GERMİYANLI AHMEDÎ’NİN MEVLİDİ

Edebiyatımızın en mühim dini metinlerinden biridir Mevlit. Mevlit doğma, doğum, doğum günü manasına gelen bir kelime olarak Hz. Peygamberi hatırlatmakta ve Ona olan sevgimizi ve bağlılığımızı ifade etmektedir. Hz. İsa’nın doğum günü olan Milad kelimesiyle Mevlid kelimesinin aynı yapıda benzer anlamda kullanılması da dikkat çekicidir
Hz. Peygamberin sağlığında doğum günü bugünkü anlamda kutlanmadı. Hz. Peygamberin kendi doğum gününde Nebevî Mescidinde sohbet ettiği, doğum gününde dünyada meydana gelen bazı konulara temas ettiği ve meclisinde başta Ka’b bin Züheyr olmak üzere bazı şairlerin şiirler okuduğu rivayet edilmektedir. Mevlit bu yönüyle manzum bir siyer, bir Siyer-i Nebî’dir aslında…
Emevi ve Abbasiler döneminde yaygın olarak kutlanmayan Mevlit, Fâtımîler döneminde, M.975 yılından sonra kutlanmaya başlanmış ve sadece Hz. Peygambere değil ehl-i beyte ait mevlitler de ortaya çıkmıştır. Kaside-i Bürdelerle devam eden Peygamber sevgisi bu dönemden sonra Mevlid adı altında bir tür olarak kaleme alınmaya başlanmıştır. Peygamberin evi Mevlidü’n-Nebî’ olarak kabul edilerek Mevlitler yazılmış ve okunmuştur.
Arap edebiyatında Abbasilerin son döneminde bazı kutlamalara rastlansa da İlk büyük mevlid törenleri Erbil Atabeği Muzafferiddin Gökböri tarafından M.1207 yılında başlatılmıştır. Beytigin Gökböri, bu törenlerde beş bin koyun ve yüzlerce at kestirmiş, yaklaşık üç yüz bin dinar harcamıştır. Bu mevlid törenlerine Ulemâ ve Sufîler de katılmıştır. Sonraki yıllar içerisinde Memlükler zamanında Mısır’da mevlid kutlamaları devam etmiştir.
Türk edebiyatında ve Osmanlı’da mevlid kutlamaları rivayetlere göre Osman Bey zamanında başlamış ve devam etmiştir. Osmanlı Beyliğinin ilk yıllarında özellikle Rebîü’l-evvel ayının 11. gününü 12. güne bağlayan gecede törenler düzenlendiği, bu törenlerde çeşitli dualar edildiği ve şiirler okunduğu ifade edilmektedir.
Mevlit uygulamaları esas itibariyle Kanuni’nin vefatında, vefat çadırında Mevlit okunduktan sonra gelenek haline geldi. Bu mevlit kutlamaları diğer padişahlarla devam etti, devlet töreni haline geldi ve Mevlit günü tatil edildi. Bu törenler zamanla Mevlit alaylarını ortaya çıkardı.
Hz Peygamberin doğum gecesinde Padişahlar başta olmak üzere devletin üst kademesi hangi camide Mevlit okunacaksa o camiye özellikle de Sultan Ahmet Camisine merasimle yürüyerek giderdi. Camide Mevlit okunur, buhurdanlar yakılır, şerbet ve hurma ikram edilirdi. Mevlidhanlara çeşitli hediyeler verildikten sonra geri dönülen bu kutlamalara Mevlid alayı denir ve her yıl Hz. Peygamberin doğumu bu dini törenlerle kutlanırdı. Hz. Peygamberin doğduğu ay Rebîü’l-evvel “evvelki bahar” demektir. Rebî kelimesi bahar anlamı taşır ve bu ay Hicri üçüncü aydır.
Türk edebiyatında yüz yirmi civarında mevlit yazılmıştır. Bu mevlitler bin beyit civarında olsa da üç bine yakın veya binden çok az mevlitler de kaleme alınmıştır. Mevlitler ortalama yedi yüz beyit civarındadır. Mevlidhânlar, Mevlid’i okuma sürelerine göre kısaltarak bugün yüz/yüz elli beyit civarında okunan bir mevlid metni oluşturmuşlardır.
Mevlidin ne zamandan beri makamla okunduğu ve Mevlidi ilk kimin bestelediği bilinmemektedir. İlk besteleyenin Yusuf Sinan olabileceği söylenmektedir. Bilinen ilk bestekar 17. asırda Bursalı Sekban’dır. Mevlidhanlar, mevlit bahirlerini/bölümlerini özellikle Tevhid ve münacat kısmını Sabâ makamı başta olmak üzere çeşitli makamlarla okurlar ve Hüseyni makamıyla bitirirler. 17. asırdan sonra önemli mevlidhanlar yetişmiştir. Geçen asırda Hafız Burhan, bu asırda Kâni Karaca ve İsmail Coşar önemli mevlidhanlardandır.

