Connect with us

DR. KADİR GÜLER

SULTAN VELED’İN KÜTAHYA GAZELİ

Published

on

Edebiyatımızın özellikle klasik edebiyatımızın dikkat çeken konularından biri de şehir methiyeleridir. Şehirler için yazılmış şehir methiyelerinin başında şehrengizler, belde/bilâdiyeler ve tarifât/tarifnameler gelir. Yine elden çıkan şehirler için yazılan mesâir/şehir mersiyeleri de bu türden şiirlerdir.
Methiyelerde şair, ilgili olduğu çevresini özel mekânlarıyla anlatmayı sever. Şehirler bahar mevsiminde bir başka güzeldir. Mekân renk cennet ilgisi dikkatimizi çeker. Bu şiirler tarihi ve coğrafî olarak önemli bilgiler içerir. Doğduğu veya yaşadığı şehri öven şairler bu şehirleri redif olarak kullanarak da şehre vefa duygularını samimiyetle ifade etmişlerdir. Şehrengiz türü şiirlerin on üçüncü asırdan beri edebiyatımızda yer aldığını görmekteyiz. Bu tip methiyeleri ilk söyleyen Hz. Mevlânâ’dır. Konya’yı Medinetü’l-evliyâ diyerek öven Mevlânâ, Divan-ı Kebir’de Konya’yı Semerkand ve Buhara’dan üstün göstermektedir.
Sultan Veled şehir methiyesi yazan ilk hal ehli şuaradandır. Sultan Veled Konya’ya iki, Kayseri, Aksaray ve Kütahya’ya bir gazel yazarak bu şehirleri farklı yönleriyle övmüştür.
Sultan Veled Konya’yı can şehri görür. Konya Hümâ kuşu’nun yuvasıdır. Konya insanı saf altındır. Bu şehir şehirlerin padişahıdır. Konya hem cennet hem huridir. Kayseri, Sultan Veled için seçilmiş ulu kişilerin şehridir. Bu kişiler hayır hususunda benzersizdir. Sultan Veled’in kaleminde Aksaraylılar iki cihana bedeldir. Aksaraylılar Sultanın elindeki yay gibidir. Onlar, doğruluk madeninin cevheridir.
Edebiyatımızda medhedilen ilk şehirlerden biri de Sultan Veled’in övdüğü Kütahya’dır. Sultan Veled Kütahya’yı soyut ve somut yönlerini bir arada ifade ederek kutsal şehirlerden biri saymaktadır. Sultan Veled Kütahya’yı nurânî bir şehir olarak nitelendirir çünkü bu şehir gönlünü yüzüne yansıtmıştır. Ona göre içi dışına yansımış bir şehirdir Kütahya ve bu şehir bağı, bahçesi, pınarları ve dereleri ile cennete benzer.
Kütahya gazeliyle bu şehir için methiye kaleme alan ilk şair sayılan Sultan Veled 1226 yılında Larende/Karaman şehrinde doğdu. Sultan Veled’in asıl adı Bahâeddin Muhammed’dir. Muhammed Bahâeddin Veled’e adını dedesi vermiştir. Küçük yaşta annesini kaybeden Sultan Veled’e Mevlânâ yakın ilgi göstermiş ve onu kendi rahlesinde yetiştirmiştir. İlmi eğitimini Şam ve Halep gibi şehirlerde tamamlayan Sultan Veled, Konya’da babasının çevresinde yer alan Tırmızî, Şems, Zerkûbî ve Hüsamettin Çelebi’den de dersler alır.
Sultan Veled babasının vefatı üzerine Hüsamettin Çelebi’yi halife olarak kabul etti. Onun 1284 yılında vefatı üzerine Mevlevi postuna oturdu. Bu tarihten itibaren Mevleviliğin sistemleştirilmesi için uğraştı. Konya dışında tekkelerin yayılması için Anadoluyu dolaştı. Sultan Veled, 1312 yılında Konya’da vefat etti. Kabri Mevlana Hazîresinde babasının yanındadır. Sultan Veled’in Farsça Divanı, Mesneviyyâtı (İbtidâ-nâme, Rebâb-nâme, İntihâ-nâme) ve Farsça Maârif adlı eserleri vardır.

GAZEL-İ KÛTÂHİYYE

mefâîlün mefâîlün feûlün

Nebâşed hemçu Kûtâhiyye şehrî
Honok ankes ki der vey şest şehrî

Kütahya gibi bir şehir olmaz ki!
Ne mutlu o şehirde bir ay yaşayan kişi

“Dünyada Kütahya gibi bir şehir bulunmaz. Bu şehirde bir ay oturana ne mutlu!..”

Veger do şehr şîned ez se’âdet
Fuzûn ez had bered hazzî yu behrî

İki ay otursa saadet içinde
Hazzını, nasibini alır fazlası ile

“Eğer insan bu şehirde saadet içinde iki ay oturursa haddinden fazla sevinç duyar ve nasiplenir.”

Misâl-i şem’ kollî vech-i mahzest
Nebâşed nûr-ı û râ hîç zahrî

Bir mum gibi benzer parlak yüze tümüyle
Hiçbir şey destek veremez onun ışığına

“Bu şehir bir mum gibi parlak yüzüyle her tarafı aydınlatır, onun ışığı eksilmez ve o nur kimseyi karanlıkta bırakmaz”

Hemîmâned be cennet der letâfet
Berû mefrist yârab cevr u kahrî

Latiflikte benziyor cennete
Yarabbi! Ona cevir, kahır gönderme

“Yâ Rab, güzelliğiyle tıpkı cennete benzeyen bu yere üzüntü ve sıkıntı gönderme.”

