sahipleri Türk kökenli olduklarına inanılan Gut/Kutlardır. Kutlar, Hazar denizinin güney doğusundan,  Türkistan’dan MÖ 2500 yılları civarında Batıya göç etmeye başlamışlardır. Kut yazıtlarında Türkçe Yarlagan, Çarlak, Ulumuş, İnimbakaş ve Şarlak gibi Türkçe isimler bugün İç Ege /Kütahya cografyasında kullanılmaktadır. Kutlar/Gutlar önce Mezopotamyaya girmişlerdir. MÖ 2300 yıllarında Dicleyi takip edip Kuzeye geçerek Akad devletini ortadan kaldırmış ve Anadolu’ya hakim olmuşlardır.

Kutlar, Anadolu’ya hakim oldukları bu yıllarda Kütahya’yı da ele geçirmiş ve bu yöreye Kut yöresi manasına gelen Kutium adını vermişlerdir. Kütahya’da Kumarı boyu köy kurmuştur ve Kütahyalılar kut/kot/kotur ismini ölçü birimi/ölçek olarak kullanmaktadır. Anadolu’da Ordu’nun adı Kutyora/Kutyöresidir. Trabzonda Kuti yaylası meşhurdur. Kocaeli civarında Kutluca isimleri yerleşiktir.

Kütahya, Kutlardan sonra yine Kafkasya/Karadeniz üzerinden gelen Etilerin/Hitilerin eline geçmiş ve seramik sanatı Hititler eliyle tüm Anadolu’ya yayılmıştır. Gerek Hititlerin gerek Friglerin kullandıkları dil Hint –Avrupa dili ve yazısı eski Sümer/Asur/Akad yazısıdır. Bugün Sümerceden yüz altmış yedi kelimenin Türkçe olduğu ispatlanmıştır.

Kütahya’nın bilinen üçüncü ismi Romalılar dönemine aittir. Kütahya MS 38 de Romalı Komutan Cotys’in yönetiminde önemli bir kent olur.  Bu sebepten kente Cotyoeum/Cotiaeion/Kotiaeion adı verilmiştir. Ad, Koti/Koty’inin kenti anlamındadır. Roma sikkelerinde de Koti/Kotys adı yer almaktadır.

Kütahya’nın bilinen dördüncü ismi Kûtâhiyye’dir. Şehir, Selçuklular tarafından fethedildikten sonra geçen bütün kaynaklarda bu isimle anılmaktadır. Kûtâh, Farsçada kısa demektir. Kütahya’yı fetheden Türkler genelde kısa boylu, kısa boyunlu ve tıknazdır. Kente, kısa boylu Türkmenlerin yaşadığı şehir manasında Kûtâhiyye denilmiş olabilir. Bugün şehrin ismi Kütahiyyenin kısaltılmışı olan Kütahya’dır.

Kütahya’nın kaynaklarda yer alan beşinci ismi Kûtây’dır. 14. asrın ilk çeyreğinde yaşayan ünlü Memlük dönemi tarihçisi Fazlullah el-Ömeri, tarih ve coğrafyadan bahseden  Memâlik adlı eserinde Kütahya’nın adını kaynak göstermeden “Kûtây ( Kütahiyye)” biçiminde kaleme almıştır. El-Ömeri, Kûtây/Kut ilgisi hakkında bir bilgi vermemektedir. Kutay’ın yukarıda bahsettiğimiz Kut milletiyle ilgili olarak kullanıldığını tahmin etmekteyiz.

Frig vadisindeki yerleşim MÖ 3000’li yıllara, Erken Tunç Çağı’na dayanmaktadır. Hitit Medeniyeti MÖ 2000’li yıllarda Frig vadisini de etkilemiştir. MÖ iki binli yıllarda özellikle MÖ 14 asırda bu topraklarda hüküm süren Eti/Hititlerden sonra Kütahya’nın sahiplerinden biri olan  Frigler, Hint-Avrupa milletlerindendir.

