Connect with us

DR. CEM ÇERKEŞ

KIŞ GELDİ KEMİK KIRIKLARINA DİKKAT….

Published

on

Kırık, çeşitli nedenlerle kemik bütünlüğünün ve devamlılığının bozulması durumudur. Kemikte, maruz kalınan darbenin şiddetine göre çatlak ya da kırık oluşabilir. Kırık tek bir kemikte ya da birden fazla kemikte olabilir. Kırık kemik uçları, kemiğin komşuluğundaki kas, sinir, damar ya da bağlarda hasar oluşturabilir. Düşme, darp (dövülme), spor, trafik ve iş kazaları kırığa neden olabilir. Özellikle ileri yaşlarda düşmeler kırığın başlıca nedenleridir.
Eğer kırık kemik deriyi delip geçmemişse ve dışardan belli olmuyorsa bunun kapalı bir kırık olduğunu söyleyebiliriz. Kırılma sırasında kemikler birçok parçaya ayrılabilir buna ufalanmış kırık denir. Kemiğin kırılmayıp sadece biraz yamulduğu kırıklara ise yeşilağaç kırığı denir. Bu kırık çeşidi daha çok çocuklarda görülmektedir.
Bu yazımızda en çok kırılan 5 kemiği inceleyeceğiz.
KÖPRÜCÜK KEMİĞİ
Köprücük kemiği üst göğüs kafesi ve kürek kemiği arasında bulunur, kolları vücuda bağladığından çok önemli bir kemiktir. Bulunduğu bölge ve uzun, düz şekli nedeniyle özellikle çocukluk dönemindeki aktivitelerle birlikte en çok kırılan kemiklerden biri haline gelmiştir.
Bebeklerde bile doğum kanalından geçtiklerinde köprücük kemiği kırıkları meydana gelebilmektedir, neyse ki çocuklarda kırık kemikler inanılmaz derecede hızlı iyileşirler.
Köprücük kemiği kırıkları spor sırasında da meydana gelebilmektedir. Özellikle de yapılan spor sırasında herhangi bir koruyucu elbise giyilmiyorsa kırıklar meydana gelebilir. Araba kazaları da sıklıkla emniyet kemerinin yaptığı etki, direksiyondan gelen darbe ya da kaputa çapma gibi nedenlerle köprücük kemiği kırıklarına sebep olabiliyor.
Köprücük kemiğiniz kırılırsa, kollarınız hareket etmeyecek ve göğsünüzde şişkinlik oluşacaktır. Eğer kırık sırasında kemiklerin yeri değişmemişse ve kırık kemiğin iki tarafı da düzgün bir biçimde duruyorsa ameliyata gerek olmaz. Ancak eğer kemik yerinden oynamışsa kemiklerin düzgün iyileşebilmesi için ameliyat gerekecektir.
KOL
Kol kırıkları o kadar yaygındır ki çoğumuz imzalı bir alçıya sahip olmuşuzdur ya da başkasının kolundaki alçıyı imzalamışızdır.
Yetişkin insanlardaki kırıkların yarısından fazlası kollardadır. Çocuklarda ise kol kırıkları köprücük kemiklerinden sonra en yaygın kırık olarak görülmektedir. Çocuklarda alt kol kırıkları üst kol kırıklarına göre daha fazla görülür.
Üst kolunuzdaki kemiği ya da alt kolunuzdaki iki kemikten birini kırabilirsiniz. Kol kırıkları düşme, darbe ya da diğer şanssızlıklardan dolayı olabilir. Kollar birçok kötü yolla kırılabilmektedir. Bileşik kırıklar (aynı kemiğin birden çok yerden kırılması) ve spiral kırıklar (uzvun dönmesi ile oluşan kırıklar) oldukça acı vericidirler.Eğer kolunuzu kırarsanız hareket ettirmeye çalışmayın. Bir tür tahta benzeri araçla kolunuzu sabitleyin ve tıbbi destek alın. Kırığın şiddetine de bağlı olarak kol kırıklarının iyileşmesi haftalar hatta aylar sürebilmektedir.
EL BİLEĞİ (Colles Kırığı)
Alt kol kemiklerinden biri olan bu kemik başparmağınıza yakındır. Bu kemiğin en uzak uçlarından biri elinize en yakın olan kemiktir. Bu uç kırıldığında bu durum uzak önkol kemiği kırığı ya da bu kırığı ilk olarak tanımlayan kişi olan İrlandalı doktor Abraham Colles’dan esinlenerek Colles Kırığı olarak adlandırılır.
El bileği kırıkları en çok 75 yaş altındaki insanlarda yaygındır. Bu durumun nedeni bu kırık türünün genelde kayak, bisiklet gibi fiziksel aktiviteler sırasında oluşmasıdır. Bu kırıklar genellikle yere düşmeyi yavaşlatma amaçlı el bileğini kullanırken ya da elinizi ters çevirmeye zorlayan aktiviteler sırasında oluşur.
AYAK BİLEĞİ
Muhtemelen herkes ayak bileğinin burkulması ya da dönmesi sırasında oluşan ani ve keskin acıyı biliriz. Bu olay hemen hemen her yerde, özellikle oyun alanlarında, yürüyüş yollarında ya da çocuğunuzun etrafta bıraktığı oyuncaklar arasında yürürken oluşabilir.
Çocuğunuzun yaşı ilerledikçe ayak bileği kırıklarındaki sıklık giderek artar.
Burkulmuş bilekler kadar kırık bilekler de oldukça yaygındır ve bu ikisini karıştırmak da oldukça kolaydır. Ayak bileği kırıkları ve burkulmalarının ikisine de tendom hasarları eşlik eder. İkisi de şişer ve morarır. İkisi de hasar gören insanın uzun bir süre ayağını yere basamamasına neden olur. Daha sonra bunlara koltuk değnekleri eşlik eder. Bu sakatlıklar göründüklerinden daha ciddi olabildiklerinden tüm ayak bileği problemleri için profesyonel sağlık desteği almalısınız.
KOMPLİKASYONLAR NELERDİR?
Kırıklara bağlı komplikasyonlar nadir görülmekle birlikte aşağıdaki durumları içerebilir:
• Devam eden sertlik, ağrı ya da sakatlık: Etkilenen bölgede meydana gelen sertlik ve ağrı genellikle alçı alındıktan sonraki bir ya da iki ay içinde geçmektedir. Ancak çok şiddetli vakalarda bu sertlik ve ağrılar kalıcı hale gelebilir. Ayrıca el ve parmakların normal kapasite ile tekrar eski yeteneğini kazanması birkaç ay sürebilir. İyileşme sürecinde sabırlı olunmalı ve yardımcı olabilecek fiziksel egzersizlere devam edilmelidir.