Nigâr-i şekkerîn râ bîgunâhî
Kesî hergiz horâned câm-ı zehrî

Tatlı sevgiliye hiçbir günahı olmadığı halde
Zehirli kadehi içiremez ona hiçbir şekilde

“Hiçbir günahı olmayan bu tatlı sevgiliye kimse zehirli kadeh içiremez.”

Derû her gûşeî bâgî yu râgîst
Derû her sû revân ‘aynî yu nehrî

Bağlık bahçeliktir onun her köşesi
Pınar, nehir akar onun her yanında

“Onun her bir köşesi bağ bahçedir ve her tarafında pınar ve nehir/dere akar.”

Derû yek kal’a-yi mahsûn u mevzûn
Nedîde kes çonan der hîç dehrî

Sağlam düzgün bir kale vardır onda
Kimse görmemiş benzerini dünyada

“Onun benzerini dünyada hiç kimsenin görmediği sağlam, düzgün ve tahkim edilmiş bir kalesi vardır.”

Fedâ bâd ançonan şehr-i nikû râ
Hezârân çon Herî yu Merv vu Ehrî

Feda olsun böyle güzel bir şehre
Heratlısı, Mervlisi, Eherlisi, binlerce

“Herat, Merv ve Ehrî gibi binlerce şehir böyle güzel bir şehre feda olsun.”

Veled râ hüsn-i û çon geşt rûşen
Senâyeş ber melâ zân gerd cehrî

Veled onun güzelliğini kavradı iyice
Bu yüzden açıkça girişti övgüsüne

“Veled onun güzelliğini samimiyetle hissedince, övgüsünü Mollaların huzurunda açıkça söyledi.”

NOTLAR:

1.Sultan Veled’in bu gazeli, F: N.Uzluk’un bastırdığı Farsça Divânı’nın 810. gazelidir ve 9 beyittir. Bu dokuz beyit bazı metinlerde sekiz beyit olarak kaydedilmiştir. Mevlevilerde On sekiz rakamı kutsallık taşımaktadır. Dokuz, on sekiz, otuz altı rakamı Mevlevi şiirinde önem arz etmektdir. Mesnevi’nin ilk on sekiz beyti bu yönüyle dikkat çekicidir.

2.Sultan Veled bu gazeliyle Kütahya’yı Türkistan’ın önemli kentleri Herat, Merv ve Ehri ile kıyaslayarak aslında Kütahya’nın Türk dünyası için ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır. Sultan Veled’in Ehrî’yi Kütahya ile kıyas etmesinde kızı Mutahhara Abide Hatun’a, damadı Germiyan Beyine ve onun ceddi Argun Han’a bir gönderme olarak düşünülebilir.

3.Sultan Veled’in bu şiiri bazı yayınlarda birbirinin tekrarı çevirilerle yer almaktadır:

Kütahya gibi bir şehir olmaz. Ne mutlu Kütahya’da bir ay oturana.
Şansı olup da iki ay oturacak olan birisi, ondan hesapsız istifade eder.eyatı ve
Kütahya, bir güneş gibidir. Her tarafı yüzdür ve o yüzün, karanlığı yoktur.
Güzellikte cennete benzer. Yâ Rab! Ona eziyet, sıkıntı ve kahır gösterme.
Hiç, kusursuz bir güzele zehirli bir şerbet içirilir mi?
Onun her köşesi bir bağ ve bahçedir. Her tarafından pınarlar ve nehir akmaktadır.
Onun, duvar içine alınmış, muhafaza olunmuş güzel bir kalesi vardır. Onun gibi, dünyada hiçbir şehir görülmemiştir.
Böyle güzel şehre, bin Herat ve bin Merv feda olsun.
Sultan Veled de, onun güzelliği belli olunca herkesin yanında onun övgüsünü
açıkça söylemektedir.

Bu makalemizle bu gazel her yönüyle incelenerek düzeltilmiş bir biçimde araştırmacılara ve Kütahya kamuoyuna sunulmaktadır.

4.Sultan Veled’in bu şiiri çeşitli yayınlarda metnin dışında farklı şehir isimleriyle birlikte yazılmaktadır. Aşağıdaki metinde yer alan ifadelerin ve isimlerin metnin aslında almadığı görülmektedir. Asıl metinde cennetin altı ve üstü gibi ifadeler yoktur. Bu ifade Nedim’in İstanbul Kasidesi’nin 3. beytinden mülhem olabilir. [Altında mı üstünde midir cennet-i alâ]…
Yine asıl metinde Lahor, Keşmir ve Tebriz isimlerine de rastlanmamaktadır. Kütahya’da çok yaygın olan, birkaç beyti çevrilmeyen, çevrilen beyitlerin yanlış çeviri ifadeleri taşıdığı farklı bir metin de şöyledir:
“Kütahya’da bir ay kalana ne mutlu, İki ay kalacak olursanız, daha fazla müstefid ve münfeyiz olursunuz. Kütahya kusursuz bir güzeldir. Böyle kusursuz güzele zeval olur mu? Ya Rab, bu memlekete kaza-bela verme, Cennet Kütahya’ nın ya altındadır ya üstünde, Feda olsun Lahor, Keşmir, Tebriz Kütahya’ya.” Bu yazımız şehrimizde farklı bilinen bu söyleyişe de açıklık kazandırmıştır.