Türk edebiyatında ilk Mevlit parçaları on üçüncü asırda Çarh-nâme’de ve on dördüncü asırda Kadı Darîr’in Siyer-i Nebî adlı eserinde görülse ve bu eserlerde Hz. Peygamberin doğumuna atıflar ve beyitler yazılsa da elli beyti geçmeyen bu şiirler tam bir Mevlit özelliği göstermemektedir.
Edebiyatımızda ve kaynaklarda ilk Mevlidi Süleyman Çelebi’nin kaleme aldığı uzun süredir yer alsa da seksenli yıllardan sonra yapılan araştırmalar bunun doğru olmadığını ortaya koymuştur. Üniversite Hocam İsmail Ünver’in makalesi ilk Mevlid’in 1407 yılında Germiyanlı/Kütahyalı Ahmedi tarafından yazıldığını ortaya koymuştur. Süleyman Çelebi ise Mevlidini 1409 yılında yazmıştır.
Ahmedî, Süleyman Çelebi’den iki yıl önce, İskendernâme adlı eserinin içerisinde bir bölüm açarak Mevlidini kaleme almıştır. Araştırmacıların bildiği, eserlerinde birer cümleyle temas ettiği ama nedense fazla öne çıkarmadıkları bu konuyu bir daha Kütahya Kamuoyunun önüne getirmek ve Mevlidin Kütahyalı/Germiyanlı bir şair tarafından ilk defa kaleme alındığını, dolayısıyla Kütahya ile birlikte anılması gerektiğini hatırlatmak istiyoruz.
Klasik divan edebiyatının kurucu şairlerinde biri olan Ahmedî, Germiyan’da yaşamış ve Kütahya medreselerinde yetişmiştir. Çok iyi bir doktordur, Emir Süleyman’ın yayında ve muhitinde bulunmasının ana sebeplerinden biri doktorluğudur. Ahmedî, Kütahyalı Şair Şeyhî’yi yetiştirmiş ve onun da doktor olmasına katkı sağlamıştır. Onlarca eseri olan Ahmedî’nin önemli eserlerinden biri de Mevlit’tir. Mevlidinde:
Mevlidini ol resûlün eydeyim
Ne acâyib ki anda var şerh ideyim
mısralarını kullanarak Hz. Peygambere bağlılığını ifade eden Ahmedî, Mevlidini H. 810-M. 1407 yılında Bursa’da kaleme almıştır. Ahmedî bu yıllarda Bursa’da Yıldırım’ın oğlu Emir Süleyman’ın muhitinde yer almaktadır. Enveri’ye göre Emir Süleyman, şiir meclisinde yer alan Ahmedî’yi hep korumuştur. 1411 yılında kardeşi Musa Çelebi tarafından Edirne’de öldürülen ve eğlenceye düşkün bir Emir olarak nitelendirilen Emir Süleyman’a Ahmedi’nin Mevlit sunması ilginçtir.
Germiyanlı Ahmedî, Mevlidinde Hz. Peygamber’in nurunun peygamberden peygambere geçişini, Hz Peygamber’in babası Abdullah ile annesi Amine Hatun’un evliliğini, doğumunu, çocukluk yıllarını, peygamber oluşunu, Mekke’den Medine’ye hicretini, savaşlarını, miracını ve vefatını anlatır. Ahmedî’nin altı yüz on beş beyit olan Mevlidi bazı eklemelerle altı yüz yirmi beş beyte ulaşmıştır.
Her iki şairin eseri bölümler açısından da benzer. Süleyman Çelebi’nin mevlidi altı ana bölümdür. Münacat, Vilâdet, Risâlet, Miraç, Vefat ve Hatime/Dua. Mevlidin içinde yer alan, beğenilerek okunan, Merhaba ile başlayan bölüm aynı asırda 1465 yılı civarında yaşayan Ahmed adlı başka bir mevlid yazarına aittir ama Süleyman Çelebi’ye mal edilmiştir.
Sıdk ile sevdügiyiçün Ahmedi
İş bu nazmı akd kıldı Ahmedî
diyen Kütahyalı Ahmedî’nin Süleyman Çelebi’yi çeşitli yönlerden etkilediğini söyleyebiliriz.
Mevlitlerin beyit sayıları da yakındır. Ahmedi’nin 615/625 beyit olarak kaleme aldığı mevlidi Süleyman Çelebi bazı eklemelerle 730 beyit olarak işlemiştir. Vezin ortaktır. Süleyman Çelebi, Mevlidini Ahmedî’nin Mevlidinde kullandığı fâilâtün fâilâtün fâilün vezniyle yazmıştır. Bu vezin halk şiirinin 4+4+3=11’li kalıbına da uygun olduğu için hem bazı kısa mesnevilerin hem de Mevlid’in ezberlenmesini ve akılda kalmasını kolaylaştırmıştır.
Mevlitler niye Bursa’da yazılmış olabilir?. Bu yıllarda klasik edebiyatın merkezi olan Kütahya’da bir divan şiiri muhiti oluşmuşken Bursa Batınî akımların mücadele alanına dönüşmüştür. Fetretten faydalanarak Acemden gelen İsmailî/Bâtınî vâizler ayetlerle ilgili farklı tefsirlerde bulunmaktadırlar. Bu yıllarda Şeyh Bedrettin Bursadadır, Fazlullah Hurufî halifeleri ve Seyyid Nesimî Bursadadır. Ahmedi’nin Mevlidi kaleme aldığı bu dönemde ehl-i sünnet inancı, Mehdilik iddia eden şahsiyetlerin fikri tehditlerine sahne olmaktadır. Ahmedî ve Emir Buharî dervişlerinden olan Süleyman Çelebi bunlarla mücadele etmek adına bu eserleri kaleme almış olmalıdır. Kübrevî Şeyhi Emir Sultan’ın dervişlerinden olan Süleyman Çelebî Dede, Mevlidinde ehl-i sünnet yolunda Batıniliğe karşı Hz. Peygamberin üstünlüğünü ortaya koymayı amaçlamıştır.
Ahmedî’nin farklı konularda kaleme aldığı eserleri günümüze kadar ulaşmışken Süleyman Çelebî’nin sadece Mevlid yazması ve başka eserinden bahsedilmemesi de dikkat çekici bir unsurdur.

