Connect with us

DR. KADİR GÜLER

GERMİYÂN-OSMANLI MÜCÂDELESİ I

Kütahya ile birlikte anılan Germiyân aslında bir coğrafyanın adıdır. Harezm/Harzemşahlar Devletine bağlı topraklarda yaşayan Selçuklu/Oğuz Türkmenlerinin yaşadıkları coğrafyanın büyük bir bölümüdür Germiyan.  Tarihimizin en önemli adlarından biri olan Germiyan, Türkistandan Anadoluya günümüzde de yaşamaktadır. Bugün Türkistandaki Germi şehri, Özbekistanda Germisili yerleşimi, Azerbaycan/Hızı-Germiyan bölgesi, İran/Kirman’da Kirman Selçuklu Atabekleri emrindeki Germiyan yerleşimleri, Tebriz yakınlarında yer alan Germi köyleri, Irak/Kerkük-Erbil coğrafyasındaki Germiyan petrolleri,  Halep ve Musul Atabekleri emrindeki Germiyan aşiretleri, Germiyanın çok geniş bir coğrafyaya ad olduğunu göstermektedir.

  1. asrın başlarından itibaren Türkistan Harezm coğrafyasında başlayan Türk-Moğol iktidar mücadelesi, Harezm ve Germiyan coğrafyasındaki Oğuz Türkmen aşiretlerini yurtlarından etti. Türkmen boyları önce Musul ve Halep civarına yerleşti. Bu boylar Kerkük, Halep ve Musul çevresinde kurulan Atabeklerin emrinde görev yaptı.

Celaleddin Harzemşahla birlikte Anadoluya giren ve bir süre Kerkük bölgesine yerleşen Germiyan aşiretlerinin en büyüğü olan Alişiroğulları, Selçuklular tarafından Malatya ve Sivas civarında ortaya çıkan Baba İshak/Babaî ayaklanmasında bu isyanı bastırmak için Adıyaman’a daha sonra Malatya civarına gönderildi.

Bu isyanı bastırmakta pek başarılı olamayan Alişiroğulları yönetimindeki Germiyanlılar, bir süre bu coğrafyada Pötürge, Arapgir, Çemişgezek, Ağın ve Harput’ta yerleşik olarak yaşadı. Özellikle Çemişgezek’te Germili/Germ İli ve Germisik-Kermisik/Germ ısık ve Germikâr adlı yerler oluşturdu. Bugün Çemişgezek’in en büyük nahiyelerinden biri yeni adı Gedikler olan Germili/Germ ili’dir.

Bölgedeki yerleşim yerlerinden biri olan Harput civarında Hazar, Hazar Gölü adını Harezm/Harzem/Hazar coğrafyasından ve Hazar/Harezm Denizinden almıştır. Harzemli bu Türkmenlerin Ege’de kurduğu birçok yerleşim yeri de adını Harezm’den alır. Harezm/Horzum adı, Kütahya Ovacık’ta, İzmir Ödemiş’te ve Denizli Horzum’da karşımıza çıkar. Germiyan oğullarının yerleşik hayata geçtiği Kütahya ve çevre illerde Türkçeden başka bir dilde eser vermemeleri de geldikleri coğrafyanın Türkistanla, Harezmle ve Türkçeyle  ilgisini ortaya koymaktadır.

Germiyan coğrafyasının en büyük boyu olan Alişiroğulları 1277 yılına kadar Harput/Malatya çevresinde yurtlar edindi. Aşiret, Batı Anadolu’da ortaya çıkan Cimri/Siyavuş hadisesi üzerine Anadolu Selçukluları tarafından Akşehir’e gönderildi.  Alişiroğulları, bu hadiseyi başarıyla çözdü ve Siyavuş yakalandı. Anadolu Selçukluları, Germiyanoğluna Siyavuş/Cimri hadisesindeki başarısı üzerine Kula, Denizli ve Kütahya civarlarını bağışladı. Bu şehirleri bir süre yöneten Germiyanlılar, 1277-81 yılı civarında Anadolu Selçukluların iyice zayıflaması üzerine Kütahya ve çevresini tümüyle Beyliğe katarak kendi yönetimini ilan etti.