• Osteoartrit (kemik erimesi): Eklemlerin içine doğru ilerleyen kırıklar yıllar sonra artritlere neden olabilir. Bilek veya elinizde kırılmadan belli bir süre sonra şişme ya da ağrı gibi belirtiler oluşursa doktora görünmeniz önerilir.
• Sinir veya kan damarlarında hasar oluşması: Bilek veya elleri etkileyen travmalar bitişik sinirler ve kan damarlarına zarar verebilir. Bu nedenle herhangi bir uyuşma veya dolaşım problemi fark ederseniz hemen tıbbi yardım alınız.
TESTLER VE TEŞHİS
Görüntüleme testleri kırıkların tanısında önemli yere sahiptir.
1. Röntgen
Düşük seviyelerde radyasyon ve X-ışınları kullanarak kemiklerin görüntülerini elde etmeye yarayan etkili bir cihazdır. Ancak X-ışınları kırıkların oluştuğu yerlerde net görüntüler elde edilmesinde bazen yetersiz kalabilmektedir. Röntgen çekim işlemi ağrısızdır ve birkaç dakika sürer.
2. Bilgisayarlı tomografi (BT)
BT taraması genellikle röntgen çekiminden kaçan kırıkları da ortaya çıkarabilmektedir. Yumuşak doku ve kan damarlarındaki yaralanmalar da BT testi ile kolaylıkla görülebilmektedir. Tomografi teknolojisinde, çeşitli açılardan gelen x-ışınları ile görüntüler alınıp bilgisayar ortamında üç boyutlu kesitlere dönüştürülür. Test ağrısızdır ve genellikle az 20 dakika sürmektedir.
3. Manyetik rezonans görüntüleme (MR)
MR, yumuşak dokuların ayrıntılı görüntülerini elde etmek için güçlü bir mıknatıs ve radyo dalgalarını kullanır. MR testi röntgenden çok daha duyarlıdır ve çok küçük kırık ve bağ yaralanmalarını dahi tespit edebilir. Prosedür ağrısız geçmektedir ancak bazı insanlar testin yapıldığı tünel benzeri cihazdan çekinmektedirler. Hastalarda kapalı yerlerde kalma fobisi (klostrofobi) hissi oluşmaktadır.
4. Kemik taraması
Bu teknik, tekrarlayan travmalar nedeniyle oluşan kemik kırıklarının belirlenmesinde etkilidir. Kemik taraması sırasında bir miktar radyoaktif madde kan dolaşımına enjekte edilir. Enjekte edilen madde özellikle kemiklerin iyileştiği yerlerde toplanır ve tarayıcı cihaz tarafından tespit edilir.
TEDAVİ VE İLAÇLAR
Kemiklerin kırık uçları düzgün ve uyumlu şekilde değilse, doktorunuz bu kemikleri uygun hizaya getirmeye çalışacaktır. Bu işlem kırılan kemikleri tekrar yerine oturtma işlemidir. Ağrı ve şişkinliğin şiddetine göre işlem öncesi kas gevşetici ve sakinleştirici almanız ya da genel anestezi uygulanması gerekebilir.
KEMİKLERİ SABİTLEME
Kırılan el ve bilek kemiklerini fazla hareket ettirmemek, erken iyileşme için çok önemlidir. Bunu sağlamak için ilgili kemiklerin bir atel veya alçı ile sabitlenmesi gerekir.
İLAÇ KULLANIMI
Ağrı ve iltihaplanmaları azaltmak için “asetaminofen” veya “ibuprofen” etken maddeli ağrı kesiciler önerilebilir. Eğer ağrılar çok şiddetli “kodein” gibi uyuşturucu etki gösteren bir ilaç kullanmanız gerekebilir.
TEDAVİ
Alçı veya ateller açıldıktan sonra kırıklı alanlardaki sertliği azaltmak ve bilek-el hareketlerini tekrar kazanmak için egzersizler yapmanız veya fizik tedavi görmeniz gerekebilir. Ağır yaralanmalarda tam iyileşme için uygulanacak rehabilitasyon işlemleri yardımcı olabilir ancak birkaç ay sürmektedir.
CERRRAHİ İŞLEMLER
Kırık oluşan kolun hareketsizleştirilmesi çoğu zaman iyileşme ile sonuçlanmaktadır. Ancak, iyileşme sürecinde kemiklerin uygun konumunu korumak için yapılan ameliyatlar ile plakalar, çubuklar, vida veya kemik greftleri gibi aygıtlar yerleştirilebilir. Cerrahi işlemle kemiklere bu tür cihaz takılmasını gerektiren durumlar şunlardır:
• Çoklu kırıklar
• Stabil olmayan (kararsız olan) veya yerinden çıkan kırıklar
• Eklemlere girebilen gevşek kemik parçaları
• Kemikleri çevreleyen bağlarda hasar oluşumu
• Eklemlerin içine geçen kırıklar
• Kırıkların kemik ezilmesine neden olan bir kaza sonucu oluşması
Bazı durumlarda, cerrah harici fiksasyon cihazlarını kullanarak kırıkların hareketsiz kalmasını sağlayabilir. Kırık kemiğin her iki tarafına çubuk şeklindeki metallerle sabitleme yapılır.
NASIL ÖNLENİR?
El ve bileklerde kırılmalara sebep olacak kazaları önceden kestirmek çoğu zaman güçtür. Ancak alınacak bazı tedbirler ile bu tür durumlarla karşılaştığınızda daha az zararla atlatma imkânınız olabilir:
1- Kemiklerin güçlendirilmesi:
Aşağıdaki öneriler ile kemiklerinizi kazalara karşı daha korumalı hale getirebilirsiniz:
• Yeterli miktarda kalsiyum ve D vitamini içerecek şekilde beslenme
• Menopoz dönemine girmiş kadınların kalsiyum takviyesi alması
• Tempolu yürüyüşler ve egzersizler yapılması
2- Düşmelerin önlenmesi:
• Düşmenize sebep olmayacak ayakkabılar giyiniz
• Evde düşme tehlikesi yaratacak etkenleri ortadan kaldırınız
• Yaşam alanınız yeterince aydınlık olsun
• Banyoda kaymayı önleyici malzemeler kullanın
• Merdivenler küpeştesiz olmasın
• Mümkün olduğunca kaygan ve buzlu yerlerde yürümekten kaçının
-Sportif aktivitelerinde koruyucu giysiler kullanın…SAĞLICAKLA KALIN…..