5.Bu şiirle ilgili neresi olduğu araştılmadığı için çevirilerde anılmayan bir isim de Ehrî şehridir. Herî’nin Herat olduğunu yazanlar nedense Ehrî adına makalelerinde veya bildirilerinde yer vermemiş ve Ehrî’yi görmemezlikten gelmişlerdir. Bu makalede Ehrî şehri ilk defa açıklanmaktadır:

HERÎ/HERAT: Bugün Batı Afganistan’ın önemli şehirlerinden biri olan şehir İpek yolunun kadim şehirlerindendir. İran Horasanına komşu tarihi bir kenttir. Hüseyin Baykara, Ali Şir Nevai, Molla Cami, Fahrettin Razi’nin yetiştiği bir şehirdir. Semerkant ve Buhara’dan sonra Türkistan coğrafyasının ve bölgenin en önemli kültür merkezidir.

MERV: Afrasyabın kurduğu kenttir. Bugün Türkmenistan sınırları içerisinde Nişabura yakın bir şehirdir. İpek yolunun merkezi şehirlerindendir. Eski Sasani merkezlerindendir. III. Yezdgirin yenilip öldürüldüğü şehirdir. Horasanın merkezidir ve Selçukluların önemli şehirlerindendir. Alparslan’ın ve Çağrı Bey’in türbeleri buradadır. Horasanın Kalbidir. Teke Türkmenlerinin merkezidir. Ebû Müslim Horasânî burada doğmuş. Sultan Sencer ve Yûsuf Hemedani burada yaşamıştır. Bugün Türkmen doğalgazının ortasında bir kenttir.

EHRÎ/EHER/AHAR: İran’da Doğu Azerbaycan eyaletinde Tebriz ile Bakü arasında Kâşân şehrinin doğusunda yer alan kadim bir şehirdir. Tebriz’e çok yakındır. Doğu Azerbaycan eyaletinin önemli şehirlerinden birisidir. Sasaniler dönemine ait önemli bir merkezdir. Ahar dişbudak ağacı çok olduğu için bu ismi almış olabilir. İpek ve baharat yolu üzerindedir.

Bu kadim şehir İlhanlı Emirlerinden Abaka Han, Gazan Han ve Argun Han’ın merkezi şehirlerinden biridir. Argun Han 1291 yılında ömrünün son günlerini bu şehirde geçirmiş ve bu şehri alternatif bir başkent gibi kullanmıştır. Ehrî’nin Kütahya için önemi Argun Han’la ilgili olmalıdır. Kızı Mutahhare Hatun’u Argun Han’ın torunuyle evlendiren Sultan Veled bu şehri bu sebeple gazeline almış olabilir. Deprem bölgesi olan Ehrî’nin sıcak kaynak suları meşhurdur. Bu coğrafyada yer alan Germ/Germî şehri de Erdebil’in önemli şehirlerindendir. Otuz bin nüfusu vardır. Nişabur, Rey, Hoy, Erdebil, Eher, Karadağ/ Karacadağ Türkistan’ın, Tebriz eyaletinin ve Horasan’ın çok önemli Türkmen şehirleridir.

Sultan Veled’in bu şiiri Anadolu’da övülen ilk şehirlerden biri olan Kütahyamız’a önemli katkı sağlamaktadır. Bu yönüyle önemli Kamu Kurumlarının ve Arguniyye Mevlevihânesi’nin girişine asılarak faydalanılmalıdır Ve’s-selâm…

TEŞEKKÜR: Gazeldeki beyitleri inceleyerek eksikliklerini tamamlayan ve mensur çevirime manzum beyitleriyle katkı sağlayan Hocam Prof. Dr. Mehmet KANAR’a şükranlarımı arz ederim… [Nişesten = şesten= oturmak şest < nişest-şîned < nişîned]

Continue Reading

DR. KADİR GÜLER

KÜTAHYA’NIN İSİMLERİ

Published

on

Şehir Farsçadan dilimize girmiş yaşayan, canlı, bizden, içimizden bir kelime. Bir de dilimize yerleşen Arapça Şehr kelimesi var, ay demek, “Hoş geldin ey şehr-i Ramazan” deriz ya, “Hoş geldin Ramazan ayı” anlamında.

Arapça’da şehir kelimesiyle birlikte kullanılmış bir kelime daha var, Medine… Medenî, şehirli demek. Medineli yani medeniyet sahibi, şehirli… Bir de Şar var, şehir ve tabii ki kent anlamında. Şarlı, şehirli demek. Hacı Bayram’ın şiirlerinde geçen Şar, şehir yani gönül manasında. Türkistandan getirdiğimiz il, yurt ve balık kelimeleri de şehir demek. Hisar kelimesi de şehir manasında kullanılmış bir kelimemiz, tıpkı Mısr gibi. Mısrî, şehirli demek. Mahalle Arapça bir kelime, mahal/yer demek. Semt ise Arapça, yan taraf anlamında kullanılagelmiş.

TDK’ya göre şehir; nüfusunun çoğu ticaret, sanayi, hizmet veya yönetimle ilgili işlerle uğraşan, genellikle tarımsal etkinliklerin olmadığı yerleşim alanı, kent demek. Taşkent, Semerkand gibi. Dünya, medeniyetini şehirlere borçludur;  eğitim, öğretim, teknoloji, kalkınma ve gelişme şehirlerde başlamış ve gelişmiştir.

