DÖKÜNTÜLÜ HASTALIKLAR (2) SUÇİÇEĞİ

Su Çiçeği, tıpta varicella zoster denilen virüsün sebep olduğu vücutta küçük kırmızı kabarcıklar şeklinde ortaya çıkan yorgunluk, halsizlik ve ateş ile kendini gösteren bulaşıcı bir hastalıktır. Bu kırmızı kabarcıklar ilk olarak yüzde veya gövdede ortaya çıkar ve çoğunlukla çocuklarda görülür.
Varisella zoster adı verilen bu virüs havada 1-2 saat canlı kalabilen ve hızla çoğalabilen bir virüstür. Hasta olan kişinin öksürmesi ya da hapşırmasıyla havaya yayılan bu virüs diğer kişilerin bu havayı solumasıyla bulaşmış olur. Bu virüsün diğer bireye bulaşması ile birlikte ilk 4 gün içinde bulaşan virüs üst solunum yoluyla lenf bezlerine yerleşir ve burada çoğalmaya başlar. 7. günde başta karaciğer ve dalak olmak üzere diğer organlara da yayılarak çoğalmaya devam eder. 14. günde hastada baş ağrısı, ateş, karın ağrısı ve halsizlik gibi belirtilerle vücudunda kırmızı kabarcıklar ortaya çıkmaya başlar.
Suçiçeğinin etkeni, herpes grubundan bir virüstür. Uçuk (herpes simplex) virüsüne çok benzeyen ve herpes virus varicella ya da varicella zoster adlarıyla tanınan bu virüs suçiçeğinin yanı sıra zona hastalığının da etkenidir. Hastalık temel olarak suçiçeği virüsüyle yüklü tükürük damlacıklarının ağızdan solunum yollarına alınması sonucu bulaşır.
Suçiçeği en çok 2-8 yaşlan arasındaki çocuklarda görülen bir hastalıktır. Ama yaşamın her evresinde cinsiyet ve ırka bağlı olmaksızın ortaya çıkabilir. Hastalık kış ve ilkbahar aylarında daha sık görülür. Üç ayını doldurmamış bebeklerde suçiçeğine ender olarak rastlanır. Bu durumun anneden kazanılan geçici bir bağışıklıkla ilgili olduğu sanılmaktadır. Çok seyrek rastlanmakla birlikte hastalık aynı kişide iki kez ortaya çıkabilir. Bu ayrıksı örnekler bir yana bırakılırsa suçiçeği geçiren hastalar ömür boyu kalıcı bağışıklık kazanmaktadır.
Bulaşma ve ilk belirtiler arasında geçen kuluçka süresi 2-3 haftada tamamlanır. Ortaya çıkan döküntüler 24-36 saatte, makûl denen ve deride kabartı yapmayan noktalar halindeki lekelerden, içi sıvı dolu kabarcıklara dönüşür. Kabarcıkların çevresinde halka biçiminde belirgin bir kızarıklık görülür. Bu kızarıklıklar kabarcıkların kurumaya başlamasıyla kaybolur. Kabarcıklar ortalarından kuruyup kabuk bağlamaya başladığında göbekli bir görünüm kazanır.Döküntüler ilk önce göğüste ve sırtta belirerek hızla yayılır.Hafif olgularda döküntü baş, yüz ve gövdeyle sınırlıdır. Ağır olgularda daha yaygın olan döküntüler kol ve bacaklara, gözün dış zarına (konjunktiva), yutak, gırtlak ve soluk borusu mukozalarına da sıçrar.
Döküntüler kabukların düşmesiyle 5-20 gün içinde iz bırakmadan kaybolur. Ama karşı durulmaz bir kaşınma isteği uyandıran bu döküntülerin kaşınması durumunda deride çiçekbozuğunu andıran küçük çukurlar kalabilir. Döküntülü dönemde aşırı Su yani banyo yapılmamalı,kesinlikle kese vb durumlardan uzak durulmalıdır. Sürekli çıkan yeni döküntüler nedeniyle vücudun bir bölgesinde döküntülerin bütün gelişim evreleri aynı anda görülebilir. Bu da suçiçeğinin ayırt edici özelliklerinden birini oluşturur. Ateş genellikle 38,5°C-39°C arasında kalır. Ama ağır durumlarda 40,5°C’ye ulaşabilir.