Continue Reading

DR. CEM ÇERKEŞ

YAZ İSHALLERİ TEHLİKELİ OLABİLİR

Published

on

Akut ishale yol açan enfeksiyöz ve enfeksiyöz olmayan birçok neden vardır. En basitinden yenilen kavun, incir gibi gıda, alınan alkol, aşırı yeme, kullanılan laksatif ilaçlar herhangi bir hastalık söz konusu olmadan ishalin nedeni olabilir.
Enfeksiyöz ishallerde etken mikroorganizma genellikle su ve besinler aracılığı ile bulaşır. Bu mikroorganizmalar özellikle sıcaklarda daha hızlı çoğalırlar. Besinler üreticiden tüketiciye ulaştırılırken soğuk zinciri kırılırsa mikroorganizmalar hızla üremeye başlar. Mikroorganizmaların sayısı arttıkça hastalık yapma riski de artar. Ayrıca yazın insanların denize ve havuza girmesi ağız yoluyla bu pis suları yutmalarına ve gastroenteritlerin artmasına neden olur.
Kuluçka süresi:
Herhangi bir bakterinin yiyecek ve içecek üzerinde çoğalması sırasında açığa çıkan toksinin hazır alınması ile hastalık oluşursa kuluçka süresi kısa olup 8-14 saattir. Bulantı, kusmanın ön planda olduğu % 68 ishalin eşlik ettiği Stafilokok besin zehirlenmesinde ise 1-6 saattir. Buna karşılık besinle alınan bakteri barsak içinde çoğalıyor ve barsak duvarına invaze oluyorsa (Shigella, Salmonella türleri) veya barsakta çoğalırken saldığı toksinle hastalık yapıyorsa (V. Cholerae, enterotoksijenik E. Coli gibi) kuluçka süresi 16 saatten uzundur
Etkenler ve bulaşma:
Akut gastroenteritin en sık nedeni viruslar (rotavirus, enterik adenovirus, kalisivirus ve astroviruslar)dır.
Rotavirus hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde çocukluk çağında görülen akut gastroenteritlerin en sık nedenidir.Escherichia coli, Salmonella, Campylobacter, Shigella ve Vibrio cholerae akut gastroenterite neden olan bakteriler arasındadır. Giardia lamblia ve Entamoeba histolytica gibi parazitler de gastroenterit oluşturabilir.
Gastroenterit, etkeni içeren dışkı ile bulaşmış olan yiyecekler veya içeceklerin alınmasıyla ya da mikropla temas etmiş kirli ellerin ağıza götürülmesi ile gelişir.
Ateş:
Esas olarak barsak duvarına invazyonla hastalık yapan bakteri ( Salmonella, Shigella, Yersinia türleri, enteroinvazif E. coli, V. parahemolyticus) etken ise görülür. Viral gastroenteritlerden rotovirus gastroenteritinde ateş görülebilir.
Dışkı Özellikleri:
Dışkılama sayısının çok(>10), ama dışkı miktarının az olması kolon tutulumunu, tersi ise ince barsak tutulumunu gösterir. İnce barsak tipi ishalde dışkı açık renkli, sulu, bol, köpüklü, yağlı, içinde sindirilmemiş besin artıklı, kansız ve kokuludur. Dizanterik olanlarda dışkı azdır ve kan, mukus içermektedir. Salmonella gastroenteritinde bezelye çorbası ve Sigellozda domates çorbası görünümündedir. Lökosit içermeyen kanlı dışkı, Shiga-benzeri toksin oluşturan enterohemorajik E. coli (EHEC)’ye bağlı enfeksiyon olasılığını düşündürmelidir. Kolerada veya enterotoksijenik E. coli (ETEC) ishalinde dışkı pirinç suyu rengindedir. Burada ishal enterotoksinlerle oluşmaktadır.
Bulantı ve kusma:
Sindirim sisteminin üst bölümleri tutulduğunda genellikle bulantı-kusma, alt kısımları tutulduğunda ise karın ağrıları daha belirgindir.
Eğer klinik tabloya bulantı-kusma hakimse Staphylococcus aureus veya Bacillus cereus toksinlerinin hazır alınmasıyla oluşan bakteriyel besin zehirlenmesi düşünülmelidir. Bu tip besin zehirlenmeleri birden başlar ve genellikle 12 saatte sonlanır. Kasırga gibi başlar ve biter.
Karın ağrısı:
İncebarsak tipi ishallerde göbek etrafında veya sağ alt katranda, genellikle aralıkla gelen kramp tarzında ağrı vardır( İntestinal kolik). Karın ağrısı inflamatuvar ishallerde (Shigella, Campylobacter, nekrotizan toksinler gibi) daha belirgin olabilir.

