HALEP’TEN AYRILIK SANCISI

Bu topraklar

Doğduğun topraklar

İlk tanıdığın

İlk tanıştığın dostlar

Diyarı bu topraklar

Güneşi ilk gördüğün

Gözyaşının toprağa ilk karıştığı

İlk üşüdüğün

İlk ısındığın

İlk terlediğin

Alnını ilk sildiğin

Gökyüzüne ilk baktığın

Kuşlara ilk özendiğin

Bulutlara ilk imrendiğin

Bir yaz yağmurunda

İlk ıslandığın topraklar..

Islık çaldığın

Türkü çığırdığın

Aşık olduğun

Gecelerinde yıldızlarla Sevdanı paylaştığın

Kemiklerine kadar acıktığın

Doyduğun

Sevdiğin sevildiğin

Bahçelerinden erik aşırdığın

Kaçtığın

Kovalandığın

İlk rüyanı gördüğün

Gönlüne ilk sevdanın düştüğü

İlk şiir yazdığın

İlk düştüğün

Dizinin yaralandığı

Toprakla tozla ilk kanının karıştığı

İlk anne dediğin

Babandan ilk azar işittiğin

İlk seni seviyorum dediğin

Utana sıkıla Zembereğinden ilk boşandığın

Mutlu olduğun

Üzüldüğün

Caddelerinde volta attığın

Sokak taşlarına oturduğun

Ezanın ilk kulağına ağdığı

İlk bayram sabahını karşıladığın

Bayramlıklarını ilk kucakladığın

İlk anne baba dediğin

Adam olduğun

Kadın olduğun

Köyünden şehrinden kasabandan ayrılıyorsun..

Hüzün yoldaşın

Zulüm tepende karabasan

Başın üzerine bir mızrak boyu

Çöreklenmiş ayrılık acısı.

Yar olan topraklar

Dar olmuş

Ta içinden

Epey derinlerden

Bir ah bile çekemiyorsun

Gitmek zorundasın

Terketmek zorundasın

Suyuyla kandığın

Havasını soluduğun

Aziz yurdunu.

Bir anlam veremiyorsun

Adını koyamıyorsun olanların

Soramıyorsun bir bilene

Yer gök öksüz

Yetimlerin yalnızlığı

Çocukların kadınların feryadı

Anaların babaların ahı

Asumanı tutmuş

Yuvalar tarumar

Sokaklar adsız

Yollar adımsız

Şehir adamsız

Bir adresin bile yok

Ağıt yakmaya bile vaktin yok

Türkü söylemek aklına gelmiyor

Unutmuşsun hüzünden gayri

Her bir şeyi

Ürkütüyor silah sesleri

Kulakların uğulduyor

Boz bulanık ortalık

Kan renginde yeryüzü

Kırmızı görüyorsun eşyayı

Şehir enkaz yığını

Kıyamet işte bu diyorsun

Eli ölüm saçan insanları görünce

Lav kusan silahları görünce

Çocuk çığlıklarına karışınca siren sesleri

Unutuyorsun her şeyi

Korkuyu

Kaygıyı

Acıyı

Hatta adını bile

Sonra

Elinde bir tahta kalem

Şehrin en tenha yerinde

En pürüzsüz yüzüne

Mermi yarası almamış

Ağlayan bir duvara

“Bir gün döneceğim”

Kaydını düşüyorsun

Gençliğin düşüyor aklına

Militanlık yaptığın yıllar geçiyor gözün önünden

Sığ bir tebessüm

yayılıyor yüzüne

Şehir acılara bürünmüş

Yüreğin yanıyor

Hani vaktin olsa

Ağlayacaksın kana kana

Birden

Ağlamayı unuttuğun geliyor aklına

Umutların sıralanıyor bir bir

Elinden uçup giden umutların

Toz pembe hayallerin

Paramparça düşlerin

Sonra

Şehrin yaralanmış

Gövdeleri delik deşik

Çınarlarına takılıyor

Buğulu gözlerin

İçine kaynar sular akıyor

Yangınlar yankılanıyor Dağlanmış yüreğinde

Acıyor bedenin

Kanıyor bir yerlerin

Ettiğin yeminler diziliyor önünde

Titriyorsun

Önden gidenler bir bir sıralanıyor

Anan baban kardeşlerin

Dostların ahbapların yaranların

Titriyorsun

İrkiliyorsun

Silkeleniyorsun

Bir sayha salıyorsun

Yer gök arza

Kanınız yerde kalmayacak diyorsun

Yürüyorsun

Adımların kısa

Mütereddit

Yüreğin cız çekiyor

Acı saplanıyor böğrüne

Sonra

Ellerin karıncalanıyor

Beynin zonkluyor

Omuzların kah düşüyor

Kah kalkıyor

Çekip gidiyorsun

Doğduğun topraklardan

Yurdundan

Vatanından

Halep’ten

Tekrar dönmek üzere

Halep’e..


Web Tasarım: Arena Ajans