Eğer su çiçeği geçiren kişinin bağışıklık sistemi normal olarak çalışıyorsa kaşıntı ve bu bakterinin neden olacağı enfeksiyonu önlemek için bir tedavi uygulanır. Kaşıntı az olursa losyon şeklinde eğer fazla ise hap şeklinde tedavi başlatılır. Bunun yanında temizlik kurallarına dikkat edilmelidir, eller daha sık yıkanmalı tırnak uzatılmamalıdır. Eğer ateş yüksekliği de görülürse ateş düşürücü ilaçta kullanılmalıdır. Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır. Çocuklarda ateş düşürücü ilaç olarak kesinlikle aspirin kullanılmaması gerekmektedir. Kullanılması halinde reye sendromu ortaya çıkma olasılığı çok yüksektir. Reye sendromu ise karaciğer yağlanmasına bağlı olarak ortaya çıkan ciddi bir fonksiyon kaybı meydana getirir. Bu kayıp sonucunda bilinç değişikliğiyle birlikte hasta komaya girebilmekte hatta daha kötüsü hayatını da kaybedebilmektedir.
Su Çiçeği bulaşıcı bir hastalıktır. Bulaşma süresi vücutta kırmızı kabarcıklar çıkmadan 1-2 gün önce başlar ve bütün kabarcıklar kabuklaşıncaya kadar hastalık süreci devam eder. Doğrudan temas veya hava yoluyla, hasta olan kişinin hapşırmasıyla ya da öksürmesiyle kolayca bulaşır. Su çiçeği kış mevsimi sonu ilk bahar başlangıcında çok sık görülür.
Su çiçeği geçiren hasta ile temas edilmemelidir. Bu hastalık genellikle çocuklarda görüldüğü için çocuklar bu hastalığı atlatana kadar okula gönderilmemelidir. Bu hastalıktan korunma yollarından biri de aşıdır.BU aşı 13 ayı dolduran bebeklerde yapılmaktadır. Fakat bu aşıda tek doz yeterli değildir o nedenle 5-6 yaşında tekrardan aşı yapılmalıdır. Bu aşının bazı basit yan etkileri vardır. Aşı yerinde kızarıklık ağrı ya da sertlik olabilmektedir.
Bu hastalığı bir kere geçirince vücut buna yaşam boyu bağışıklık kazanır fakat virüs uyku halinde kalıp yetişkinlerde herpes zoster (zona) olarak ortaya çıkabilir. Su çiçeği geçiren herkes zona geçirme riskide taşımaktadır. Su çiçeği geçirirken vücuda alınan virüs hasta iyileştikten sonra sinir uçlarına yerleşir ve burada sessiz kalır. 50’li yaşlarda bu virüs yeniden aktif hale gelir ve zona adı verilen ağrılı ve tek taraflı döküntü halinde ortaya çıkar. Önceden su çiçeği geçirmemiş birisi zona hastalığı geçiren birisine yaklaşırsa onunla temasta bulunursa bu kişinin su çiçeği geçirme olasılığı yüksektir. Ama zona hastalığı doğrudan doğruya bulaşıcı bir hastalık değildir.
ALTINCI HASTALIK
Ani başlayan ve 39-40 dereceye kadar yükselen ateş Altıncı hastalığın en önemli belirtisidir.Çocukta ateş, hafif burun akıntısı, baş ağrısı ve mide bulantısı ise diğer belirtileridir. Boynun yan kıvrımlarında, kulak arkalarında ve başın arka kısımlarındaki lenf bezleri şişebilir. Bu hastalıkta ateş düştükten hemen sonra vücutta kırmızı renkli kaşıntısız deri döküntüsü oluşur.
Süt çocukluğu döneminde sık rastlanan iyi huylu genellikle döküntülü olan bulaşıcı bir hastalık olan altıncı hastalık (Ekzantem subitum veya rozeola infantum) genellikle 6 ay – 3 yaş arası çocuklarda sık görülür. Hastaların %95’i 3 yaş altındadır ve en sık 9 ay civarında görülür. İlk 6 aylık dönemde anne karnında göbek bağından geçen antikorlar bebeği korumaktadır. Yenidoğan döneminde %90’larda olan bu antikor düzeyleri 4-6 ay döneminde %40-50’lere düşmektedir.
Hastalık, çocukluk çağı döküntülü hastalıklar grubuna girer ve bulaşıcıdır. Etkeni genellikle HHV-6 ( human herpes virüs-6 ) olup, bazen HHV-7 de bu hastalığa sebep olabilmektedir.
Bulaşma virüs içeren solunum yolu sekresyonları aracılığıyla olur. Çocukluk çağındaki diğer döküntülü hastalıkların aksine altıncı hastalığı olan çocuklarda diğer çocuklarla temas öyküsü nadirdir ve salgınlar sık değildir. Çoğu sağlıklı erişkin tükürükle HHV-6 ve HHV-7 atar ve bu çocuklara virüs bulaşması için önemli bir kaynaktır.
