KÜTAHYA’NIN BAŞKA YERDE DUYAMAYACAĞINIZ GELENEK VE ÂDETLERİ

Bir milletin, bağımsız ve üniter bir devlet olarak ayakta kalabilmesinin yegâne yolu, güçlü bir orduya sahip olması ile geçmişten gelen bütün kültür, sanat, örf, âdet ve geleneklerini korurken yeniliklere ayak uydurmasına bağlıdır. Bizler büyük bir medeniyetin varisleri olarak, tarih, özellik ve değerler bakımından çok zengin bir şehirde yaşıyoruz. Bu yazı dizimizde Kütahya’mıza özgü menkıbe, efsane, tekerlemeler, atasözleri, deyimler, folkloru, oyunları, dua ve bedduaları, kıyafetleri ile gelenek ve göreneklerimizden kısa fakat öz bilgiler aktaracağım. Bu yazı dizimi üç bölümde siz değerli okurlarıma sunuyorum.

Birinci bölümde Kütahya’mızın efsanelerinden, menkıbelerinden, türkülerinden söz edeceğim. İkinci bölümde Kütahya’mızın folkloru, ninnileri, manileri, tekerleme ve atasözlerinden, ağız (lehçe) özelliklerinden bahsedeceğiz. Üçüncü bölümde Kütahya’mızın gezeklerinden, zeybek oyunlarından, kıyafetlerinden, yöresel yemeklerinden, düğün, doğu ve sünnet âdetlerinden bahsedeceğim.

EFSANELERDEN BİR ÖRNEK

Kütahya’nın ebeler namı ile anılan, köklü ailelerinden olan Hacı Hafız Efendi, yine aynı nam ile anılan akrabasının kızı olan Azime ile beşik kertiği sözlenir. Zamanla Hacı Hafız ile Azime büyüyerek evlenme çağına gelirler. Lakin kız babası sözünden cayar ve Azime’yi başkası ile evlendirir. Bunun üzerine Hacı Hafız deli divaneye döner, sazını eline alır kendini kırlara, dağlara salar. Aşkını yazdığı âşıkâne türkülerle unutmaya çalışır. Günümüze kadar gelen bu türküden bir dörtlük sunuyorum.

EBELERİN ŞAKŞAKLIDIR KAPISI

Bilmem huri bilmem melek,

Kıran giresi yardan gayrı hepsi.

Kör olsun araya engel koyanlar,

Bu sevgiyi kıyamete koyanlar.

TİMUR’UN AHMEDÎ İLE İLGİLİ MENKIBESİ

Timur, Kütahya’nın damadı olan Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid’e Ankara savaşında (1402) galip gelince, Kütahya’ya gelir ve Kemer Hamamına girer. Hamamda Kütahyalı şair Ahmedî de vardır. Soyunma esansında Timur Ahmedî’ye “ben büyük bir komutanım ve çok güçlüyüm, sence değerim nedir” diye sorar. Ahmedî, “senin değerin 30 akçedir” der. Timur hayretler içinde; “senin bana verdiğin bu değer, benim şu belimdeki kemerin bile değeri değildir” der. Bunun üzerine Ahmedî; “ben zaten kemere fiyat biçtim. Sana değer biçmedimki” der. İşte bu menkıbe, Kemer Hamamı’nın adı ile ilgili bir menkıbedir. Kemer Hamamı’nın adının buradan geldiği rivayet edilir.

TÜRKÜ HİKÂYELERİNDEN BİR ÖRNEK

GUMARI’YA VARA GELE YOL SANDIM

Kütahya eşrafından Kamil Efendi, karısının üzerine başka bir kadınla dostluk kurar. Bundan haberdar olan çevresindeki kandınlar, durumdan karısına haberdar ederler. Hanımı Şamlı kızı Şerife kocasını çok sevdiği için, böyle bir duruma inanmak istemez. Bir gün komşuları gizlice karısına durumu pencereden gösterirler. Şamlı kızı Şerife, çok sevdiği ve güvendiği kocasını, Kiraz isimli hafif meşrep bir kadının evine girerken görünce baygınlık geçirip, yataklara düşer. Buna içerleyen kadın tarafı, kocasını Kumarı Köyü yolunda, tuzak kurarak sol böğründen martin kurşunu ile vururlar. İşte bu olaydan dolayı yakılan türkü Kütahya’da günümüzde halen söylenir.