Bu olaydan önce Anadolu Selçuklu hakimiyetinin on üçüncü asrın ortalarına doğru iyice zayıfladığı görülmektedir. 1243 yılında Selçukluların Kösedağ’da İlhanlılara yenilgisi Anadolu birliğini parçaladı. 1256 yılından itibaren Anadolu, Baycu Noyan liderliğindeki İlhanlılar tarafından yönetildi. Anadolu Selçukluları bu yıllarda İlhanlılara tabi olarak hükümranlık sürmek istese de başarılı olamadı çünkü İlhanlılar Anadolu Selçuklu Sultanlarını vali olarak vazifelendirmişti.

İlhanlıların isteği ve yönlendirmesiyle Büyük Selçukluların bir numaralı  varisi olan Anadolu Selçukluları,  kendine bağlı güçlü aşiretleri Anadolu’nun Batı uçlarına yerleştirerek Bizans akınlarını kesmek istedi. Bu dönemde yani 1270’li yıllarda Anadolu Selçukluları zayıflayınca aynı boydan geldiği için kendini Büyük Selçuklu varisi gören Hoca Sadeddin’in oğlu Nurettin Sofu ve kurduğu Karaman Beyliği Larende, Ermenek, Mut, Silifke ve Anamur civarında beyliklerini  ilan ederek çevre illere yöneldi.

Batı’da Germiyan’ın büyüdüğünü ve Bizans sınırına dayandığını gören Anadolu Selçukluları ve arka planda yer alan İlhanlılar, Ankara civarında yerleşmiş olan Ertuğrul Bey liderliğindeki Kayı boyunu Söğüt, Karacahisar ve Domaniç civarına yerleştirdi. Anadolu Selçukluları ve arkasındaki güç olan İlhanlılar bu hareketle Bizans’ın Anadolu kapısını kapattığı  gibi aslında büyüyen Germiyan’ın Balıkesir ve Bursa üzerinden  denize açılmasını da engelledi. Bu hareketle Anadolu Selçukluları Kayı boyu eliyle Germiyanoğullarının Kuzey-Batı ve Kuzey-Doğu kapısına set çektiği gibi Bizansı da durdurdu. Hasan Basri Hocamızın tespitlerine göre Germiyan’ı denize yaklaştırmayan ve bir süre sonra denize, Marmara’ya ulaşan ve Rumeliye geçen Osmanlı’nın büyümesinde ve zenginleşmesinde bu olay yani denize ulaşması ve kıyıları kontrol etmesi çok önemlidir.

Bazı kaynaklara göre de İlhanlı Valisi gibi davranan Anadolu Selçuklu Sultanı Mesut, kendisine karşı çıkarak Ege’yi ele geçiren ve Kütahya yöresinde beylik ilan edeceğini anladığı Germiyanlıların Kuzeye yönelmesini ve büyümesini engellemek için Kayı boyunu bu bölgeye yerleştirdi. Bizans, bu yerleştirmeye pek karşı çıkmadı çünkü güçlü olan Germiyanla mücadele etmek yerine zayıf ve küçük gördüğü Kayı-Osmanlıyla daha kolay başa çıkacağını düşünüyordu.

Kütahya civarına hâkim olan Germiyan beyliği ve emrindeki Çavdarlar Kuzey’e akın düzenlemeye başladı.  On altıncı asrın başlarında Çavdar Tatarlarından “ Taife-i Türkman-ı Tatar” diye bahsedilir. Çavdarlılar bu adı Türk-Moğol Kireyit kabilesine mensup ve Ahmed Teküdar’ın başkumandanı  Noyan’ın Buğday, Arpa ve Çavdar adlı oğullarının sonuncusundan almıştır.