Bulunduğumuz coğrafyanın en kadim kavimlerinden biri olan ve Demir Çağı’yla anılan Frig kelimesini kullanan bu kavim, Uzunçarşılı’ya göre MÖ 12. asırda Anadolu’ya girmiş ve MÖ 8. asırda Hitit/Eti uygarlığını ortadan kaldırarak devlet kurmuş  bir millettir.

Amasyalı Strabon, Friglerin Truva savaşından önce Anadoluya geçtiklerini yazar. Son dönem araştırmalarına göre Frigler, Bitinya/Bolu-Batı Karadeniz üzerinden Trak/Trakyaya geçmiş, güçlendikten sonra İç Anadolu, Ankara, Eskişehir ve Kütahya’ya yerleşen Trak/Türük/Türk kavimlerinden biridir. Tarihte Trakya, Trakiyye, Trakların ülkesi; öncü Trak-Türük-Türk boylarının Anadoluya girmeden önce yerleşim yeri olmuştur.

Bakır çağını kapatıp İlk ve Orta Demir Çağı’nı  başlatan bu kavme demiri ustalıkla kullandığı için Frig denildiği düşünülebilir. Demir çağını başlatan Frig kavminin resimlerinde demirden iki tekerlekli kağnılar, düdük ve davul görülmektedir. Ankara, Eskişehir, Afyon, Kütahya ve İç Anadolunun kuzey şehirlerinde özellikle Kızılırmak kıyısına komşu olan şehirlerde büyük bir medeniyet kuran Friglerin iki yüz seksen şehre hakim oldukları kaynaklarda yer alır. Tekerleği kullanan ve demirli gemiler inşa eden Frigler sanat ve şiirde de başarılıdır.

Kütahya’nın en eski sanatçısı Ezop’tur. Anlattığı manzum masallarla ünlenen Ezop, Milattan önce altıncı asırda (620-560?) Frigya’da, Kütahya coğrafyasında yaşamıştır. Ezop’un hayatı ile ilgili diğer bilgilerimiz sınırlıdır. Heceyle ilk manzum hayvan hikayeleri olan fabller, Frigyalı Ezop / Aisopos/Esope tarafından MÖ altıncı asırda Kütahya civarında kaleme alınmıştır. Bir mitolojiye göre konuşma özürlü olan Ezop/Aisopos, Tanrıça Artemis’in adamlarına yardım ettiği için ödül olarak dili çözülmüş, masalları bu sayede yayılmış ve başına ne geldiyse dili yüzünden gelmiştir.

Frig devletini Gordion/Polatlı/Yassıhöyük civarında kuran Gordias/Gordius’un kral olması bir efsaneye bağlanır. Kralları ölen ve sahipsiz kalan Frigleri kahinler yönetmeye başlar. Birgün rüyasında demir çemberli iki tekerleği olan öküz kağnısıyla şehre giren bir kişinin kral olduğunu gören Baş kahin, rüyasını halkla paylaşır ve kral kapısından bu şekilde şehre giren ilk kişinin kral olması gerektiğini Friglere inandırır. Günlerce kral kapısının önünde bekleyen halk bir gün demir çemberden tekerlekleri olan bir öküz arabasında hanımı yanında yoksul bir adamın şehre girdiğini görür. Şehre giren Gordius’tur. Başrahibin rüyasını kutsal kabul eden halk, fakirliğine bakmadan Gordius’u Kral seçer.

Gordius, MÖ 8. asırda kendisinin Kral olmasına sebep olan iki demir tekerlekli kağnı arabasını kutsallaştırır ve tapınağa götürür. Kızılcık dallarından yaptığı  bir sicimle kağnının boyunduruğunu tapınağa düğümler ve düğümün kesilmemesini ister. Kim bu düğümü çözerse Asya’nın sahibi olacaktır ama bu düğümü kılıçla kesen lanetlenecektir diyerek halkını uyarır. Yaklaşık dört yüz sene bu düğüm çözülmez.