Gumarı’ya ine çıka yol sandım,

Ayağıma diken battı gül sandım.

Elkızını ben kendime yar sandım,

Kurşun yedim sol böğrümden vuruldum.

ORMANCI HİKÂYESİ

Kütahya’nın orman köylerinden birine bir gün vali gelir. Köylerinde ilk defa vali gören köyün erkek ve kadınları merak içinde onu görmeğe gelirler. Vali kendini tanıtıp, köylülerle sohbet edip, hal hatır sormuş ve sorunlarını anlatmalarını istemiş. Köylünün ormancıdan başka bir derdi yokmuş. Yaşlı bir kadın; “oğlum sen iyi bir adama benziyon. Ne iş yaparsın” diye sormuş. Vali bey ; “Nine, ben Kütahya’nın en büyük yöneticisiyim, valiyim” demiş. Ormancıdan dertli olan kadın, “a oğlum, biraz daha okuyaydın da ormancı olsaydın ya” demiş.

AĞIZ “ LEHÇE” ÖZELLİKLERİMİZ

Her yörenin kendine özgü ağız (Lehçe) özellikleri vardır. Merkez Kütahya ile ilçe ve köylerde dahi bu lehçe farklılıkları canlılığını korumaktadır. İşte bunlardan örnekler: Goley: Kolay , Akrıba: Akraba, Netcen: Ne yapacaksın, Armıt: Armut, Böyük: Büyük, Gözel: Güzel, Badılcan: Patlıcan, İlimon: Limon, Ürüya: Rüya, Irahat: Rahat, Gucak: Kucak, Gâli: Artık, Aba : Abla, Buba: Baba, Emmi: Amca, Nene: Büyükanne, Candırma: Jandarma, Çapıt: Bez, Gancık: Dişi, Gart: Yaşlı,  Gayınna: Kayın valide, Göynek: Gömlek, Hincik: Şimdi, Hökümet: Hükümet, Irmızan: Ramazan, Iscak: Sıcak, İlazım: Lazım, Masarif: Masraf, Mektep: Okul, Pontul: Pantolon, Pencire: Pencere, Popaz : Papaz, Büsküvüt: Bisküvi, Sabalen: Sabahleyin, Samsak: Sarımsak, Şeherli: Şehirli, Yimbeş: Yirmibeş, Yümsek: Yüksek, Yeğni:Hafif, Dombey:Manda, Girey:Pazar, Duşamba: Pazartesi, Yemeni: Ayakkabı, Kerata: Çekecek, Kuşluk: Öğlen, Kupa: Bardak, Demlik: Çaydanlık, Siyez: Uyuşuk, İliyen: leğen.

YÖREDE SÖYLENEN HAYIR VE BEDDUALAR

Kütahya’da söylenen dua ve beddualar halkımızın değer yargılarını yansıtır. İyi davranış ve sözler hayırlı dileklerdir. Başlarına kötü şeyler gelmesi için söylenen davranış ve sözler ilenme yani beddua sözleri ile dile getirilir. İşte bunlardan bazı örnekler.

HAYIR DUALARI

Allah seni altın tokaya (Kabe Kapısı) yapıştırsın. Allah güldürsün. Allah ne muradın varsa versin. Allah senden razı olsun. Allah işini rast getirsin. Berhudar (mutlu) ol. Ömrün uzun olsun, tuttuğun altın olsun. Elin ayağın dert görmesin. Allah şifanı versin. Afiyet el beden gelsin. (Bedenin sağlıklı olsun.)