Farabi’ye göre Medenî şehirler talimli, terbiyeli, ilme açık, sanat yönü gelişmiş, kültür faaliyetleri yoğun sanat ve edebiyat şehirleridir. Kadim şehirler,Tarihi şehirler vardır, erdemli şehirler, dini şehirler, ahlaklı şehirler vardır;  ticari şehirler, inançlı şehirler, sanat şehirleri ve felsefi şehirler…

Kültür, şehirleşmiş coğrafyalardan dünyaya yayılmış ve bu şehirler kutsallaşmıştır. Mısır, Arabistan, Çin, Türkistan,  bu şehirlerin ana coğrafyalarıdır. İslam coğrafyasında ve Osmanlıda şehirler önemlidir. İslam şehirleri, medeniyet şehirleridir.  Hangi medeniyete sahip olduğunuz şehirlerinizden anlaşılır.  İslam coğrafyasında şehirleri dini açıdan kutsal şehirler ve tarihi şehirler ikiye ayırabiliriz. Dini açıdan Kudüs, Mekke ve Medine kutsal şehirlerimizdir. Mekanları ve mimari yönüyle kutsal olan şehirlerimiz vardır; Semerkand, Buhara, İstanbul, Bursa, Üsküp, Kütahya gibi.

Kütahya,  coğrafyamızın her nefesi tarih, sanat, çini, seramik, resim, musiki, edebiyat, şiir ve kültür kokan kadim kentlerinden biridir. Şehrimizin tarihi Üniversitemiz Arkeoloji Bölümü tarafından yürütülen Seyitömer kazılarına göre MÖ 4000’li yıllara götürülmektedir. Seyitömer Höyüğü beş tabakadan oluşmuş. Beşinci tabaka Erken Tunç Çağına ve onun Geç Evresine işaret etmektedir ki üzerinde çalışılan bu tabaka şehrin tarihini daha eski yıllara götürmektedir.

Arkeoloji Bölümümüz’ün yaptığı Seyitömer kazılarında Üniversitemiz Arkeologlarının ortaya çıkardığı mutfak kapları, küpler, çömlekler, yonca ağızlı maşrapalar, şarap sürahileri, kâseler, yağ şişeleri, iki kulplu dibi sivri kaplar ve sürahiler, gözyaşı şişeleri, bronz sikkeler, damga mühürler, silindir mühürler, çekiç başlı mühürler ve mühür baskıları, akıtacaklı kaplar, mataralar, gaga ağızlı testiler, meyve tabakları, süzgeçler, çanaklar, sunu kapları, serçe figürlü seramikler, dokuma tezgahı ağırlıkları, ağırşaklar, metal eritme potaları, kandiller, bronz halka, kemik, bronz ok uçları, demir mızrak uçları, fibula çengelli göğüs iğneleri,  sanduka küp mezarlar, dirgenler, oraklar, saplar, hançerler, iğneler, bızlar, dilgiler, perdah taşları, fırçalar, bileği taşları, havanlar ve havaneli, kurşun figürin, altın takılar, hayvan şekilli boncuklar, küçük tanrıça heykelcikleri, kemik rölyef kabartmalar, spatula kazıyıcılar, çift kulplu bardaklar ve depas kaplar Seyitömer Höyüğü’nün Kütahya açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuş ve Kütahya’nın tanıtımına çok önemli katkı sağlamıştır. Kadim Türk kaynaklarından izler taşıdığına inandığımız bu eserler Rektörlük Binamızın girişinde açılan müzede sergilenmesine rağmen maalesef ilgi görmemektedir.

Seyitömer Höyüğü dışında son yıllarda ortaya çıkarılan Tavşanlı Tunçbilek kalıntıları bu coğrafya için MÖ 5000’i,  Kalkolitik dönemi ve Kütahya’nın yedi bin yıllık geçmişini işaret etmektedir. Şehirler adlarıyla tanınır.

Kütahya’nın bilinen en eski adı Kutium’dur. Kütahya tarihinin bilinen ilk sahipleri Türk kökenli Gut/Kutlardır. Prof. Dr. Necati Demir Hocam Kutların, Hazar denizinin güney doğusundan,  Türkistan’dan MÖ 2500 yılları civarında Batıya göç etmeye başladığını örneklerle ortaya koymuştur. Kut yazıtlarında Türkçe Yarlagan, Çarlak, Ulumuş, İnimbakaş ve Şarlak gibi Türkçe isimler bugün İç Ege /Kütahya cografyasında kullanılmaktadır. Kutlar/Gutlar önce Mezopotamyaya girmişlerdir. MÖ 2300 yıllarında Dicleyi takip edip Kuzeye geçerek Akad devletini ortadan kaldırmış ve Anadolu’ya hâkim olmuşlardır.

Ksenophan Anabasis, eserinin 224. sayfasında “Kütahya’nın eski kaynaklarda ismi Kutium’dur. –ium’un nispet eki dikkate alındığında adı geçen şehrimizin kurucusunun Kut/Gutlar olduğu ortaya çıkmaktadır.” demektedir.

Kutlar, Anadolu’ya hâkim oldukları bu yıllarda Kütahya’yı da ele geçirmiş ve bu yöreye Kut yöresi manasına gelen Kutium adını vermişlerdir. Kütahyalılar kut/kot/kotur ismini ölçü birimi/ölçek olarak kullanmaktadır. Anadolu’da Ordu’nun adı Kutyora/Kut yöresidir. Trabzonda Kuti yaylası meşhurdur. Kocaeli civarında Kutluca yerleşik isimlerdendir.