Yıldırım’ın ikinci oğlu olan Emir Süleyman Çelebî, 1409 yılında Edirne’ye geçtikten sonra Süleyman Çelebi Mevlidini kaleme almıştır. Süleyman Çelebi, Vesiletü’n- Necât/Kurtuluş Vesilesi adını verdiği Mevlid adlı eserini 1409 yılında Bursa’da yazdı. Süleyman Çelebi mevlidi yazdığı O yıllarda altmış yaşındadır. Her iki Mevlit kıyaslandığında Süleyman Çelebi’nin Ahmedî’nin mevlidinden oldukça etkilendiği görülmektedir.
Ahmedi’nin Mevlidiyle Süleyman Çelebi’nin Mevlidi karşılaştırıldığında ortak/benzer bazı beyitler/mısralar şöyledir:
Ahmedî:
Ol gice kim togmış idi reh-nümân
Düşdiler bütler sücûda ser-nigûn

Her yana kim varur idi ol ‘ayân
Bir bulıt olurdı ana sâyebân

Süleyman Çelebi:
Ol gice hep putlar oldı ser-nigûn
Cânına şeytânın uruldı dügün

Hem mübarek başı üzre her zaman
Bir pare bulıt olurdı sâyebân

Ahmedî:Çün namazı kıluban oldı revân
Süleyman Çelebi:Çün namazı kıluban döndi Resûl
Süleyman Çelebi’nin Mevlidi yazarken Ahmedi’den etkilendiği kesindir ama yazdığı Mevlit dil ve ahenk açısından önemli özellikler ihtiva ettiği için daha başarılı sayılmış ve milletimiz Süleyman Çelebi’nin Mevlidini sevmiş ve okumuştur.

Germiyan döneminin altıncı edebi ve sanat merkezi olan Kütahya eski mevlid geleneklerini, Mevlit alaylarını Ahmedi’nin Mevlidi üzerinden bütün yöneticilerinin katılımıyla canlandırabilir, Mevlid alayları düzenleyebilir, Mevlidhanlar arasında makam yarışmaları yapabilir ve ilgiyi Kütahya’ya çekebilir.
Anadolunun ilk Mevlit yazarı olan Germiyanlı Ahmedî’nin Ulu Cami’nin arka sokağı/ Macar Evi civarında yaşadığına inanılan Konağı bu yönüyle Mevlid Konağı olarak hizmete sunulabilir, Ahmedi’nin Mevlidi farklı makamlarla bestelenerek Kütahya adına okutulabilir ve Ahmedî tıpkı Süleyman Çelebi’nin Fatihalarla anıldığı gibi anılabilir Ve’s-selâm…


Web Tasarım: Arena Ajans