BEDDUA – İLENME

Adı batasıca. Allah canını alsın. Allah bin belanı versin. Başın beladan kurtulmasın. Bir elin görsün bir elin görmesin. Boyun devrilsin. Cehennemin dibine git. İki gözün kör olsun. Teneşire gelesin. Geber de kurutlayım. Hışim (Nuzül) insin.

OYUNLAR

Eskiden beri Kütahya’da oynanan oyunların bir kısmı, unutulmaya yüz tutmuş, bazıları günümüzde halen devam etmektedir. İşte Kütahya’da oynanan oyunların bazıları;

GEZEK OYUNLARI

Gezek oyunları, izleyenlere eğlenceli ve hoşça vakit geçirtir. Seyredenler gülmekten yerlere yatarlar. İşte bunlardan bazı örnekler. Yattı – kalktı oyunu, kim vurdu oyunu, fincanda yüzük saklama oyunu. Kaç okka oyunu.

KIR OYUNLARI

Aşık, longuz ( eskiden delikanlılar askere gidinceye kadar aşık ve longuz oynarmış ), matkap, yakan top, uzun urgan oyunu, kara kedi oyunu, uzun eşek oyunu, birdir bir oyunu, mendil kapma oyunu, kurt kuzu oyunu, el ele  kol kola oyunu, sek sek oyunu, ip atlama oyunu, sobe oyunu, kör ebe oyunu, dokuz kiremit oyunu, çelik çomak oyunu , bilye oyunu. Bu oyunların bazılarının kendilerine göre şarkıları ile kural ve kaideleri vardır. Rahmetli yazar Halil Kadri Erdem Bey’in 1938 yılında yazmış olduğu “Kütahya mesire yerleri” isimli kitabında 35 adet oyunu kural ve kaideleri ile kaleme almıştır. Hepsini yazmak mümkün olmadığından kendi başımdan geçen bir gezek oyununu yazmakla yetineceğim.

1960’lı yıllarda Kütahya’da mahalle gezekleri çok meşhurdu. Kendisi Sultanbağı Mahallesi’nde ikamet eden, okul arkadaşım ressam Hüseyin Efe, beni bir akşam evindeki gezeğe davet etti. Tanışma, yemek ve sohbetten sonra sıra oyunlara geldi. Önce fincan yüzük, sonra kim vurdu oyunu oynandı. Gezek başı oradaki gençlere, “ikişer ikişer eşlenin” dedi. Ben Hüseyin arkadaşımla eşlendim. Başkan oyuna sizden başlayalım dedi. Ve bizi yüzü kapak boylu boyuna yere yatırdı. Üzerimize bir battaniye örttü. Diğer arkadaşlar ayakta etrafımızı çevirdiler. İçlerinden biri hakem oldu. Oyun başlayınca yanımda yatan sırtına sopa inince oh anam diye bağırdı. Ve arkasına döndüğünde hakem “sana kim vurdu” diye sordu. Arkadaşım birini gösterip sen vurdun dedi, hakem “bilemedin, yat bakalım” dedi. Bu sefer sopa benim sırtımda patladı. Canım yanmıştı, can havli ile doğrulup bana yakın olan birine “sen vurdun” dedim. Tabi ki bilemedim. Bu oyun böyle birkaç defa devam etti. İkimizde sopayı sırtımıza vuranı bir türlü bilemedik. Epeyce okkalı sopa yedikten sonra, ben oyunu anladım, beni döven yanımda yatan arkadaşımmış meğer. Son defasında yanına sokulup kalktığını ve bana vurduğunu hissettim, çaktırmadan tekrar yattığımızda bu sefer sopayı ben aldım ve hızlıca yanımda yatan arkadaşıma vurdum. “Ah anam” diye acıyla doğruldu. Oyunu anlamış fakat epey sopa yemiştim. Sultanbağlılar gezeğe her yeni katılanla bu oyunu oynarmış.