Anadolu Selçuklu birliğinin iyice parçalandığı 1270’li yılların sonunda Anadolu’da güçlü üç Türkmen boyu kaldı. İç-Orta Anadolu’da Karamanoğulları, Kuzey ve İç Ege’de Germiyanoğulları, Kuzey-Batı Anadolu’da Kayı boyu yani Osmanoğulları. Anadolu Selçuklu birliğini parçalayan İlhanlılar, bu üç beyliği farklı coğrafyalarda aralarını bozup birbirine düşürerek Anadolu Birliğinin oluşmasını uzun süre engelledi.

Bu üç boyun mücadelesinde Osmanlı ön plana çıkarken geleneksel inanç unsurlarını devreye soktu. Türkler ve Türk boyları hayalleri kadar düşünür ve hareket ederler. Osmanlı, dağınık Türkmen aşiretlerinin hayallerini yani törelerini ve inançlarını kontrol ederek desteklerini aldı.

Karamanlılar/Karaman boyu, Yukarı Hazar kıyısından Anadolu’ya gelen Salur Türkmenleridir. Soyları Alparslan’a dayanır. Karaman beyliğinin kurucusu Nureddin Sofu/Nur Sofi’dir. Soyu Oğuz Han’a, yani Han oğlu Han’a dayanır. Sofuluğu da Babaîlere olan bağlılığından gelir. Nureddin Sofu Bey, 1250’li yıllardan sonra Ermenek civarında Karaman Beyliğini kurdu. Nureddin Sofu, Anadolu Selçukluları dağılınca Selçuklu’nun ana varisi olduğunu, soyun kendisinde devam ettiğini ilan etti. Oğlu Kerimüddin Karaman Bey, Beyliğin sınırlarını genişletti. Bu yıllarda Türkmenlerin gücünü arkasına almak isteyen Karamanoğlu Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277 tarihinde Türkçeyi resmi dil ilan etti.  Büyük Selçuklunun ana varisi olduğunu ilan eden Karamanoğulları 1487 yılına kadar uzun bir süre  Hanlık hâkimiyetinin kendisinde olduğunu iddia ederek iktidar adına Osmanlı Beyliğiyle mücadele etti. Osmanlı-Karaman mücadelesinin ana sebebi de budur, yani Hanlığın kendi soylarında ve boylarında devam ettiğine inanmalarıdır. Bu mücadelede Karamanlılar Salur Soyunu, Beyliği ve  Hanlığı, Kayı/Osmanlı ise Cihadı/Gaziliği öne çıkarmış ve Kayı, Osman Gazi ve Orhan Gazi’yle birlikte Gazi adlarıyla anılmış ve öne çıkmıştır.

1300’lü yılların başında İç Ege’ye hâkim olan Germiyanoğulları ile Kuzeye ve Batıya hakim olan Osmanoğulları arasındaki hakimiyet mücadelesi yüz elli yıl sürmüştür. Fatih’in babası II. Murad’ın akrabalık ilişkilerini kullanarak II. Yakub’u ikna etmesi ve Germiyanın Osmanlıya katılmasıyla 1429 yılında Osmanlı Germiyan mücadelesi sona ermiştir. Osmanoğlu Karamanoğlu mücadelesi ise daha uzun sürmüş ve 1487 yılından sonra Osmanlı’nın üstünlüğüyle tamamlanmıştır. Fatih, Osmanlı birliğini sağlamak için 1467 yılında üstünlük sağladığı Karamanoğullarına acımamış ve on binlerce Karamanlı Türkmeni Rumeli’ye yollamıştır. Aşağıdaki beyit Fatih’in Karaman’a bakış açısını göstermektedir:

Bizümle saltanat lafın idermis ol Karamanî

Hudâ fursat virirse ger kara yire karam anı”

Görüldüğü gibi Osmanlının Batı Anadolu’da ilk rakibi Germiyanoğullarıdır. 1280’li yıllarda başlayan Kayı-Germiyan mücadelesi Osmanlı beyliğinin kuruluşundan sonra da sürdü. Osmanoğullarının Fatih’e kadar Batıda en önemli mücadeleleri hep Türkmen Germiyan ve Çavdar Tatarları ile oldu. Osmanlı/Kayı bu bölgeye yerleştirilmeden önce bu topraklar Germiyan’ın yağma yerleriydi.