TEDAVİ
1-Sıvı-elektrolit tedavisi: İshalli hastanın önce dehidratasyon durumu hafif, orta ve ağır olmak üzere üç başlık altında değerlendirilir. Hafif olgularda bol sıvı(ayran, su) alınması, muz, patates, pirinç gibi besinlerin alınması yeterli olabilir. Oral rehidratasyon sıvısı da (ORS) kullanılabilir. Orta derecedeki dehidratasyonda ORS kayba göre ayarlanarak kullanılır. Kusma sürekli ise ve sıvı kaybı ağır ise sıvı ve elektrolit tedavisinin i.v yoldan yapılması gerekir.
2-Antimikrobiyal tedavi: Akut enfeksiyöz ishallerin önemli bir kısmı herhangi bir antimikrobiyal tedaviye gerek kalmadan kendiliğinden düzelir. Antibiyotik tedavisini ateş ve dışkının mikroskobik incelemesinde lökosit saptandığı dizanterik formdaki ishallerde kullanılması uygun olur. Antibiyotik olarak florokinolonlar tercih edilir.
KORUNMA
1- Yiyeceklerin iyi pişirilerek tüketilmesi (iç sıcaklıkları zararlı mikropların ölmesini sağlayacak kadar yükselmeyen ızgara köftelerden; bütün olarak çevrilmiş tavuk tüketilmemeli)
2- Uygun ortamlarda hazırlanmamış krema veya mayonezli salatalardan ve az pişmiş deniz ürünlerinden uzak durulmalı
3- Sütlaç, kazandibi, muhallebi, dondurma gibi sütlü tatlılar da hazırlandıktan sonra soğutucuda tutulmalı
4- Vakumlu paketi açılıp kısa sürede tüketilmeyen sosis ve salamdan uzak durulmalı
5- Mikroorganizmalardan arındırılmış sular kullanılmalı