YÖRESEL KIYAFTELER ( AĞIR ELBİSELER )

Anadolu’nun her bölgesinde, kendine has özelliklere sahip düğün kıyafetleri vardır. Kütahya kadın kıyafetlerinin pek çok bölgede daha zengin ve bol çeşit ağır elbiseleri vardır. Germiyan Beyi Süleyman Şah’ın kızı Devlet Hatun, Osmanlı Padişah’ı Yıldırım Bayezid’e gelin giderken giydiği Tefebaşı, paha biçilmez değerde olduğu bilinmektedir. Bunun bir örneği de mensubu olduğum Atakan Ailesi’nde bulunmaktadır.

Günümüzde bazı soylu ailelerin evlerinde itina ile sandıkta saklayıp, akraba düğünlerinde giydikleri ağır esbaplar, 200-300 senelik geçmişi olan ve İran’dan gelen ipekli yünlü kumaşların üzerine altın sırmayla, gergefle Türk motiflerinin el emeği göz nuru işlenmiş paha biçilmez değerli kıyafetlerdir. Günümüzde bu elbiseler kolaya kaçıp makine ile işlenmektedir. Bu ağır giysilerin bazıları yolaklı, fermene, ferace, eğrimli, çatkılı, tefe başı (tep başı), bindallı, hareli, diz bağı gibi adlarla anılırlar. Bu kıyafetler elmas gerdanlık, küpe, yüzük, dizi altın, külte inci takıları ve gümüş kemerle bütünleşerek ayrı bir ihtişam ve zenginlik kazanır.

OYALAR VE DANELER

Kütahya yurdumuzda iğne oyası yapılan en önde gelen illerden birisidir. Oyalar bükülmüş ipekle büyük bir emekle işlenir. Kütahya oyalarının 300’ü aşan çeşidi olduğu söylenir. Oyalı daneler, ağır elbiselerin türüne, desenine ve rengine göre seçilerek başa örtülür. Kütahya’da oyalar ve daneler kız doğunca siparişe başlanır. Buna “kız beşiğe, çeyiz sandığa” denir. Dâne, oya ve diğer ağır esbaplar nineden toruna geçen değerli miras niteliğindedir.

OYA İSİMLERİNDEN BAZILARI

Kılıçlı, karanfil, kiremit sattıran, malak sattıran, sıçandişi, kar çiçeği, ebe gümeci, üzerlik çiçeği, üç yaprak, yeni dünya, yâre küstü, tefe başı, badem çiçeği, çatlak karanfil, yediveren, beyaz gül, ay çiçeği, papatya, kasımpatı, zülüf oya, koca karı oyası, kaynana oyası, şafak yıldızı, hanım kirpiği, hanım eli, bülbül yuvası, mecnun yuvası, meclis kuruldu.

ERKEK (ZEYBEK) KIYAFETLERİ

Başta; Terlik veya sepuş diye bilinen bocuklu veya işlemeli takke, sarık, puşi, fes. Sırta; Mintan, kazeki (cepkenli yelek), çamadan, hırka. Belde; Silahlık ve kuşak, altta; Allı şalvar, dizlik, uzun yün çorap, tozluk. Ayakta; Yemeni, mes, kundura, kalçın, körüklü çizme. Ayrıca aksesuar olarak işlemeli peşkir, köstekli saat, tabaka, ağızlık, piştol, saldırma, pazubend ve muska kullanılır.

DÜĞÜN ADETLERİ

Kütahya düğün adetlerini ayrıntılı olarak anlatıp, yazmaya kalksam sayfalarca yer alır. Bu nedenle düğün adetlerimizi ana hatları ile yazmakla yetiniyorum. Düğünlerimiz düğün öncesi, düğün safhası, düğün sonrası olarak 3 ana bölümden oluşur.