Frig devleti yıkıldıktan çok sonra Asya seferine çıkan Makedonyalı Büyük İskender MÖ 330’lu yıllarda Gordion’u ele geçirir. Kendisine Gordion/Gordiyon düğümü anlatılır. Tapınağa geçen İskender günlerce uğraşsa da düğümü çözemez ve sonunda kılıcını çekerek düğümü keser. İskender Asya seferine devam eder ama Asya’yı fethedemez ve genç sayılacak bir yaşta, 33  yaşında bu lanetten dolayı ateşli bir hastalık olan vebadan korkunç bir şekilde ölür. Güç ve hırs, aklın ve akıllı çözümün yerine geçerse felaket yaşanır.

Gordias’dan sonra yerine oğlu  Midas geçer. Anne karnında geçirdiği bir hastalıktan dolayı iri kulaklı doğan Midas ölene kadar kulaklarını kimseye göstermez ama bu kulakları yüzünden eşek kulaklı olarak anılır. Bir efsaneye göre Apollon, bir müzik yarışmasında jüri olan ama kendine destek vermeyen ve bu yüzden müzikten anlamadığına inandığı Midas’ı eşek kulaklı yaparak cezalandırmıştır. Midas, zenginliğinden ve krallığından vazgeçince kulakları eski haline gelmiştir.

Demir çağının ilk gemileriyle Ege’ye geçen ve Yunanlılarla ticaret yapan Midas, devrinin en zengin kralı olur. Dokunduğu her şeyi altına çevirdiğine inanılır. Bir efsane de bu konuyla ilgilidir. Şarap Tanrısı Dianisos, misafir olduğu Midas’ın konukseverliğinden etkilenerek ne istediğini sorar. Midas, elinin değdiği her şeyin altın olmasını ister, isteği yerine gelir ama tuttuğu yiyecekler bile altına dönüşünce panikler. Kızı altın olunca bu arzusundan pişman olur. Midas, Dianisos’un emriyle bir nehirde yıkanır ve bu olaydan kurtulur. Rivayete göre yöre halkı bu ırmakta uzun süre altın toplamıştır.

Frigli Midas, tekerleğin ve demirin gücüyle yeni bir çağı,  Demir Çağı’nı başlatmış, açtığı antik yollarla yaklaşık iki yüz seksen şehri birbirine bağlamış ve ürettiği orijinal Frig seramiklerini pazarlayarak halkını zenginleştirmiştir. Bu seramikler kırmızı ve gri renklidir, vazolarındaki geometrik desenler yenidir. Frigler güveç kapları, taslar, Gaga ağızlı testiler, üç ayaklı çaydanlıklar, özgün maşrapalar, bezekli küpler üretmiştir.

Friglerde de çok Tanrılı dinlerde olduğu gibi ana tanrıça/baş ilahe kültü vardır. Friglerin bereket Tanrıçası Kibele’dir. Bu kült Hititlerde Kubaba, Yunanlılarda Artemis, Romalılarda Diana, Araplarda Kıble/Hübele Putu’dur. Kıble’nin dört putundan biri Hübel’dir. Frig vadisinde görülen arslan heykellerinin yanında Kibele yer alır. Bu anıt heykellerin yanında da kutsal ve tılsımlı kabul edilen Kibele taşı/kara taş yer alır.

Bu kara taş kültü, Biz Müslümanlar tarafından kutsal kabul edilen Hacerü’l esved’in Hz. İbrahimden sonra Hz. Peygamber gelinceye kadar geçen sürede oluşan mitolojik bir inanç olabilir. Bugün Kibele ismi Sibel biçimiyle Türkçeleşmiştir. Kelime Farsçada da Sebile/Sebil yağmur damlası, çeşme adıyla bereketi simgeler.

Frig vadisinde yüzlerce yıllık çam ağaçlarına rastlanır çünkü Frigler çam ağacını kutsal kabul etmiş ve dokunmamışlardır. Kral mezarları çam ormanlarının tam ortasındaki kayalıklara oyulmuştur. Kibele inancını yayan Atys/Ates isimli bir Başrahiptir. Rivayete göre bu inancı yaydığı için Jüpiter tarafından cezalandırılarak çam ağacına dönüştürülmüştür. Yazılıkaya yazılarında ismi geçen bu Ates’dir.

