mehmetyaylioglu

KÜÇÜK KUŞ HİKÂYESİ VE DİN TÜCCARLARI

Avcının yakaladığı küçük kuş birden konuşmaya başladı: “Ben minicik bir kuşum” dedi, “etim, dişinin kovuğunu bile doldurmaz. Eğer serbest bırakırsan işine yarayacak üç öğüt veririm. Dinle, birinci öğüdüm şu: Olmayacak bir söz duyarsan, asla inanma!”

Avcı şaşırmıştı. İkinci öğüdü isteyince küçük kuş “beni bırak, ikinci öğüdümü şu damın üstünde vereceğim” dedi. Avcı kuşu bıraktı. Bir lahzada dama konan kuş: “Dinle” dedi, “geçip gitmiş şeyler için asla üzülme. Olan olmuş, biten bitmiştir çünkü. Bak, benim karnımda on dirhem ağırlığında bir inci vardı. Çok kıymetli bir inciydi bu. Ne yazık ki elinden kaçırdın.”

Avcı daha çok şaşırmış, kuşu serbest bıraktığına pişman olmuştu. Ah vah etmeye, saçını başını yolmaya başladı. Kuş: “Ne oldu” diye sordu. “Niçin dövünüp duruyorsun? Ben sana olmayacak söze asla inanma dememiş miydim? Sen karnımda inci olduğunu duyunca bu öğüdü hemen unuttun. Kendisi üç dirhem gelmeyen kuşun karnında on dirhemlik inci olur mu hiç? Üstelik ikinci öğüdümü de unutmuşa benziyorsun. Hani elden kaçırdığın şeyler için asla üzülmeyecektin!”

Avcı utanmış başını yere eğmişti. “Üçüncü öğüdünü ver bari” diye inledi. Küçük kuş damdan kalkıp yüksekçe bir ağacın dalına kondu ve oradan gökyüzünün boşluğuna doğru süzülürken şöyle bağırdı: “Behey sersem avcı, sen verdiğim ilk iki öğüdü tuttun mu ki üçüncüsünü istiyorsun?..”

Hz. Mevlana’nın Mesnevi’sinden kısa bir hikâye. Kısa ancak çok uzun mânâsı olan bu hikâyenin, günümüze ışık tuttuğunu yakından görüyoruz. Geçip gitmiş şeyler için üzülmeyi bırakmayan bizler, olmayacak şeylere inanıp durmaktan da kendimizi alıkoyamıyoruz maalesef. İşte bizim bu zafiyetimizi bilen istismarcılar da sürekli olarak bizi sömürüp duruyor.

***

Geçen gün evde televizyon kanallarını şöyle bir dolaştım. 450’den fazla Türkçe yayın yapan kanal var uyduda. Bunların içinde 80-100 tanesi din tüccarlığı ile uğraşan şarlatanların kanalı. Bir o kadar da sağlık konusunda istismar eden düzenbazların kurduğu kanal var. Atatürk ve Cumhuriyet’i de istismar eden tüccarlar da cabası. Onlar da din tüccarlarından farksız kanaatimce.

Arkasına fon olarak koyduğu kocaman bir Kâbe fotoğrafı, alttan çalan neidüğü belirsiz bir müzik ile ekranı kaplayan şarlatan bir herif. Elinde kocaman bir tespih, kafasında sarık ile takke arasında bir şey, göbeğine kadar sakal… Dilinde Allah kelâmı… Elini öp duasını al. Adam bu vaziyette ağrı kesici krem satışı yapıyor. Yazık bizim hacı amcalar ve teyzeler de “bu adam Müslüman bir adama benziyor, sahtekârlık yapmaz” deyip “sadece 99 lira” olan bu kremden sipariş ediyorlar. Kremi, yaşlılıktan kaynaklanan envai çeşit ağrılarından kurtulmak için almak istiyorlar. Onların bu masumiyetlerini bilen dinsiz dinciler ise sömürdükçe sömürüyorlar. Krem geliyor, on lira etmeyecek kremi 99 liraya satan şarlatanların keyiflerine diyecek yok. Fakat kremi kutusuyla sürseler fayda etmiyor mağdur ve mazur insanlara…

“Allah, kitap, din, diyanet” diye diye kandırdığınız mâsum insanların sahibi olan Hakk Teâlâ, bunu sizin yanınıza bırakmaz. Haberiniz olsun…

Sevgiyle kalın…

ŞÖYLE SANIRLAR BENİ

Sofuyum halk içinde tesbih elimden gitmez,

Dilim mağrifet söyler, gönlüm hiç kabul etmez.

Boynumda icazetim, riya ile taatim,

Edişem ayruk yerde, gözüm yolum gözetmez.

Hoş dervişem sabrım yok, dilimde ezkarım çok,

Kulağımdan gireni, hergiz içim işitmez.

Görenler elim öper tac ü hırkama bakar,

Şöylece sanırlar beni zerrece günah etmez.

Taşımda ibadetim, sohbetim hoş taatim,

İç pazara gelince, bin yıllık ayyar etmez.

Dışım derviş, içim boş, dilim tatlı, sözüm hoş,

İlla ben ettiğimi, dinin denşüren etmez.

Görenler sofu sanır, selam verir utanır,

Anca iş koparaydım, el erüben güç yetmez.

Söylersem marifeti saluslanırım kati,

Miskinliğe dönmeğe, gönlümden kibir gitmez.

Yunus eksikliğini Çalabına arzeyle,

Anın keremi çoktur, sen ettiğin ol etmez.

Yunus Emre Hz. (k.s.)


Web Tasarım: Arena Ajans