DÜĞÜN ÖNCESİ VE DÜĞÜN SAFHASI ADETLERİ

Görücülük, dünürlük, yavuklama (nişan), çenizaltı, kına, kız önü, nikâh, düğün, kuşak kuşatma, gelin alma, düğün yemeği, güvey salma. Güvey salma merasimi yatsı namazının ardından, elde meşaleler ile camiden imam öncülüğünde Veysel Karani ilahisi okunarak düzenlenir. Burada Veysel Karani ilahisinin okunmasının espirisi şöyle anlatılır. Yemen’den Hz. peygamber’i görmeye giden fakat evde olmadığı için oyalanmadan dönmek zorunda olan Veysel Karini hazretleri anne sözü tuttuğu mesajı damada verilir. Veysel Karani hazretleri, annesinin “aman oğlum fazla oyalanma, gör de gel” tembihine uyması anne sözünün ne kadar önemli olduğuna işaret eder. Kütahyalılar da “evlenip elkızını alınca ananı unutma” demeye getirir. Bu da Kütahya’nın ne kadar nazik ve düşünceli bir yapıya sahip olduğuna işaret eder.

Güvey salma merasimi damadın en yakın arkadaşları ve tabi ki sağdıçları ile birlikte olur. Evin kapısına gelindiğinde arkadaşları damadın sırtını hafifçe yumruklarlar. Bunun amacının ise, damadın korku ve heyecanını dağıtmak olduğu bilinir. Damat içeri girdiğinde oğlan ve kız yengeleri orada hazır bulunan gelin ve damadı el ele tutuşturup gerdek odasına salarlar.

DÜĞÜN SONRASI ADETLER

Büyük kız ardı, küçük kız ardı, gelin davetleri yapılır. Büyük kız ardı demek, oğlan evinin düğünde takı takan akraba ve dostlarına verdikleri ziyafetin adıdır. Küçük kız ardı ise, kız evinin verdiği davetin adıdır.

DOĞUM VE SÜNNET ADETLERİ

Kütahya’da doğum merasimi ve sünnet düğünleri çok büyük şaşalı, şatafatlı olur. Çocuk doğduğunda, altın sim sarma bohçalarla işlemeli peşkir, tülbent, duvak ve benzi şeylerle süslü doğu yatağı yapılır. Loğusa anne çocuğunu kucağına alarak ipek sabahlık ve oyalı danesi ile yatağın üzerinde oturur. Mübareke denilen ziyarete gelen kişilere kırk ayrı çeşitteki baharattan yapılan doğu şerbeti adı verilen içecek, fındıklı doğu lokumu, kahve ikramı yapılır. Kız evi torunları için beşik alır, bohça hazırlar. İşlemeli bohça üzerine bir adet altın takarlar. Ve oğlan evine aracı kadınlarla gönderirler. Doğu mübarekesine gelen misafirler, altın takar ya da hediye getirirler. Oğlan çocuğu sünnet çağına gelince, yüksek bir karyola üzerine direkli ve aynı doğu yatağı gibi süslü bir yatak hazırlanır. Sünnet olacak çocuk arkadaşları ve mahalle çocukları ile davul zurna eşliğinde at üzerinde ya fayton ile gezdirilir. Çocuk eve geldiğinde attan yada faytondan inmez. Babası veya dedesinden bir şey bağışlamasını ister. Dede veya baba tarla, bahçe, koyun, inek, ev vs. bağışlar. Yahut “çatıdan yukarısı senin” der. Sünnet öncesinde Mevlid okutulur. Sünnet yemeği ikram edilir, sünnet yapılır. Sünnet edilen ve atık olan kısım bir tepsi içinde misafirler arasında dolaştırılır. Orada bulunanlar gönlünden ne koparsa bahşiş olarak o tepsinin içine para atar. Bu para sünnetçiye verilir. Bir de kirve vardır, kirve sünnet çocuğunu tutar ve kımıldamasına mani olur. Eskiden kirve olan kişi, çocuğun evlenmesini de üstlenmiş olurdu. Bu adet günümüzde tarihe karıştı.