Continue Reading

DR. CEM ÇERKEŞ

MİGREN

Published

on

Migren, otonom sinir sisteminde disfonksiyon sonucunda meydana gelen bir hastalıktır türüdür. Migren, tarih öncesi çağlardan beri bilinmekte olan, sürekli olarak ve nöbetler halinde kendini baş ağrısı oluşturan bir hastalıktır. Birçok baş ağrısı çeşidi içerisinden migreni ayırmak önemli olacaktır. Migrende baş ağrısı tipik olarak nöbetler halinde oluşur, migren başlangıçta tedavi edilmezse birkaç saat içerisinde en şiddetli halini alır, migren ağrıları 4-72 saat kadar devam eder ve kendiliğinden biter. Migren tipi baş ağrıları günün her saatinde başlar, sıklıkla sabah saatlerinde belirir.
Migren, hastanın günlük yaşamanı etkileyebilen, gün içerisindeki gerçekleştirdiği aktivitelerde kısıtlılık yaratabilen bir baş ağrısı tipidir. Genellikle ense, şakak veya göz çevresinde başlar ve ağrının çeşitine göre hareket ettikçe kötüleşebilir. Ağrıya çoğu zaman ışığa ve sese hassasiyet, bulantı, kusma gibi durumlar eşlik edebilir.
Hastaların ışık almayan bir oda da uyumak istemeleri veya kusma hissi migren atağını hafifletmeye veya sonlanmasına destek olur. Bu ataklar kişilerde farklılık gösterebilir örneğin; aralıklarla yaşanan migren atakları “episodik migren” olarak adlandırılır. Ataklar son üç aylık süre içinde ayda on beş gün ve üzerinde oluyorsa buna “kronik migren” denir. Kronik migrene genellikle kaygı bozuklukları, depresyon ve uyku sorunları eşlik edebilir. Kronik migren tedavi edilmediği takdirde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
Birçok migren atağı “aurasız migren” türü olarak görülür. Aurasız migren hastalarının baş ağrısına eşlik eden diğer durumlar; bulantı, kusma, ışık, ses ve kokuya karşı hassasiyettir. Auralı migren hastaları ise baş ağrısı atakları başlamadan önce 5 dakika ile 60 dakika arasında değişen “aura” atakları yaşayabilir. Aura atakları geçici olarak yaşanan nörolojik bir bozukluk olarak bilinir. Geçici olarak yaşanan nörolojik bozuklukta hastalar hem görsel, hem duyusal (kelimeleri bulamama, uyuşma veya karıncalanma gibi) olarak etkilenir. Bunların arasında en sık yaşanan görsel auradır. Görsel aurada hastalar atak öncesinde parlak ışık çakmaları veya görme alanında sorunlarla karşılaşabilir.
Migren ve baş ağrısı ataklarını önlemede ilaç tedavileri yardımcı olabilir. Yaşam tarzınızda yapacağınız küçük değişiklikler ve doğru ilaç tedavisi ile sonuç başarılı olacaktır.
Belirtiler ; Migren atakları genellikle 20 ila 30 yaş arasında başlar, fakat baş ağrısı atakları çocukluk ya da ergenlik döneminde yaşanabilir.
Migren atağı dört aşamalı olabilir: prodrom, aura, baş ağrısı ve postdrom dönemleri. Her migren atağında tüm aşamalarla karşılaşılmayabilir.
Prodrom ;Baş ağrısı başlamadan bir veya iki gün önce, hastalar yaklaşan migren atağı için uyarıcı küçük değişiklikleri fark edebilebilirler.Kabızlık,Ruh hali değişiklikleri, karamsarlık, huzursuzluk,Yeme isteği,Boyun tutulması,Artan susuzluk ve idrara çıkma,Sık esneme
Aura ;Hastaların büyük kısmı aurasız ataklar yaşar. Auralı hastalarda ağrı öncesinde veya sonrasında nörolojik bozukluklar yaşanabilir. Auralı ataklarda hastalar; dokunma hislerinde güçsüzlük (duyusal), konuşma bozukluğu, görme bozuklukları, uyuşma veya karıncalanma gibi sorunlarla karşılaşabilirler.
Atak; Tedavi edilmeyen migren atakları kişiden kişiye değişiklik göstermesi ile birlikte, 4 ila 72 saat arasında sürebilir. Ataklar nadir olabildiği gibi ayda veya haftada birkaç defa da olabilir. Hasta migren atağı sırasınra; kalp atışı şeklinde zonklama, mide bulantısı – kusma, ışık – ses ve hatta dokunmaya karşı aşırı hissiyat, bulanık görme, baş dönmesi ve bazı durumlarda baygınlık yaşayabilir.
Postdrome (atak sonrası) :Postdrome sonrasında (atak sonrası), hasta kendini bitkin, tükenmiş ve az da olsa rahatlamış hisseder. Hasta 24 saat içerisinde; güçsüzlük, baş dönmesi, huzursuzluk , ışık ve sese karşı hassasiyet yaşayabilir.
Hastalar nöroloji bölümüne baş vurmayıp, baş ağrısını ağrı kesici ilaçlarla kendileri kontrol etmeye çalıştıkları için, migren hastalığı yeteri kadar bilinmemekte ve bu sebeple tedavisi yapılmamaktadır. Eğer düzenli olarak migren atakları ve belirtileri yaşıyorsanız bunları kayıt etmekte fayda vardır. Baş ağrılarınızın ataklarının ve şiddetinin değiştiğini düşünüyorsanız mutlaka en kısa sürede nöroloji uzmanına görünmelisiniz.
Eğer aşağıdaki belirtilerden herhangi birini yaşıyorsanız acil olarak bir doktora görünmelisiniz;
1-)Gök gürültüsü gibi ani, şiddetli baş ağrısı
2-)Ateş, ense sertliği, kafa karışıklığı, çift görme, uyuşukluk ya da konuşma bozukluğu
3-)Özellikle bir kafa travması sonrası gelişen baş ağrısında kötüleşme
4-)Öksürük, efor, ıkınma veya ani bir hareketten sonra gelişen bir baş ağrısı
5-) 50 yaş üstünde yeni başlayan baş ağrısı,
Migren; sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte genetic veya çevresel faktörlerinde rol oynadığı bilinmektedir. Atakların ortaya çıkmasında, serotonin de dahil olmak üzere beyin kimyasallarında yaşanan dengesizliklerin neden olduğu düşünülmektedir.
Migren atakları sırasında beyin zarlarında (meninks) ağrıyı ortaya çıkaran bazı kimyasallar salgılanır ve bu da migren ağrısının ortaya çıkamasına yol neden olur. Kalsitonin gen-ilişkili peptid (CGRP), migren ağrısında rol oynayan önemli kimyasal ileticilerden birisidir.