Kütahya’nın bilinen ikinci adı Ceramorıum [seramik başkenti/seramik şehri]’dir. Bu adla ilgili bir efsaneye göre seramik ustası yoksul ve yaşlı bir kadının yaptığı seramikler çanak-çömlek pazarında el üstünde tutulmakta ve hemen alıcı bulmaktadır. Bu kadının seramiklerinde kullandığı toprağın farklı olduğunu anlayan diğer usta seramikçiler kadını takibe alırlar. Kadın seramik toprağı almak için Ceramorıum Agora/çanak-çömlek pazarı denilen yere gelir. Takip edildiğini anlamayan sanat ustası kadın heybesini bu yerdeki seramik toprağıyla doldurup döner. Seramik ustaları kadının sırrını çözerler ve bu yerin toprağından ürettikleri seramikler her yerde satılmaya başlar. Bu farklı topraktan dolayı yöreye Seramik Başkenti manasında Ceramorıum denilmiştir.

Kütahya, Kutlardan sonra yine Kafkasya/Karadeniz üzerinden gelen Etilerin/Hititlerin eline geçmiş ve seramik sanatı Hititler eliyle tüm Anadolu’ya yayılmıştır. Gerek Hititlerin gerek Friglerin kullandıkları dil ve yazı eski Sümer/Asur/Akad yazısının devamıdır. Bugün Sümerceden yüz altmış yedi kelimenin Türkçe olduğu ispatlanmıştır. Kütahya’nın bilinen üçüncü ismi Romalılar dönemine aittir. Kütahya MS 38 yılında Romalı Komutan Cotys’in yönetiminde önemli bir kent olur. Bu sebepten kente Cotyoeum/Cotiaeion/Kotiaeion adı verilmiştir. Ad, Koti/Koty’inin kenti anlamındadır. Roma sikkelerinde de Koti/Kotys adı yer almaktadır.

Kütahya’nın bilinen dördüncü ismi Kûtâhiyye’dir. Şehir, Selçuklular tarafından fethedildikten sonra kaynaklarda bu isimle anılmaktadır. Kûtâh, Farsçada kısa demektir. Kütahya’yı fetheden Türk boylarının çoğu kısa boylu ve tıknazdır. Kente, kısa boylu Türkmenlerin yaşadığı şehir manasında Kütâhiyye denilmiş olabilir. Bugün kullandığımız Kütahya ismi bu Kütahiyyeden gelmektedir. Kütahiyye adını “Kütahiyye gibi bir şehir bulunmaz” mısrasıyla şiir dilinde ilk kullanan kişi Sultan Veled’dir.

Kütahya’nın kaynaklarda yer alan beşinci ismi Kûtây’dır. 14. asrın ilk çeyreğinde yaşayan ünlü Memlük dönemi tarihçisi Fazlullah el-Ömeri, tarih ve coğrafyadan bahseden Memâlik adlı eserinde Kütahya’nın adını kaynak göstermeden “Kûtây ( Kütahiyye)” biçiminde kaleme almıştır. El-Ömeri, Kûtây/Kut ilgisi hakkında bir bilgi vermemektedir. Kûtây’ın yukarıda bahsettiğimiz Kutlarla ilgili olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Kûtây, Kûtâh adının sehven yanlış okunuşu da olabilir.

Kütahya ismiyle maruf bu şehrin Frig vadisindeki yerleşimi MÖ 3000’li yıllara, Erken Tunç Çağı’na dayanmaktadır. Hitit Medeniyeti MÖ 2000’li yıllarda Frig vadisini de etkilemiştir. MÖ 2000’li binli yıllarda özellikle MÖ 14. asırda bu topraklarda hüküm süren Eti/Hititlerden sonra Kütahya’nın sahiplerinden biri olan Frigler, Hint-Avrupalı olarak kabul edilse de bu tespit kesin değildir.

Bulunduğumuz coğrafyanın en kadim kavimlerinden biri olan ve Demir Çağı’yla anılan Frig/demir kelimesini kullanan bu kavim, Uzunçarşılı’ya göre MÖ 12. asırda Anadolu’ya girmiş ve MÖ 8. asırda Hitit/Eti uygarlığını ortadan kaldırarak devlet kurmuş bir millettir.

Amasyalı Strabon, Friglerin Truva savaşından önce Anadoluya geçtiklerini yazar. Son dönem araştırmalarına göre Frigler, Bitinya/Bolu-Batı Karadeniz üzerinden Trak/Trakyaya geçmiş, güçlendikten sonra İç Anadolu, Ankara, Eskişehir ve Kütahya’ya yerleşen Trak/Türük/Türk kavimlerinden biri de olabilir. Tarihte Trakya, Trakiyye, Trakların ülkesi; öncü Trak-Türük-Türk boylarının Anadoluya girmeden önce yerleşim yeri olmuştur.

Bakır çağını kapatıp İlk ve Orta Demir Çağı’nı başlatan bu kavme demiri ustalıkla kullandığı için Frig denilmiştir. Demir çağını başlatan Frig kavminin resimlerinde demirden iki tekerlekli kağnılar, düdük ve davul görülmektedir. Ankara, Eskişehir, Afyon, Kütahya ve İç Anadolunun kuzey şehirlerinde özellikle Kızılırmak kıyısına komşu olan şehirlerde büyük bir medeniyet kuran Friglerin iki yüz seksen şehre hâkim oldukları kaynaklarda yer alır. Tekerleği kullanan ve demirden gemiler inşa eden Frigler sanat ve şiirde de başarılıdır.