KÜTAHYA’DA FOLKLOR

Kütahya ve çevresi folklor bakımından oldukça zengin bir ildir. Kütahya zeybek oyunları çok eski zamanlar, hatta bir kaynağa göre Orta Asya’ya kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Türk töreleri ile Germiyan ve Saray kültürünü içinde barındıran, kendine özgü zengin giyim, kuşam, saz heyeti veya davul zurna ile icra edilir. Radyo ve Televizyon ülkemizde yaygınlaşmadan Nuri Çavuş, Kambur Celal, Terzi Sadık, Ali Çavuş, Dülgerlerin Hüseyin Ağa ve daha nice üstatlar, sazlı kıraathane adı verilen kapalı ve açık alanlarda yöresel türkü ve oyunları saz eşliğinde icra etmişlerdir. Radyo icat edilince Hisarlı Ahmet ve ekibi, İstanbul Radyosu Türk Halk Müziği programına davet edilmiş. Merhum avukat Mustafa Peçen ağabeyden duyduğuma göre, canlı yayında Hisarlı Ahmet mikrofonu eline almış ve nerede olduğunu unutup veyahut heyecan ile “merhaba Kütahyalılar” diye söze başlamış. Tabi büyük pot kırmıştır fakat tatlı bir hatıra olarak da günümüze kadar gelmiştir. O dönemin en iyi zeybek oyuncuları Gemiş Rıza Efe, Fındık Hüseyin, sazlarda Hisarlı Ahmet, Aşık Ömer, Terzi Sadık, Kumarılı P.. Bekir olmuştur. Bu arada Fındık Hüseyin tahta kaşıkları sapından yukarı doğru tutup, hiç kimsenin beceremediği bir biçimde Kütahya oyununu nefis bir şekilde icra ederdi. Günümüzde ustalarından öğrendikleri oyunları Eczacı Ahmet Alpgiray başkanlığında en iyi biçimde icra eden zeybeklerimiz saz ve oyun üstadı Mesut ve Muammer Tezcan kardeşlerdir. Ayrıca Kütahya Halk Eğitim Merkezi folklor ekibi Türkiye çapında önemli dereceler elde etmişlerdir. Hali hazırda eczacı Ahmet Alpgiray ile ekibindeki zeybeklerin evlatlarının Kütahya oyunlarını çeşitli zamanlarda bir araya gelerek icra ettiklerini duydum. Kütahya’ya çok büyük hizmetleri bulunan Kütahyalı akademisyen Yardımcı Doçent Doktor Mehmet Nuri Uygun’un oğlu Mehmet Uygun’un düğün merasiminde bu ekip zeybek oyunlarını sergilemişlerdir. Ahmet Alpgiray’ın sandığında bulunan otantik elbiseler mevcuttur.

Zeybek oyunlarımız efe kıyafetleri ve zengin saz heyeti eşliğinde sıra ile birbirine bağlantılı olarak oynanır. Bunlardan bazıları, “Gar mı yağdı Kütahya’nın dağına, Ahmet Bey Zeybeği, Sinanoğlu Zeybeği, Çatalçam Zeybeği, Ferace Zeybeği, Ah Hamamcı Zeybeği…” Bu oyunlar içinde Ferace Zeybeği tek kişi tarafından oynanır ve izleyenleri kendine hayran bırakır.

YÖRESEL SÖYLENEN NİNNİLER

Kütahya’nın ninnileri, yöremizde bebeklerini uyutmak için şefkat ve özlem dolu sözlerle kafiyeli bir şekilde söylenir. Şiir niteliğinde eserlerdir bunlar. Eskiden anneler bebeklerini uyutacakları zaman önce kundağa sıkıca sarıp, süt emzirdikten sonra salıncakta yada beşikte sallamak sureti ile uyutmaya çalışırken, hafiften ninni söylerlerdi. İşte bunlardan birkaç örnek; “Eeee eeee eee, piş piş piş, uyusun da büyüsün eee ee ee. Dandini dandini dastana, danalar girmiş bostana, kov bostancı danayı, yemesin lahanayı. Lahanayı yedi, kökünü de yer, benim oğlum lokum yer. Uyusun da büyüsün ninni. Tıpış tıpış yürüsün ninni. Beşiğini sallarım, düşmesin oğlum bağlarım, babası nerede yavrumun, gitti de gelmedi ağlarım. Gel babası gel gel gel. Hu hu hu Allah, sen uykular ver Hu hu hu Allah. Uyusun da büyüsün maşallah, tığış tıpış yürüsün inşallah. Dandini dandini taşlasın, Allah seni bağışlasın. Kuyumcular biriksin, odanı nakışlasın. Dandini dandini dan ister, benim oğlum annesinden don ister. Basma donu beğenmez, sırmalı pantolon ister. Ninni ninni yaylasına, bir kuş konmuş avlusuna. Beyaz altın vermişler kızımın uykusuna. Hoppala hoppala altıntop, biz de var kimsede yok. Bir elinde yay bir elinde ok. Uyusun yavrum ninni…”

