SUİKAST NİÇİN HEDEFİNE VARMADI?-2

Bir önceki yazımızda Türkiye ve Rusyanın tarihsel arka planı üzerinde durmuş ve ortak bir kaderi yaşayan iki ülkenin düşman olmasının çok da mümkün olmadığını göstermeye çalışmıştım. Bu makalemde de kaldığımzı yerden devam ederek, bu iki ülkeyi yöneten liderlerin benzerlikleri üzerinde duracağım.

Okuyucularımın hatırlayacağı üzere, dksanlı yılların her iki ülke için kayıp yıllar olduğunu ve bu mahut kaderi değiştirecek iki liderlerin işbaşına geldiğini ifade etmiştim:2000 Birleşik Rusya Partisi ve Başkan Putin.. 2002 Ak parti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan..

İki lider arasındaki benzerlik o kadar şaşırtıcıdır ki her iki liderin sadece geliş dönemleri değil geldikleri kurumlarda aynıdır. Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden gelirken Putin Rusya Federasyonu’nun İstanbul’u diyebileceğimiz St. Petersburg Belediyesi’nden gelmektedir. Bugün hala devam eden Putin’in 16 Erdoğan’ın 14 yıllık iktidarlarının sonunda halkları iki lider için neredeyse aynı cümleleri farklı dillerde ifade etmektedir.

Pasaportumuzu dünyada itibarlı hale getirdi.. Enflasyonu yok etti.. Faizler düştü.. Büyük altyapı yatırımları yaptı.. Refah seviyemiz kat be kat arttı..

Kendi ülkelerinde adeta birer kahraman olan bu iki lider tarihsel olarak düşülen ve her defasında Batının işine yarayan çatışmalardan ders almış bir vaziyette kavga etmek yerine dostluğu, çatışmak yerine işbirliğini, karşılıklı kaybetmek yerine birlikte kazanmayı tercih etmiştir. Bu çerçevede öncelikle ekonomik yatırımlar karşılıklı olarak arttırılmış daha sonra ise iki ülke arasında vize serbestisi gerçekleştirilmiştir. Dahası Türkiye yarım asırı aşan bir süredir kapısında bekletildiği AB’den vazgeçerek Şangay Beşlisine katılma isteğini ifade etmiş ve üye olmadığı halde Şangay Enerji Kulübü’nün 2017 yılı dönem başkanı seçilmiştir. Bu gelişmelerle birlikte Türkiye nükleer santral kurma gibi çok önemli bir yatırımı Rus ortaklarına teslim etmiş ve belki de çok daha önemlisi Rusya ve Türkiye birlikte hayata geçirecekleri doğalgaz nakil projeleri ile Batıyı köşeye sıkıştırmıştır.

Bu birliktelik çerçevesinde atılan adımlar dünyanın yeniden dizayn edildiği günümüzde çok daha önemli ve anlamlı bir hal almıştır. Zira kazan kazan çalışma prensibinden hareket eden iki ülke sadece Avrupa ülkelerini değil aynı zamanda Rusya’nın tarihsel ötekisi olan ABD’yi ciddi anlamda rahatsız eder olmuştur. Bu bağlamda Rusya renkli devrimlerle, Türkiye ise terör örgütleriyle öncelikle taciz edilmiş daha sonra bu taciz eylemleri demokratik ve meşru hükümetleri alaşağı etme faaliyetlerine dönüşmüştür.

Girişilen tüm bu faaliyetlerden herhangi bir sonuç alınamayınca Batının desteği, koruyup kollaması ile Türk askeri ve sivil bürokrasisine yerleşmiş olan Fettullahçı Terör Örgütü mensuplarınca iki ülkenin ilişkilerini derinden etkileyecek uçak düşürme eylemi gerçekleşmiştir. Bu olaya ilk etapta sert tepki veren Moskova yönetimi Türk tarafının sağduyulu

açıklamaları ve yürüttüğü yoğun diploması sonrası meselenin arka planını görmüş ve ilişkiler olayın yaşanmasından sonra 1 yıl içerisinde onarılmıştır.

İşte tamda ilişkiler gerek iki ülke arasındaki meseleler gerek bölgesel konular gerekse küresel iş birliği bağlamında yeniden eski yakınlığına kavuşacakken, gittiği kurslar ve mezun olduğu okullardan Fettullahçı Terör Örgütü mensubu olduğu aşikar olan ve bu kez polis teşkilatının içerisine sızmış bir terörist üzerinden yok edilmeye çalışılmıştır.

Katledilen Rus büyükelçi sıradan bir isim değildir.. Rus diplomatları arasında büyük bir saygı gören Karlov, nükleer tesis projesinin ve Türk akımının en büyük mimarıdır. Dahası uçak krizinin bir daha yaşanmaması için Türk ve Rus genelkurmaylarında kurulan doğrudan hattın fikir babasıdır. Dolayısıyla son dönem gelişen iyi ilişkilerinde başat aktörlerinden birisidir. Büyükelçinin bu özelliklerinin yanında üzerinde özellikle durulması gereken bir başka noktada Rusya’nın FETÖ okullarını Amerikan ajanlarını istihdam ettiği gerekçesiyle 2000’lerin hemen başında mahkeme kararlarıyla kapatmış olmasıdır.

Tüm bu gelişmelerin ardından gerçekleştirilmek istenen açıktır. Amaç, Rusları ve Türkleri tarihte olduğu gibi yeniden bir çatışma ortamına çekip iki ülkenin çatışmasından karlı çıkmaktır. Ancak olayın hemen akabinde iki ülke yetkililerinin soğukkanlı açıklamaları, olayın aydınlatılması ve soruşturulması noktasında ortak hareket etme kararı almış olmaları ve Rus tarafının “ilişkiler etkilenmeyecek” demesi, suikastin amacına ulaşamayacağını göstermiştir.

Görünen odur ki suikast bırakın iki ülke ilişkilerine zarar vermeyi iki ülke halklarını ve yönetimlerini birbirine daha da yakınlaştıracak ve ortak hareket etme arzusunu daha da pekiştirecektir.

Son olarak bu olayın kaybedeni Fettullahçı Teröristler ve onları adeta bir maşa olarak kullananlar olacaktır. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası pek çok ülkede faaliyetlerine son verilen terörist örgüt artık attığı her adımda sadece Türkiye’yi değil Rusya’yı da karşısında bulacaktır.

Prof. Dr. Hüsamettin İNAÇ husamettininac@yahoo.com


Web Tasarım: Arena Ajans