Migren ataklarını tetikleyebilen bir çok unsur vardır: Kadınların yaşamış olduğu hormonal değişiklikler sebebiyle migren ataklarının ortaya çıkması kolaylaşır. Östrojen dalgalanmaları birçok kadının baş ağrılarını tetikleyebilir. Migren öyküsü olan kadınların, östrojen seviyesinde bir azalma yaşandığında adet öncesi ya da devamında baş ağrısı yaşayabilirler. Hamilelik veya menopoza girme dönemi migrenin ortaya çıkmasına neden olabileceği gibi, var olan migren ataklarının seyrini değiştirebilir.
Oral kontraseptif (doğum kontrol hapları) ve hormon replasman (yerine koyma) tedavisi gibi hormon ilaçlar da migrenin seyrini kötüleştirebilir.
Bazı gıda maddeleri; eskimiş peynir, tuzlu ve işlenmiş gıdalar migreni tetikleyebilir. Birçok yiyecekte bulunan tatlandırıcı aspartam ve koruyucu monosodyum glutamatın, migreni tetikleyebildiği bilinir.
Yemek düzeninin değişmesi örneğin; öğün atlamak ya da aşırı yemek de migren atağının ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.
İçecekler; Alkol, özellikle şarap ve yüksek kafeinli içecekler migreni tetikleyebilir.
Stres, migren ataklarında önemli bir rol oynar. İşte veya ev hayatında yaşanan stres sık migren ataklarının nedenlerinden olabilir.
Yüksek sesler, parlak ışıklar ya da güneş ışığına maruz kalmak migren atağını başlatabilirler. Bazı koku çeşitleri önerğin; parfüm de dahil olmak üzere, tiner, sigara dumanı gibi bazı kokular migren atağını tetikleyebilir.
Uyku ve uyanıklık düzenindeki değişiklikler de migrenin bilinen tetikleyicilerindendir. Uykusuzluk, aşırı uyku, uyku kalitesindeki bozulmalar ve jet lag gibi durumlar migren atağının sıklaşmasına ya da ortaya çıkmasına neden olabilir.
Cinsel aktivite ya da yoğun fiziksel efor migren ataklarını ortaya çıkabilir.
Çevredeki havai basınç veya barometrikdeğişiklikler migreni tetikleyebilir.
İlaçlar; nitrogliserin gibi vazodilatörler (damar genişleticiler) veya oral kontraseptifler (doğum kontrol hapları) migreni kötüleştirebilir.
Aşağıda nedenler, kişide migren ortaya çıkma riskini arttırabilir:
Eğer migrenli bir aile üyesi varsa, kişide migren gelişme ihtimali artar.
Migren, herhangi bir yaş döneminde ortaya çıkabilir. Ergenlik dönemiyle birlikte hormonal değişiklikler migrenin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynar. Ancak migren atakları genellikle 20-30 yaş aralığında başlar. Takip eden yıllarda yavaş yavaş migren ataklarının şiddet ve sıklığında azalma görülebilir.
Kadınlarda migren, erkeklere oranla daha sık görülür. Çocukluk döneminde migren sıklığı erkeklerde daha fazladır, ancak ergenlik dönemi ve sonrasında kızlarda görülme sıklığı erkeklere oranla belirgin olarak artış gösterir.
Migrenli kişilerde, baş ağrısı adet döneminin hemen öncesinde veya başlangıcından sonra ortaya çıkabilir.
Hamilelik veya menopoz sırasında da migrenin karakteri, görülme sıklığı değişebilir. Migren genellikle menopoz sonrasında geçer. Bazı kadınlar migren ataklarının gebelik sırasında başladığını ya da kötüleştiğini söyleyebilir. Birçok migren hastasında, gebelik sürecinde migren atakları görülmez. Ancak migren genellikle doğum sonrası dönemde yeniden ortaya çıkar.
Tanı
Migren klinik bir tanıdır. Hasta hekim görüşmesi sırasında nöroloji uzmanı tarafından herhangi bir ileri tetkik yapılmasına gerek olmadan tanı konulabilir. Migren özelliklerine uymayan alışılmadık, farklı özelliklerde ağrı olduğu durumlarda nöroloji uzmanı olası diğer nedenleri ekarte etmek için bir takım incelemeler yapabilir.Laboratuvar testleri ve radyolojik incelemeler sonrasında migren dışında baş ağrısına neden olabilecek nedenler dışlanmış olur.
Tedavi
Migren tedavisinde kullanılan ilaçlar, baş ağrısı atakları sırasında ağrıyı ortadan kaldırmada ya da eşlik eden bulantı, kusma gibi belirtileri durdurmada veya sık gelen baş ağrısı ataklarının sıklığını kontrol etmeye yardımcı olabilir. Migren tedavisine yönelik birçok ilaç mevcuttur. Epilepsi, hipertansiyon, depresyon gibi başka hastalıkları tedavi etmek için kullanılan bazı ilaçların, aynı zamanda migreni önlemeye veya rahatlatmaya yardımcı olduğu bilinir. Yeni dönem tedaviler arasında aynı zamanda estetikte de kullanılan botoks tedaviside yer alır. Kas gevşetici etkisi iyi bilinen botoksun ayrıca ağrıya neden olan bir takım kimyasal maddeleri de etkilediği varsayımından yola çıkılarak yapılan çalışmalarda, bu ilacın migren tipi başağrısı ve gerilim tipi başağrısında da yararlı olabileceğini belirtlen eden sonuçlar var. Özellikle, uzun süredir başağrısı olan ve çeşitli tedavi yöntemlerinden yararlanmayan, kullandıkları ilaçların yan etkilerini tolere edemeyen hastalara da botoks tedavisi önerilebiliyor.
Migren tedavisinde için kullanılan ilaçlar iki geniş kategoriye ayrılır:
Ağrı giderici ilaçlar: Migren atakları sırasında alınır ve ağrıyı durdurmak için kullanılır.
Koruyucu tedavide kullanılan ilaçlar: Bu tür ilaçlar, migren ataklarının şiddetini veya sıklığını azaltmak için, günlük olarak, düzenli alınır.
Tedavi stratejisi kişinin baş ağrılarının sıklığına, şiddetine ve eşlik eden diğer tıbbi durumuna bağlıdır.
Hamile veya emziren migren hastalarında bazı ilaçların kullanımı bebek açısından uygun değildir. Bazı ilaçlar çocukların migren ataklarında kullanılmaz. Doktorunuz migren atağınız için size en uygun ilacı önerecektir.Sağlıcakla Kalın…..