Frig yazılarına ait ilk örnekler Bitinya/Bolu-Göynük-Soğukçam köyünde bulunmuştur. Seyitgazi Yazılıkaya’da eski yazılarından okunamamış örnekler vardır. Seyitgazi’de tepesinde iki Koç tasviri olan ve geometrik desenlerden oluşan Yazılıkaya’nın iki kenarında yer alan yazılar önemlidir. Kaynaklar, Yazılıkaya’da yer alan soldaki satırı şöyle okumuştur:

 “Ates Arkiaefas Akenanotafos Midai Garfataei Fanaktei Edaes”/ “Büyük Başpapaz Ates Bu Mezarı Gordius’un Oğlu Kral Midas’a armağan eder.”

Yazılıka’nın sağdaki ikinci satırında “Mezarı Baba Jüpitere armağan eder” cümlesi okunabilmiştir. Jüpiter, Zeus’un diğer adıdır ve Roma döneminde efsaneleştiğine göre bu yazıların Latin/Roma döneminde kaleme alınmış olduğu söylenebilir.

Şehirler, isimleriyle tanınırlar. Kütahya ismi çok özel ve güzel… Kentimizin yerel ve genel tanıtım sitelerinde yer alan Kütahya isminin kaynağı, verilen bu bilgiler ışığında yeniden değerlendirilmeli ve düzeltilmelidir. Kütahya, kendine özgü olan bu adını geçmiş tarihine uygun tasarımlarla kullanmalı ve kendine has/özgün olan ismini şehrimizin her köşesine nakşetmelidir ve’s-selâm….

Continue Reading

DR. KADİR GÜLER

KÜTAHYALI BİR VELÎ – EFENDİ BÂLÂ

Published

on

Kütahya’ya evliya yatağıdır derler. El-Hak, hiç şüphesiz doğru. Her caddesinde her sokağında bu hal ehli insanların türbelerinde güneye açılmış niyaz penceresinden size baktığını, sizi takip ettiğini hissediyorsunuz. Şehri her gezdiğimiz noktada onların izlerine rastlıyoruz. Bu yönüyle şehrimiz bulunduğu coğrafyanın inanç merkezi olmayı çoktan hak etmiş. Kütahya eşrafından bir zat-ı muhteremin anlattığı şu kıssa bu şehre nasıl bakıldığını göstermektedir:
Mescitlerimizin birinde bir Kadı Efendi, vaazının sonunda “ Allah’ım vatanımızı şehirlerimizi koru. Allah’ım bütün belâları bu Kütahya şehrine ver” diye duasını tamamlar. Namazdan çıkınca çevresini saran Eşrâf “ Hocam bu nasıl dua” diye sitem edince bizim Kadı şöyle cevap verir. “ Kütahya’da çok evliya var. Allah o veliler yüzünden bu şehre bela ve musibet vermez zaten” der.
Kütahya’nın bela defeden velilerinden biri Efendi Bula/Bola olarak da anılan Efendi Bâlâ’dır. Geçenlerde Ulu Cami civarında gezerken türbesine uğrayıp Fatiha okuduğumuz Efendi Bâlâ’nın kabri Paşam Sultan Türbesi’ni geçince Hilal Sokak içerisinde. Sokağın girişinde koca bir çınar sizi karşılıyor. Yanında her yanı dökülmüş bir çeşme artığı. Kütahya’nın çınarları Meşhur ama Efendi Bâlâ Meçhul… İnançlarımıza, törelerimize göre çınarların çevresinde evliya türbeleri ve yanında çeşmesi olurmuş. Kütahya’da da bu böyle. Türbe, kabir, çınar ve çeşme…
Şehrimiz önemli inançların merkezi. Mevlevilik, Halvetilik, Nakşilik, Bektaşilik ve Ahilik Kütahya’dan çevreye yayılmış.Bu kadim inançlarımızdan biri Halvetiliktir. Halveti dervişlerinin yaşadığı yerlerde gördüğümüz ağaçların başında da çınar gelmektedir. Hamza Güner Hoca,Efendi Bola türbesinin Halveti Türbesi olduğunu ve yanında bir küçük mescidinin bulunduğundan bahsetse de bugün bu söylenenlerden çok az iz kalmış. Biz hayretle Efendi Bâlâ’nın kabrine bakıyoruz. Kabir üzgün ve yorgun bir vaziyette bize bakıyor.
Kabrin yakınındaki türbede yatan Paşam Sultan bir halveti dervişi, dolayısıyla Efendi Bâlâ’da bir Halveti dervişidir diyebiliriz. Paşam Sultan Seyyid Nureddin Efendi ve ahfadı 14. asrın sonlarında Buhara ve Horasan’dan gelen veli zatlardan. Bu yüzden çevresinde yer alan türbeler Halveti dergâhlarıdır denebilir.
Sayın Yrd. Doç Dr. Mehmet Nuri Uygun Hocam bu zât ile ilgili rahmetli Mustafa Yeşil Bey’den dinlediği bir bilgiyi bize şöyle nakletti: “Bu zâtın adı Efendi Bâlâ’dır. Bâlâ, yüksek, yüce manasına gelir. Bu zât döneminin ilmen büyük hocalarındandır. Germiyan dönemi sonlarında yaşamıştır. Hem Kadı hem Halveti Şeyhi olma ihtimali kuvvetlidir.” Bizce de adı Bâlâ olan bu zâtın ismi ile ilgili başka rivayetler de var. Bola diyenler Bolat/ Polat isminin yöresel söylenişi demektedirler. Bolat/Polat “çelik gibi güçlü” manasında milletimizin kullandığı isimlerden biri.
Kalyon Hocam bu kabrin Efendi Bula adlı bir bayana ait olabileceği ihtimalinden bahsetse de mezarının başında yer alan kavuk ve üzerine serili yeşil örtü bu ihtimali zayıflatıyor.
Efendi, medreseli saygı duyulan şahıslara özgü sıfatlardan biri. Kavuk, genelde kadıların ve dervişlerin mezar başlığı
Efendi Bâlâ’nın efsanesi çok. Bir efsaneye göre Efendi Bâlâ, fakir ve kimsesiz insanlara canları ne çekiyorsa onu satın alır, evinin kapısına bırakırmış.
Kütahya, Efendi Bâlâ gibi onlarca değere sahip. Kütahya Şehreminleri bu sırlı değerlerinin kabirlerini onarmalı, ismini Efendi Bâlâ olarak düzeltmeli ve inanç coğrafyamıza kazandırmalıdır Ve’s-selâm…

