ALAETTİN-GÜVEN

YAPRAKLARIN KONUŞMA MEVSİMİ

Bir rüzgar eser.
Yapraklar toprağa dökülür.
Havada dans ederek düşerler.
Dönerler.
Kıvrılırlar.
Zik zaklar çizerler.

Adam yalnızdı.
Ve olayı seyrediyordu.
Tefekkürün cilveleri zihinde tezahür etmeye başladı.
Düşen yaprağa uzun uzun baktı.
“Bir zamanlar yaprak ağaçta mündemiç bir ruhtu”
Dedi adam kendi kendine.
Benim gibi.
Bana benzeyenler gibi.
Ruhlar aleminde med cezir hesapları yapıyordu.
Vakit geldi.
Ağacın dalında önce ufak bir yumru oldu.
Evren kıştan yeni kurtulmuştu.
Sonra açıldı.
Serpildi.
Büyüdü.
Genç ve dinç gümrah bir yaprak oldu.
Sıcaklarda gölge oldu altında dinlenenlere.
Göçmen kuşları hicrete hazırlanırken yaprağın da benzi sararmaya başladı.
Önce gözlerinin feri gitti.
Sonra ayaklarının dermanı gitti.
Sonra yüzüne buruşukluklar hücum etti.
Arkadaşları birer ikişer ayrılıyorlardı.
Elvedalar çoğalmaya ve hızlanmaya başladı.
Toprağa düşenler hızla çoğalıyordu.
Dalda olanların sayısını yerde olanların sayısı çoktan geçmişti.
Sıranın kendine geldiğinin de farkındaydı yaprak.
Mecalinin iyice azaldığı bir anda hafif bir rüzgar dalından kopardı yaprağı.
Ve toprağa yolculuk başladı.Sanki birisi onu kanatlarına bindirmişti.
Arkadaşları ve dostları gibi havada dönerek düştü.
Yere kapaklanmıştı.
Bir çok yaranı da öyleydi.
Daha azı yüzünü gök yüzüne çevirerek topraktaydı.

Adam yapraklara baktı derinden.
Dua aklına geldi.
Secde aklına geldi.
Son demlerinde kimisi secdede kaim.
Kimi ellerini açmış duada daim.
“Duanız olmasaydı ne işe yarardınız” işaretli Allah kelamını hatırladı.
Secde inanç erlerinin şiarı olduğunu bildi adam.
Yaprakların duası neden olmasındı?
Neden secdede Rabbe teşekkür etmesinlerdi?
Neden Miraçları olmasındı?
Neden hicret yolculuğuna çıkmasınlardı?
Onların da aslı toprak değil miydi.
Onların da doğumu ölümü yok muydu?
Anaları babaları dostları vardı.
Ahbapları mahbupları ve yaranları vardı.
Onlar da soğukta üşüdüler.
Sıcakta kavruldular.
Korktukları oldu.
Sevindikleri olduğu gibi.
Yağmurlarda ıslandılar ve güneşle rüzgarla kurulandılar.
Ve ecel duvağıyla sarmaş dolaş oldular.
Ve toprağa düştüler.
Toprak herkesin olduğu gibi yaprakların da anasıydı.
Asıl yurtlarının da toprak olduğunun farkındaydı yapraklar.

Adam tüm bunları düşünürken gönlünden diline dökülmeye başladı.
Kavi sözler.
Sükutu bozan sözler.

…………………

Bir han-u mandır şu görkemli ömür yürüyüşü.
Gökte yıldızlar hayran hayran seyreder.
Yere ayak vuruşumuzu.
Göklere değdirdiğimiz başımızı.

Parıltıları tüm bunlara gülüşüdür yıldızların.
Kaderin önünde kaderini yaşar
Akışı bir alemdir ırmakların.
Birliğin nakşı ve zikridir parmakların.

Yaprak dökülür.
Çocuk düşer.
Ana ağlar.
Adam üşür.
Sokak daralır.
Hafakanlar basar.

Aydınlar ahkam keserler bildik bilmedik yere.
FM 1 den bir türkü dinler bir delikanlı
Kahkaha atan bir adamın
Ağlayan yüzünü erken keşfedersin.

Aydınlanır ceddeler.
Yine karanlık kalır bir yerler.
Adımlar adımları kovalar.
Yine de yetişemeyiz.
Verdiğimiz sözler yarım.
İşler yarım.
Rüyalar yarım

Umutlar
Sütü çekilmiş ana gibidir kucağımızda.
Öksüz.
Yapayalnız kır çeşmesi gibi.
Filistinli bir çocuk gibi.
Iraklı iri iri gözlü bir ana gibi.
Suriyeli bir delikanlı gibi.
Yer yüzü yoksulu bir adam gibi.

Yağmura hasret bulut ararız gök yüzünde.
Susuz.
Uykusuz.
Sessiz.
Sükut hamalı bir zaman gibi.

İşte tam orada.
Az ötede.
Coğrafyanın tam ortasında.
Haram zade ellerin çizdiği dünya haritasında.
Deniz aşırı uzaklarda.
Veya yanıbaşımızda.
Bir yaprak düşer.
Yere toprağa.

Apansız gözlerimiz açılır çanaklarına kadar.
Ve sorarız.
Yoksa bu ben miyim?

Duaya başlarız ince bir sızı can evimizde.
Yaprağın rengi gelir aklımıza.
Secde imdadımıza yetişir.
Tövbe nöbetleri tutarız geceler boyu.
Naz niyaz seansları kaplar bedenimizi.
Bir ışık bekleriz.
Ufak bir aydınlık.
Aminlere yüklerken tüm umutları.
Ferah bir kasvet hafifliğiyle.
“Amentü billah”teslimiyetiyle.
Topraktan geldik.
Toprağa gideriz.

Ve Eyvallah deriz.
Yaprağa.
Toprağa.
Her bir şeye eyvallah!..


Web Tasarım: Arena Ajans