Germiyanlılar Harezmlidir. Selçuklular Üçok/Kınık boyundandır. Osmanlı, Bozok/Gün Han/Kayı kolundandır ve sembolü Sungur/Şahin/Akdoğandır. Sembolü iki ok ve yaydır. Kayı ve Osmanoğulları, Bilecik-Karacahisar arasına yerleştirilmeden önce Germiyanlılar ve Çavdar Tatarları, bu yöreye baskın düzenleyip yağmaya girişiyorlardı. Bu yıllarda Germiyanlılar ve Çavdar Tatarları elbirliği ile Bilecik-Karacahisar bölgesine inanç ayrımı yapmadan yağma ve çapul düzenlemekteydi. Selçuklu Kayı’yı ve Ertuğrul Bey’i Karacahisar civarına yani Söğüt’e yerleştirdikten sonra bu iller biraz rahatladı. Bu durumu kaynaklar şöyle ifade eder:

“Alişir adlu bir er ol aranun

Begimiş hem atası Germiyânun

Bilecük iline geh geh gelürmiş

Kolay buldugını alup ururmış

Bu bölgeye yerleştirilen Kayı Beyi Ertuğrul ve özellikle oğlu Osman Gazi, Eskişehir ve Bilecik yöresine Germiyan’ın girmesini engelledi. 1288 yılında Karacahisar’ı ele geçiren Osman Bey, Germiyan’ın kuzey yolunu kesti. Bilecik ve Karacahisar tekfurları ile dost olan Osman Bey, hem siyaset hem ticaret yaparak büyümeye başladı. Germiyan ve Osmanlı mücadelesinin başlamasının ve İki beyliğin birbirine rakip/düşman olmasının ilk sebebi budur. Kısa aralıklarla devam eden Osmanlı Germiyan mücadelesi 1313 yılı civarında Germiyanoğlu’nun Karacahisar pazarını basmasıyla şiddetlendi.

Bu olaylarla ilgili Osman Bey’in,  evlatlarına, “Germiyanoğlu bu garibleri yani bizi sevmez” dediğini yazar ve “Germiyanoğluyla gâh gâh/ zaman zaman Osman halkı ceng ederler idi” diye bahsettiği bilinmektedir.

Anlaşılıyor ki Osmanlıların kuruluş yıllarında Germiyanlılarla olan rekabeti ve mücadelesi Ertuğrul Bey zamanında başlamıştır. Osman Bey, bu rekabeti sürdürmüştür. Kaynaklar Alişiroğlu ile Osman Bey’in husumetlerini eski yıllara dayandırır.

Hasan Basri Bey’in kaynaklarına göre Germiyan Beyi I. Yakup Alişir, Bilecik tekfuru Mihail ile düşmandı ve Bizanslı Tekfurların Osman Gazi’yle dost olmasından memnun değildi. Osmanlı ise Germiyan’a karşı bu Tekfurları yanına çekerek güçlenmişti. Bu ilişkiden Bizans da memnundu. Germiyan Beyi Alişir, Osmanlıya ders vermek için emrindeki Çavdar Tatarlarını Karacahisar’a yağmaya gönderdi ama atik davranan Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi, Çavdarları esir aldı.