İlkbahar ve sonbahar aylarında daha sık olmakla birlikte tüm yıl görülebilir.
Hastalığa sebep olan virüsler A ve B olmak üzere iki tiptir ve çoğunda etken tip B’dir. Tip B’de hastalık bir kez geçirildikten sonra tekrarlamaz, hayat boyu bağışıklık oluşur. Tip A ‘da ise bağışıklık baskılandığında tekrar vücutta aktifleşebilir. Hastalık nadiren de olsa farklı bir tiple tekrarlanabilir.
Teşhiste en iyi ipucu ateştir.Hastalığın kuluçka süresi 9 – 10 gündür ve genellikle yüksek ateşle başlar. Ateş 40 dereceyi bulabilir. Ateşli dönem sırasında hastaların %5-10’u nöbet geçirir. Ateş dönemi 3-4 gün sürüp ateş birden düşer ve döküntü başlar.Döküntüler gövdede başlayarak boyun, kol ve bacaklara yayılır. Pembe 2-3 mm çapında basmakla solan kaşıntısız döküntüler 2-3 güne söner.
Hafif boğaz kızarıklığı, burun akıntısı, göz kapaklarında şişlik, hafif ishal bazen de boyunda lenf bezi büyümesi eşlik edebilir. Bazen boğazda yaralar görülebilir. Bu hastalık nadiren beyin zarı ve beyin dokusu, akciğer, karaciğer iltihabı yapabilmektedir.
Çocuğun ateşi düşmeden döküntüler başlamışsa,3-4 günlük ateş dönemi geçtikten sonra tekrar ateşlenirse,Dalgınlık, uykuya eğilim ve halüsinasyonlar olursa,Ciddi baş ağrısı,Ense sertliği ve tekrarlayan kusmalar olursa,Su kaybı bulguları varsa ve genel durumu kötü ise tekrar doktora başvurulmalıdır. Başka bir hastalık olabilir. Buna yönelik tetkik ve tedavi gerekebilir.
Altıncı hastalığın belirtiler diş çıkarma ile karıştırılabilir
Yapılan çalışmalarda bu virüsün ateşli havale ile de ilişkili olduğu gösterilmiş ve bu tür vakalarda görülen hastalık tablosu döküntüsüz altıncı hastalık olarak adlandırılmıştır.
Döküntünün olduğu dönem ise diğer çocukluk çağı döküntülü hastalıkları (kızamık, kızamıkçık, kızıl gibi), ilaç alerjisi veya meningokoksik menenjitle karışabilmektedir. Bu nedenle önemli hastalıkların atlanmaması açısından döküntüsü olan hastanın görülmesi tanının hekim tarafından konulması uygundur.
Altıncı hastalık olan çocuklara döküntü öncesi ateşli dönemde sıkça antibiyotik verilmektedir, oluşan döküntü yanlışlıkla ilaç alerjisi olarak yorumlanabilmektedir. Ancak döküntünün farklı şekillerde olabilmesi, kaşıntı olması ve suçlanan ilacın kesilmesinden sonra döküntünün kaybolması ilaç döküntüsü olduğunu düşündürür.
Antibiyotik yerine bol sıvı verilmelidir.Hastalık 1 haftaya kadar sürebilir. Tehlikeli olmayan ve spesifik bir tedavi gerektirmeyen bir hastalıktır. Ancak 3-4 günlük şiddetli ateş döneminde %6-15 sıklığında ateşli havale görülebilmektedir. Bazı hastalarda özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış olanlarda nadiren de olsa akciğer, beyin dokusu ve karaciğer iltihapları olabilmektedir.
Antibiyotik tedavisi gerektirmez. Bol sıvı alımı ve istirahat önemlidir. Ateşi düşürmek ve ateşli havale riskini azaltmak amacıyla ateş düşürücüler kullanılabilir ve ılık banyo yaptırılabilir. Bağışıklığı baskılanmış bireylerde veya akciğer, beyin veya karaciğer iltihabı olan olgularda ileri merkezde yatırılarak antiviral tedavi uygulanmalıdır.
Henüz bir aşısı yoktur. Bulaşıcılığı çok fazla olmadığı için izolasyon önerilmez. Hijyen kurallarına uyma ve sık el yıkama uygun korunma yöntemleridir.SAĞLICAKLA KALIN….


Web Tasarım: Arena Ajans