KÜTAHYA YÖRESİ BİLMECELERİ

Kütahya’da eskiden televizyon, radyo, telefon, bilgisayar vs. yokken çocuklar birbirlerini sınamak ve oyu oynamak amacıyla bilmece sorarlardı. İşte onlardan birkaç örnek; Akşam baktım çok idi, sabah baktım yok idi. (Yıldızlar) Ağzı açık alamet, içi kızıl kıyamet. (Fırın) A benim al yastığım, içine un bastığım. (İğde) Ateşe girer yanmaz, suya girer uslanmaz. (Gölge) Dağdan gelir, taştan gelir bir yularsız aslan gelir. (Sel) Başa yapışık iki tahta kaşık. (Kulak) Bilmece bildirmece el üstünden kaydırmaca. (Sabun) Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane. (Nar) Çarşıdan alınmaz, torbaya konulmaz, ondan tatlı bir şey olmaz. (Uyku) Havada uçar kanadı yok, şekere benzer tadı yok. (Kar) Sarı öküz yattı kalkmaz, kara öküz gitti gelmez. (Ateş ve duman) Pişirirsen aş olur, pişirmezsen kuş olur. (Yumurta) Ufacık boyu var, kadifeden donu var. (Patlıcan) İçi taş dışı taş dolaş beyim dolaş. (Minare)

KÜTAHYA’NIN GEZEK GELENEĞİ

Kütahya’da genellikle uzun kış gecelerinde akran erkek ve kadınların ayrı yer ve zamanda olmak üzere haftada yahut 15 günde bir sıra ile bir evde toplanıp, yenilip içilen, dini ve genel konular üzerine sohbet edilip hoş vakit geçirilen yöresel sazlı sözlü türkülerin söylenip oyunların oynandığı ortama “gezek” denir. 1990’lı yıllarda başlattığımız, benim de gezek sözcüsü olduğum Kütahya Çiniciler Gezeği’nde geçmiş ile gelecek arasına bir köprü kurulmuştu. Bu gezeklerde yeme içme, yöresel folklorik oyunlar, gezek oyunları olurdu. Bu gezeklerde yaklaşık 100 kişi olurdu. Bunlardan bahsetmek istediklerim şöyle: Dönemin valileri, belediye reisleri, milletvekilleri, savcılar, hakimler, bazı daire müdürleri, komutanlar ve Kütahya’nın kanaat önderleri. Mehmet Dumlu hoca, Ahmet Yakupoğlu, Abdullah Taktak, Hüseyin Yüce, Mustafa Kalyon, Hüseyin Efe gibi adını hatırlayabildiğim çok değerli kişiler de bu gezeğimizin müdavimleri idi. Kütahyalı iş adamlarımız Rıza, Nafi ve İsmet Güral kardeşler de zaman zaman aramıza katılırdı. Hatta bazı gezekleri onlar karşılamıştı. Merhum Halk Eğitim Merkezi Müdürü Münir Eğret, gezeklerimize zeybek ekibini getirir ve ortama otantik bir hava katardı. Mehmet Dumlu hocamız muazzam sohbetleri ile hazirunu mest eder, Ahmet Yakupoğlu ağabey de Kütahya ağzıyla hatıralarını naklederdi. Zaman zaman da Türk Tasavvuf Musikisi de icra edilirdi. Bu gezeklerimizden birkaç tanesini Can Çini’de yaptık. Mehmet Dumlu hocamız sayesinde ünlü birçok sanatçı gezeğimize gelmişti. Bu gezeğin yapılmasına öncü olan merhum çinici Selahattin Çalışır, biraderim merhum avukat Sadık Atakan, merhum Küpkıran Mehmet, merhum çinici Sıtkı Usta, merhum Hasan Şevelli ve Allah şifa versin çakmakçı Mehmet Usta gezeğimizin temel direkleri idi. Burada eski iş adamlarımızdan Taner Taşer kardeşimi de anmamak olmaz. Ayrıca Mustafa Salün ve ekibini de yâd etmek gerekir. Bu gezeklerde hiçbir yerde konu edilmeyen Kütahya sorunları ele alınır, ilgili makamlara sorunlar iletilirdi.