Heredot’a göre Mısırlılar kendilerini dünyanın ilk milleti, dillerini de en eski dil saymaktadırlar. Mısır Firavunu bunu ispatlamak için yeni doğan iki çocuğu ıssız bir yere gönderir. Bebekler bir odada tecrit edilir ve dilsiz çobanlar eliyle yetiştirilir. Bebekler önce hangi kelimeyi söylerlerse o kelimenin kullanıldığı  millet dünyanın en eski milleti kabul edilecektir. Bebekler hiçbir kelime duymadan büyürler. Bir gün bebeklerden biri çobanın elindeki ekmeği görünce Bekos diye ağlamaya başlar. Çobanlar, bebekleri firavunun yanına götürürler. Firavun Bekos kelimesini duyar ama Bekos kelimesi Mısır dilinde yoktur. Bu kelimenin hangi dilde olduğunu araştıran Firavun, Bekos’un Frigce Ekmek olduğunu öğrenir ve Mısırlılardan önce Friglerin dünyadaki varlığını kabul eder.

Kendine özgü bir yazı stili geliştiren Midas, müzik alanında da bazı aletler icat etmiş ve kullanmıştır. Friglerin bu zengin kralı MÖ 696 yılında vefat etmiştir. Midas’ın ölümü de mitolojiktir. Kafkasya üzerinden Anadoluya giren Kimmerler, Gordiyon’u yerle bir ederler. Şehirlerinin yağmalanmasına çok üzülen Kral Midas, Boğa kanı içerek hayatına son verir ama bu bilgi efsanedir. Kafatası Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen Midas’ın başına aldığı bir darbe yüzünden öldüğü anlaşılmıştır.  Frigler,  gücünü kaybetmiş ve MÖ 3. asırdan sonra da medeniyetlerinden çok az bir iz bırakarak tarih sahnesinden çekilmişlerdir.

Friglerin en önemli  yerleşim yerlerinden biri  Kütahya civarıdır. Frig medeniyetinin hayat merkezleri oyulmuş kayalar, in delikleridir. Midasın mezarı Seyitgazi, Yazılıkaya’dadır. Frigle ilgili diğer şehirler Eskişehir, Sivrihisar, Polatlı/Yassıhöyük/Karacahisar, Gediz/Cadi/Kadi, Simav/Kiliseköy, Uşak Sivaslı, Ulubey/Süleymanlı civarı, Çavdarhisar ve Afyon Gazlıgöl civarıdır.

Frig yaylaları, kaya anıt mezarları, açık tapınaklar, Nekropoller, Seyitgazi’de Yazılıkaya, Aslanlı Mabet, Hasanbey kayası, Arslankaya, Üçler kayası, Tavşanlı Deliklitaş, Emet /Eğrigöz Demirli kaya, Kırk in, Gümüş Çukurca Kurtkayası, Türkmen dağı etekleri, Gerdekkaya Kızlar Manastırı, Ahmetoluğu, Fındık ve İnköy Friglerin merkezi noktalarıdır.  Kütahya Ahmetoluğu köyü Yenice çiftliğinden başlayan bu antik Frig yollarının tümü yaklaşık yüz elli kilometredir.

Frig yazılarına ait ilk örnekler Bitinya/Bolu-Göynük-Soğukçam köyünde bulunmuştur. Seyitgazi Yazılıkaya’da eski yazılarından okunamamış örnekler vardır. Seyitgazi’de tepesinde iki Koç tasviri olan ve  Geometrik desenlerden oluşan Yazılıkaya’nın iki kenarında yer alan yazılar da önemlidir. Kaynaklar, Yazılıkaya’da yer alan soldaki satırı şöyle okumuştur:

 “Ates Arkiaefas akenanotafos Midai Garfataei Fanaktei edaes”/ “Büyük baş papaz Ates bu mezarı Gordius’un oğlu Kral Midas’a armağan eder.” Yazılıka’nın sağdaki ikinci satırında “mezarı Baba Jüpitere armağan eder” cümlesi okunabilmiştir. Jüpiter, Zeus’un diğer adıdır ve Roma döneminde efsaneleştiğine göre bu yazılar Latin/Roma döneminde kaleme alınmış olmalıdır.