Osman Gazi, esir düşen Çavdarlıları “ Ey oğul komşıdur bu, zalim ve hem müselmandur. Kendüye and verelüm ve hem begine dahı bile koyıverelüm. Varsun vilayetüne gitsün” diyerek oğlu Orhan’a esir düşen Çavdarlıları yemin verdirerek serbest bıraktırır.

Bir diğer kaynağa göre de bu düşmanlığın sürmesi şu sebepledir: Germiyanlılar, Osmanlı kurulmadan hemen önceki yıllarda Osman Bey ile ve oğlu Orhan’ı esir ederler. Osman Gazi fidye vererek kurtulur, fakat oğlu Orhan’ın esareti devam eder. Germiyanlılar Söğüt ve Karacahisar civarına girerler. Osman Bey Karamanlılardan yardım ister ve onların desteği ile oğlunu ve beyliğini kurtarır.

Osmanlı, Germiyanla mücadelesinde çekingendir. Osmanoğullarının her sene Domaliç’e yaylaya çıkarken ağır mal ve eşyalarını emanet olarak Bilecik Tekfurunun kalesine bırakmaları Germiyan/Çavdar tatarlarının tehdidinden çekindiklerini göstermektedir.

Osmanlı-Germiyan mücadelesine kaynaklarda anlatılan şu hikâye de açıklık getirmektedir: Osman Gazi hâkim olduğu topraklarda özellikle Seyitgazi/Eskişehir-Ilıca civarında Türkistan coğrafyasında olduğu gibi büyük pazarlar kurdurmaktaydı. Etraftaki Bizans halkı da bu pazara gelmekte ve ihtiyaçlarını gidermekteydi. Bu pazara zaman zaman Germiyan Türkmenleri de gelmekteydi. Bir süre sonra bu Pazara Germiyanlıların yanı sıra Bilecik’ten Rumlar da gelmeye başladı. Bizanslı bir esnafın sattığı bardağı alan Germiyanlı bir er parasını ödemedi. Germiyandan gelen diğer bazı çeriler Rumları taciz edince Bizanslı Rumlar Germiyanlıları Osman Gazi’ye şikâyet etti. Osman Gazi Germiyanlıları yakalattı, dövdürdü ve Rum bardakçının hakkını aldı. Bilecik’ten gelenlere özellikle Rumlara kimsenin zulmetmemesini duyurdu. Pazarda görevli Osmanlı bekçilerini de ayırım yapılmaması hususunda şiddetli bir şekilde uyardı. Osman Gazi’nin bu davranışı duyulunca, Bilecik Rumlarının hanımları da korkusuzca bu Ilıca pazarına gelip alış-veriş yapmaya başladılar. Osmanlı bu hareketlerle çevrenin güvenini kazandı ve diğer beyliklere de gözdağı ve ders verdi.

Osman Bey’in bu mücadelede bir üstünlüğü de beyliğin devamı için Vefâi/Haydarî ve  Ahî Şeyhi olan Şeyh Ede Balı’nın kızı Malhun Hatunla evlenmesidir. Bu evlilik önemli bir inanç gücünü arkasına almasını sağladı. Beyliğini kuran ve gücünü pekiştiren Osman Gazi, 1324 yılında vefat etti. Oğlu Orhan Gazi İlk Osmanlı parası Sikkeyi kendi adına bastırdı ve Beyliğin başına geçti fakat Germiyan-Osmanlı mücadelesi devam etti.

Sonuç olarak Germiyan ve Osmanlı mücadelesi iki Türkmen Beyliğinin her dönemde ders alınması gereken bir siyasi var olma davası olarak okunmalı ve incelenmelidir. Farklı boylara mensup bu beyliklerin akrabalık, ilhak veya zorla biraraya gelmeleri, Osmanlı’nın büyümesi ve İmparatorluğa dönüşmesi  yaşadığımız asır ve ülkemiz açısından da yeniden değerlendirilmelidir   Ve’s-Selâm…

Continue Reading

Facebook

Öne çıkanlar