Kütahya’da gezek adeti Germiyan Beyliği zamanına kadar dayanır. Her gezeğin bir başkanı vardır. Gezek başkanının sözleri ve kuralları adeta kanun gibi kesindir. Kurallara uymayanlara çeşitli cezalar verilir. Gezek ortamlarında gelenek ve görenekler yaşatılırken, adab-ı muaşeret kuralları harfiyen uygulandığı gibi, akrabalık, ahbaplık, arkadaşlık ve dostluk duygularının pekiştiği bir nevi okul gibiydi.

GEZEK ÇEŞİTLERİ

Erkekler gezeği, kadınlar gezeği, delikanlılar gezeği, kızlar gezeği. Kızlar gezeğinde gelinlik çeyizler işlenirken Kütahya oyunları oynanıp nesilden nesile aktarılması sağlanır. Gezekler kış aylarında evlerde ve kapalı mekanlarda, bahar ve yaz aylarında kırlarda olurdu. Özellikle Çamlıca, Porsuk, Ağaçköy, Aksu, Hıdırlık, Hisar, Kırklar, Sultanbağı ve Anasultan mevkileri daha çok tercih edilirdi. Ayrıca gezeklerde ekonomik durumları iyi olmayan evlenme çağına gelmiş genç erkekler veya gelinlik çağına gelmiş kızlar evlendirilir, fakir ailelere kış aylarında yakacak ve yiyecek temin edilirdi.

KÜTAHYA’NIN YÖRESEL YEMEKLERİ

Kütahya yöresel yemek açısından çok zengin bir kültüre sahiptir. Germiyan Beyi Süleyman Şah’ın kızı Devlet Hatun, Yıldırım Bayezit ile evlenip saraya gelin olunca, Kütahya’nın yemek kültürü aynen sarak mutfağına da girmiştir. Bugün bilinen birçok yemek o tarihlerde de sarayda hünkâra ikram edilirdi. Yani Kütahya’nın yemek kültürü o kadar zengin ve çeşitlidir ki burada hepsinden ayrı ayrı söz etmem imkânsızdır. Fakat bunu size kısaca özetleyebiliriz; Çorbalar, et yemekleri, güveç, keklik kebabı, tas kebabı, kaz, hindi ve tavuk tiridi, pilavlar, zerde, su böreği, hoşaflar, çeşit çeşit turşular, evde yapılan tatlı çeşitleri ki bunlardan en önemlileri baklava ve kaymak baklavasıdır. Sofraya en son olarak gelen etli yaprak sarma dolması için Kütahya’da özel bir isim kullanılır. Yemeğin bittiğine işaret eden bu sarmaya Kütahyalılar, “kara haber” der. Düğün yemekleri, çok büyük tahtadan imal edilmiş olan yer sofralarında verilirdi.

Bu yazı dizimizi özlü bir sözle tamamlayalım.

Geçmişini, örf, âdet ve geleneklerini bilmeyen milletler, geleceklerinden emin olamazlar.

Kalın sağlıcakla…

 


Web Tasarım: Arena Ajans