Kütahya MÖ 676’da Kimmerlerin, MÖ 607’de Lidyalılar’ın eline geçer.  Lidya Kral yolu bu dönemde yapılmıştır ve Kütahya Frig vadisinden de geçmektedir. MÖ 546 yılında Kütahya, Lidya’yı ortadan kaldıran Pers/Farslıların eline geçmiştir. MÖ 332 yılında Makedon İskender bölgeyi ele geçirmiş ve Frig medeniyetinden iz bırakmamıştır. Kütahya MÖ II. asırda Bitinya/Bolu ve Bergama Kralları tarafından yönetilmiş ve MÖ 133 yılında Roma/Bizans’ın eline geçmiştir. Şehir, bu tarihten 1074 yılına kadar Roma himayesinde kalmış ve 1074 yılında Selçuklular tarafından fethedilmiştir.

Frigler Kapadokyadan Ankaraya, Sakaryadan Kütahyaya kadar geniş bir coğrafyada hakimiyet kurdular ve bu coğrafyada büyük bir seramik sanayisi oluşturdular. Midas’ın kurduğu ilk yerleşim yerlerinden biri Ankara Altındağ’dır. Frigler, Kütahyanın toprağını ve  kilini ustalıkla seramiğe dönüştüren sanatçılar yetiştirdiler.

Kütahya, Friglerden çok sonra Bizanslılar zamanında da önem kazandı. Şehir Acem dağı eteklerinde gelişti. İki aslanlı kapısı olan kalede  Bizans Kilisesi inşa edildi. Arslan ve geyik yani savaş ve barış konusunu simgeleyen lahitler önem kazandı. Kütahya Episkoposluk merkezi ve ticari yol oldu. MS 6. asırda yapılan Kütahya kalesi bu dönemde burçlarını sağlamlaştırdı ve genişletti.

1071  tarihinde Alparslana yenilen Bizans İmparatoru Romanos Diogenes/Diyojen, Alpaslanla 1.500.000 altın karşılığı anlaştı ve Adana civarına kaçtı. Güç toplarken Yılanlı kaya civarında rakipleri tarafından yakalandı. Adanadan, yaklaşık 600 kilometrelik bir yoldan katır üstünde  getirtilerek Kütahya kalesine hapsedildi. Bir süre bu kalede hapis kalan Diyojen’in gözleri 1072’de mil çekilerek oyuldu. İstanbul’a en yakın ada olan Kınalıada manastırına sürüldü ve burada öldü. Kütahya, 1074 yılında Selçuklular tarafından fethedilerek Türk-İslam topraklarına katıldı.

Frigler bu topraklara ilk medeniyeti getiren kavimlerden biridir. Bu yüzden Kütahya, Frig tarihini iyi incelemeli ve bu tarihten yararlanmalıdır. Biz de Kütahyada Frig medeniyetine şu önerilerle katkıda bulunmak isteriz:

Frig vadisine giden yol tabelaları daha gösterişli hale getirilerek ilgi çekilebilir.  Frig antik yollarında ulusal ve uluslararası atletizm yarışmaları düzenlenebilir. Frig seramikleri, vazoları ve testileri küçük el sanatları olarak üretilip değerlendirilebilir. Friglere ait yöresel isimleri tescillenip çeşitli ürünlerde kullanılabilir. Frig vadisinde antik doğa yürüyüşleri düzenlenebilir. Friglere ait iki tekerlekli kağnılar, Gordiyon düğümü ve Kızılcık Tarhanası üretililip pazarlanabilir. Kütahya Frig vadisinden elde edilen Kara taştan üretilen Kibele heykelleri yapılabilir. Kütahya Seramik Fabrikaları, bu tip Kara taştan Kibele heykellerini küçük/büyük çeşitlendirerek Kütahya’nın tanıtımına katkı sağlayabilir Ve’s-Selâm…


Web Tasarım: Arena Ajans