Continue Reading

DR. KADİR GÜLER

KÜTAHYA’DA OSMANLI MEDRESELERİ

Published

on

Germiyan ve Osmanlı döneminde bir kültür-sanat ve eğitim şehri olan Kütahya’da Osmanlı dönemi medreseleri eğitim tarihimize önemli katkılarda bulunmuştur. Bu medreselerden bazıları şunlardır:

Kazasker Molla Halil/Haliliyye Medresesi 1505 yılında II. Bâyezîd’in Rumeli Kazaskerlerinden Müderris Halil b. Mahmud Germiyânî tarafından yaptırılmıştır. Kazasker Medresesi olarak da bilinir. Vakfının yöneticileri arasında Karaa/Karaağazâdeler de yer almaktadır. Abdullah Erdem Bey’e göre 1546 yılında müderris yevmiyesi yirmi, danişment yevmiyesi iki akçedir. Külliye ve Medrese Eski Anadolu Garajı civarında, Muvakkıthane’nin bitişiğinde yer almaktadır. Mahkeme Mahallesi’nde yer alan bu Kazasker Halil Çelebî medresesinin Kütüphanesi de önemlidir. Haliliye medresesinde Pir Ahmet Efendi’nin günlük iki akçeye vakfın hesaplarını tuttuğu bilinmektedir. Bu medresenin mühim müderrislerinden biri de sözlüğüyle meşhur Ahterî’dir. Ahterî, medreseye yevmiye on akçeyle atanınca Firâkî şu mısraları yazmıştır:

Ahterînin beş iken medresesi on oldı

Tâlihi sa’d oluben Ahterî meymûn oldı

“Ahteriye talihi yar olduğu için medrese yevmiyesi beş iken on oldu ve bu onu kutlu ve mutlu kıldı.”

Karagöz Ahmet Paşa Medresesi, 1506 yılında Anadolu Beylerbeyi olarak Kütahya’ya gelen Karagöz Ahmet Paşa tarafından 1509 yılında yapımına başlanmış bir medresedir. Karagöz Ahmet Paşa’nın 1511 yılında Şahkulu/Şeytankulu isyanında acımasızca şehit edilmesi üzerine eşi Kırım Giray Han soyundan Fâtıma Şâh-ı Devrân Hatun tarafından aynı yılın sonunda tahmini 1512 yılında tamamlanmıştır. Şâh-ı Devrân, Kanuni’nin eşi Şehzâde Mustafa’nın annesi Mâh-ı Devrân’ın ablasıdır. Açıldığı yıllarda Karagöz Paşa Medresesi’nin müderris yevmiyesi yirmi beş akçe, sonraki yıllarda yirmi akçedir.

Rüstem Paşa Medresesi, 1538/39 yılında temeli Kanunî’nin damadı Rüstem Paşa tarafından atılan bir medresedir. Rüstem Paşa, 1538 yılında Anadolu Beylerbeyi olarak Kütahya’ya geldi. 1539 yılında meşhur bir bit hikâyesiyle birlikte Kanuni’nin kızı Mihr-i Mah’la evlendi. İçerisinde Rüstem Paşa Medresesi ve Balıklı Hamamı’nın da yer aldığı Kütahya Rüstem Paşa Külliyesi’nin temelleri bu yıllarda atıldı.

Rüstem Paşa 1539 yılında Kütahya’dan üçüncü vezir olarak İstanbul’a döndü. Medrese, 1550 yılında Balıklı Hamamıyla birlikte açılmıştır. Bu medrese İlk yıllarında 40 akçelik bir medresedir. Rüstem Paşa, Kütahya’da sadece medrese yaptırmadı. Balıklı Hamamı, bugün varlığından eser kalmayan bir kervansaray, Kütahya merkeze on sekiz kilometre uzaklıkta bulunan Karaöz Köyü’nde yeni hamam, bir han yaptırdı ve bu eserleri vakfa bağladı.

Rüstem Paşa, 1550/51 yılında açılan medrese’nin başına yevmiye kırk akçeyle ders vermek üzere Kınalızâde Ali Çelebi’yi getirdi. 1564 yılında yazdığı “Ahlâk-ı Alâî” adlı eseriyle meşhur olan Müderris Ali Çelebî, Rüstem Paşa Medresesi’nde bir yıl çalıştı. 631 şairden bahseden Tezkiretü’ş-Şuarâ adlı eserin yazarı Hasan Çelebî, Kütahya medreselerinde ders veren Kınalızâde Ali Çelebî’nin oğludur. Rüstem Paşa, sonraki yıllarda Kütahya Medresesi’ndeki müderrislere yirmi akçe yevmiye, medresedeki sekiz dânişmende/asistana iki akçe yevmiye,  vakıf heyetine iki akçe yevmiye, hizmetçilere de bir akçe yevmiye vakfetmiştir.