Continue Reading

DR. CEM ÇERKEŞ

SİGARA VE ZARARLARI

Published

on

Dünyada her yıl 4 milyon insan sigaradan hayatını kaybediyor. Eğer, gerekli önlemler alınmazsa bu rakamın, önümüzdeki 20 yılda 10 milyona çıkacağı düşünülmektedir.
Ülkemizde en çok ölüme sebep olan diğer toplumsal sorunlarla karşılaştırılacak olursak, sigarayı daha iyi tanırız.
Terör yılda 2-3 bin insanımızın,Trafik terörü yılda 6-7 bin insanımızın,Sigara terörü yılda 100 bin insanımızın hayatına mal olmaktadır.
Sigaranın yol açtığı ölümler; trafik, terör ve iş kazalarından meydana gelen ölümlerin toplamından beş kat daha fazladır.
Sigara bağımlılık yapıcı bir madde olması ve serbest satılabilmesi nedeniyle günümüzde insan sağlığını tehdit eden en önemli faktörlerden biridir. Yalnızca bir sağlık sorunu değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik bir sorundur da.
Sigara içinde en tehlikelileri arsenik (fare zehiri), benzin, kadmiyum (akü metali), hidrojen siyanid (gaz odaları zehiri), toluen (tiner), amonyak ve propilen glikol olmak üzere 4000’in üzerinde kanserojen ve toksik madde bulunmaktadır. Sonuç olarak ciğerlerimizde katran (asfalt) oluşmaktadır.
Sigara bağımlılığının 2 yönü vardır. Fiziksel ve psikolojik bağımlılık. Fiziksel bağımlılığı yapan sigaradaki nikotindir. Psikolojik bağımlılık ise kişiye göre değişir. Kendine güvensiz, sorunlardan kaçan kişiler psikolojik bağımlılığa daha eğilimlidir. Sigaranın içindeki yabancı maddeler dokularda irritasyon ve hasar oluşturur. Buna karşı savunma amacıyla kandan çekilen hücreler iltihap alanına toplanır.
Damarların zamanla daralması ile tüm dokulara gelen kan ve oksijen miktarı azalır. Dokunun beslenememesi sonucunda zamanla hasar gelişir. Aslında en dramatik sonuçlarından biri, içindeki kanserojenlerin en yoğun ve uzun etki ettikleri organlar başta olmak üzere tüm kanserlerin oluşma riskini yükseltmesidir.
Ayrıca, sigara diğer uyuşturuculara bir basamak olmaktadır. Sigara kullanan gençlerin büyük bir kısmı alkol kullanmaya da başlamaktadırlar. Sigara içmeyen gençlere göre sekiz kat daha fazla uyuşturucu kullanma riski taşımaktadırlar. Sigara içen gençlerde davranış bozukluğu da görülmektedir, bunlar; kavgacılık, belli bir çeteye girme ya da dikkatsiz ve tedbirsiz cinsel ilişkiler olarak ortaya çıkmaktadır. Sigaraya alışan gençler, başka bir uyuşturucu kullanmasa bile, sigara bağımlısı yetişkinler haline gelmekte ve sağlıklarını tehdit eden kimyasal maddelere bir ömür boyu maruz kalmaktadırlar.
Sigaranın hayatımızda ve vücudumuzda yaptığı olumsuz etkileri sıralayacak olursak, bulunduğunuz ortamlarda kötü ve ağır koku olması, cilt karalığı ve yaşlı gösterme belirtileri, dişlerde kirli ve pis görünüm ve dişeti hastalıkları, ağız ve yutakta tat alma eksikliği, ağız, yutak, gırtlak, nefes borusu, akciğer, mide , yemek borusu, pankreas, rahim, mesane kanseri riskinde artma, kalp ve damarların görmüş olduğu zarar ve tahribattan dolayı kalp krizi, damar tıkanıklığı, tansiyon yükselmesi, beyinde felç, ileri yaşta bunama (Alzheimer), gözlerde katarakt ve ileri yaşta körlük, koku almada azalma, kronik bronşit ve amfizem gibi tıkayıcı akciğer hastalıkları, mide ve yemek borusunda kanama, ülser, iktidarsızlık, ereksiyonda azalma, döllenme yetersizliği, kalıtımsal bozukluklar, ellerde, parmaklarda sararma, tırnaklarda zayıflama, kemik erimesi kılcal damarlarda, el ve ayaklardan başlayarak, kol ve bacaklara kadar tıkanıp bu organların kesilmesine (Burger hastalığı) kadar varan hastalıklar oluşumu olarak sayılabilir. Ayrıca yorgunluk, uykusuzluk, ruhsal gerilim, stres, performans düşüklüğü, reflekslerde azalma oluşur.
Sigara dumanı pasif içiciler için de aktif içiciler kadar zararlıdır. Pasif içiciler, sigara içen kişilerin yanında durarak 3.700 çeşit kimyasal gazdan zarar görmektedirler. Bunların büyük bir kısmı zehirlidir, geriye kalan kısmı da kanserojen benzopyrene ve formaldehyde gazlarıdır. Sigara dumanına ne kadar çok maruz kalırsanız, kalp krizi geçirme ve akciğer kanseri olma riskiniz o oranda artar. Gebelikte sigara içen kadınların bebekleri %10-15 eksik kilolu doğdukları gibi ebeveynleri sigara içen çocuklarda astım, üst ve alt solunum yolu infeksiyonları (bronşit, zatürre) riski artmaktadır. İstatistiklere göre, sigara içen annelerin düşük yapma ve ölü doğum yapma oranı içmeyenler göre %50 daha fazladır. Ayrıca, sigara içenlerin bebekleri 21/2 oranında aniden ölüm riski taşır. Gebelikten 4 ay önce sigarayı bırakmak riski ortadan kaldırır.
Sigara ölümcül bir alışkanlıktır. Ülkemizde sigaranın yol açtığı ölümler; trafik, terör, iş kazaları ölümlerinin toplamından beş kat daha fazladır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada en büyük sağlık sorununun sigara olduğunu ilan ederek, her yıl 4 milyon insan sigaradan hayatını kaybettiğini ve eğer, gerekli önlemler alınmazsa bu sayının, önümüzdeki 20 yılda 10 milyona çıkacağını bildirmiştir.
Sigaraya başlama yaşının çok erken olması, endüstriyel destek ve sonuçlarının çok çabuk ortaya çıkmaması nedenleriyle sigara bırakma fikri olumsuz sonuçlar ortaya çıkmaksızın hep ertelenmektedir. Sigaraya başlamak kolay ancak bırakmak zor bir iş olmakla beraber, imkansız değildir. Sigarayı bıraktıktan sonraki ilk 3 gün en zorlu dönemdir.Bu dönemde huzursuzluk, sinirlilik, konsantrasyon güçlüğü ortaya çıkabilir. Kafeinden uzak durmak, fiziksel aktivite, sigarayı akla getirecek ortamlarda bulunmamak, sakız çiğnemek, kuruyemiş yemek bu dönemi kolay atlatmaya yardımcı olabilir. Piyasada mevcut olan medikal destek tedavisinin ise çıkabilecek yan etkiler açısından, kesinlikle hekim gözetiminde ve tavsiyesinde alınması gerekmektedir. Psikolojik bağımlılığı belirgin olan kişilerde ise profesyonel yardım önerilmelidir.
Sigara bu kadar etkili ve tehlikeli bir madde olmasına karşın, bırakıldığı durumda vücudumuzda belirgin olumlu değişiklikler olmaktadır. 20 dakika sonra tansiyon ve nabız normale iner, 8 saat sonra kandaki oksijen normal düzeye çıkar, 24 saat sonra kalp krizi tehlikesi azalır, 48 saat sonra sinir uçları yenilenmeye başlar, 2 hafta – 3 ay sonra kan dolaşımı dengeye girerken akciğer fonksiyonu %30 oranında iyileşir, 1 – 9 ay sonra öksürük krizleri, bitkinlik, kısa kısa nefes almalar azalır, akciğerler temizlenir ve enfeksiyon tehlikesi azalır, 1 yıl sonra koroner yetmezliği tehlikesi sigara içenlere oranla yarı yarıya azalır, 5 yıl sonra akciğer kanserinden ölme tehlikesi yarı yarıya azalır, 10 yıl sonra akciğer kanseri tehlikesi, içmeyenlerin düzeyine gelir. 15 yıl sonra koroner yetmezliği tehlikesi sigara içmeyenlerin seviyesine iner.
Öncelikle kendinize bırakmak için bir tarih ve bir yol belirlemeniz gerekmektedir. Son yıllarda sigarayı bırakma konusunda hem toplumsal hem de idari bir çaba görülmekte ve sağlık kuruluşları bu konuda aktif destek sağlamaktadırlar. Birey ve toplum sağlığı için yapılabilecek en iyi şey rotayı belirleyip yola çıkmaktan başka bir şey değildir.Herkes her zaman sigarayı bırakma gücüne sahiptir….SAĞLICAKLA KALIN….

Continue Reading

Öne çıkanlar