Seyyid Ali Paşa Medresesi, 1797 yılında Anadolu Beylerbeyi olan Seyyid Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Medrese halk arasında Alo Paşa olarak bilinen Caminin çevresinde yer almaktadır. On iki hücrelidir. Medreseye bağlı bir sıbyan mektebi vardır. Seyyid Ali Paşa Arasta içinde, Kiremitçi Hanı yakınında sekiz hücreli bir medrese daha yaptırmıştır.

Mollabey Medresesi, Pirler mahallesindedir. 1832 yılında yaptırılan Muvakkıthâne’nin Mütevellisi olan Andızlı Hacı Abdurrahman Efendi’nin oğlu Müftizâde İbrahim Ethem Bey tarafından 1856 yılında yaptırılmıştır. İbrahim Ağa, Dergâh-ı Âli kapıcıbaşılarındandır. 1845 yılından sonra üç yıl Kütahya Kaymakamı olarak çalıştı. 1846 yılında Balıklı karşı köşesinde adını taşıyan Molla Bey Konağı’nı inşa etti. Bugün restore edilen bu konak Kütahya Barosu Avukat Evi olarak hizmet vermektedir. Molla Bey Kütüphanesi Vahit Paşa Kütüphanesi’ne devredilmiştir. II. Meşrutiyet yıllarında Kütahya’da yedi kütüphane [ Vahit Paşa Kütüphanesi, Gök Şadırvan Medresesi Kütüphanesi, Argun Çelebi Mevlevihane Kütüphanesi, İshak Fakih Kütüphanesi, Haliliye Kütüphanesi, Molla Bey Kütüphanesi, Darü’l-Hadis/Darü’l Kurra Kütüphanesi Darü’l-Hadis kitapları sonraki yıllarda Molla Bey’e taşınmıştır] ve bu kütüphanelerde 3000’den fazla yazma ve basma eser yer almaktadır.

Cumhuriyetten sonra Anadoluda ilk Kur’an kursu Kütahya’da 1934 yılında Kütahya müftüsü Hafız İbrahim Akgün Hoca’nın girişimiyle Molla Bey Camisinde açılmıştır. Bu yıllarda Molla Bey Kütüphanesi önemli ve zengindir. Anadolu Beylerbeyi Câfer Paşa’nın 1579 tarihinde yaptırdığı sekizgen Darü’l Kurra/Hadis Kütüphanesi yıkılınca Kitapları Molla Bey kütüphanesine aktarılmıştır. Sonraki yıllarda Molla Bey Kütüphanesi Vahit Paşa Yazma Eserler Kütüphanesine devredilmiştir.

H.934/1528 tarihli Osmanlı kayıtlarına göre Kütahya’daki bazı medreseler, müderrisleri, kaç yıl görev yaptıkları ve yevmiyeleri şöyledir.

1.Medrese-i Vâcidiyye – Mevlânâ Münşîzâde- 2 yıl 2 ay- 25 Akçe

2.Medrese-i Germiyânzâde  – Mevlânâ Bâlî- 3.5 yıl-20 Akçe

  1. Medrese-i Karagöz Paşa – Mevlânâ ‘Azîz, 2 yıl 8 ay- 20 Akçe
  2. Medrese-i Mevlânâ Halil – Mevlânâ Tâceddin-beş ay- 20 Akçe
  3. Medrese-i Balabâniyye – Mevlânâ Şucâ’-2 yıl 2 ay- 14 Akçe
  4. Medrese-i Timurtaş – Mevlânâ Muhyiddin-3 yıl 5 ay- 13 Akçe

919/1513 tarihli kadı defterlerinde Sultân II. Bâyezîd döneminde Kütahya’da asil olarak görev yapan Mevlânâ Sarı Yakubzâde adlı Kadı’nın 90 akçe yevmiye aldığı görülmektedir.

1671 yılı civarında Kütahya’ya gelen Evliyâ Çelebî’ye göre Kütahya’da yedi medrese, yetmiş sıbyân/mahalle mektebi vardır. Germiyanoğlu medresesi müftü yetiştiren genel bir medresesidir. Yevmiyesi bir altın/yüz yirmi akçedir. Bir dirhem altın yaklaşık 3,2 gramdır. Çelebî asrında bir akçe yaklaşık üç liradır.

Ti­mur vak’asından sonra Musa Çelebi Germiyanoğlu/Gök Şadırvan medresesini tamir ettirmiştir. Yıldırım’ın başladığı Ulu camiyi de Musa Çelebi tamamladığı için Ulu camiye Musa Çelebî camisi denildiğinden bahseden Evliyâ Çelebî, Rüstem Paşa medresesi, Mollâ Vâhid Paşa medresesi, İshak Fakîh medresesi, Karagöz Paşa medresesi,  Şeyh Paşa medresesi, Halîliyye medreselerini Kütahya medreseleri olarak zikreder.

Evliyâ’ya göre bu yıllarda Kütahya’da altı tekye/tekke vardır. Çelebî, Kapan Hanı’na komşu Asitâne-i Hazret-i Mevlânâ ya’ni Arguniyye/Mevlevîhâne tekyesi, Nalınlı Şeyh, Abdülkadir Geylânî, Şeyh Pâsîn/Yasin tekkesi, Hıdırlık tekkesi, Âl-i Abâ Bektaşiyân tekkesi meşhur tekkelerdir diye yazmaktadır.

Zengin bir eğitim tarihine sahip olan Kütahya eğitim üzerine yoğunlaşmalı ve geleceğini içinden yetiştirdiği genç eğitimciler eliyle yürütmelidir.

Continue Reading

Öne çıkanlar