Connect with us

DR. KADİR GÜLER

SULTÂN NEVRÛZ ŞİİR TAHTINDA

              Türk tarihi içerisinde binlerce yıldır var olan Nevrûz, Türkistan’dan  Anadolu’ya uzanan yolculuğumuzda başımızın üstünde taşıdığımız geleneklerimizdendendir ve Nevrûz bizim için bahar toyudur. Nevrûz maceramız Selçuklular döneminde Sultân Melikşah tarafından hazırlanan takvimin yılbaşı gününe verilen Nevrûz-ı Sultânî ismiyle adını duyurmuş ve Nevrûz Sultân şiir tahtına kurulmuştur.

            Türk boylarında bahar gelenekleri ve baharın gelişini müjdeleyen şiirler ve türküler çok eskiye dayanır. Binlerce yıldır devam eden şifâhî edebiyatımız içerisinde Nevrûz’la ilgili değişik kutlamalar yer almaktadır. Bu kutlamalar ve törenler  esnasında baksı ve ozanlar, kopuz/dombra eşliğinde  çeşitli kügler ve koşuklar söylemişlerdir.

            Kaşgarlı Mahmud Dîvân-ı Lügati’t Türk’te bahârla ilgili şunları söyler: Bahar yağmurun yağdığı, inci mercan güzelliğinde olan çiçeklerin misk gibi kokularıyla ortaya çıktığı bir zamandır:

Yağmur yağıp saçıldı

Türlüg çeçek saçuldu

Yinçü kabı açıldu

Çından yıpar yuğruşar

            Kaşgarlı, yine bir başka dörtlükte bahârı şu şekilde tasvir eder: Bahar ipek kumaştan döşeklerin serildiği ve türlü çiçeklerin görüldüğü bir mevsimdir. Soğukların kaybolduğu bu mevsim Cennet’e benzer:

Türlüg çeçek yarıldı

Barçın yadhım kerildi

Uçmak yeri körüldü

Tumlug yana kelgüsüz

Nevrûz, edebî eserlerimizin öncüsü Kutadgu Bilig’te kurumuş ağaçların yeşil elbiseler giyindiği ve tabiatın çeşitli renklere büründüğü bir gün olarak anlatılır:

Kurmış yıgaçlar tonandı yaşıl

Bezendi yipün al sang kök kızıl

            …………

Yağız yir yaşıl türkü yüzke badı

Hitay arkışı yadkı tavgaç edi

Altıyüz yıllık bir dönemde binlerle ifâde edilen şâir yetiştiren Dîvân Edebiyatı geleneği içerisinde  Nevrûz’la ilgili çok sayıda şiir söylenmiştir. Nevrûz’la ilgili bu şiirler Dîvân şiirinin halktan uzak olmadığını, halkın duygu ve düşüncelerini yansıttığını bir kez daha ortaya koymaktadır.

Şiirimizin altın çağı olan  klasik divân edebiyatımızın kurulduğu yer Kütahya’dır.  Divân şiirinin kurucu şairleri Şeyhoğlu Mustafa, Ahmedî, Ahmed-i Dâî, Şeyhî ve Şeyhî’nin yeğeni Cemâlî Kütahya’da Germiyan medreselerinde yetişmiştir.

Nevrûzun bayram olarak kutlandığı ve şiir dünyamızda yer aldığı ilk merkezlerden biri Kütahya’dır.  14. asrın usta şairi Kütahyalı Şeyhoğlu Mustafa, 1350 yılı civarında yazdığı eserlerinde Nevrûz’dan şöyle bahseder:

“Nevrûz bayramı âşıkların ve rindlerin meclisidir. Bu bayramı kutlayanın gündüzü Nevrûz, gecesi Kadir ve Berat olur.”

Âşık u rindâne gelgil kim bu meclis rindinün

Günleri nevrûz-ı ıyddur dünleri Kadr u Berat- Şeyhoğlu Mustafa

 On beşinci asırda  Germiyan/Kütahya coğrafyasının yetiştirdiği  Tıp doktoru, eczacı ve divan şiirinin öncü şâiri Şeyhî Yûsuf Sinân, Germiyan Beyi II. Yakup Bey için yazdığı kasîdesinde Nevrûza saygı ve hürmet göstermekte, bu günleri mutluluk günü olarak gördüğünü ifade etmekte ve Nevrûz bayramına sevinmektedir:

Nevrûz uğurlu ve mübarek kabul edilen birlik ve beraberlik günleridir. Bayramlar gönüllere mutluluk veren ve cömertliklerin sergilendiği demlerdir. Nevrûz, bu sevince sebep olmaktadır:

Pîrûzdur bu rûz u hümâyûndurur bu dem

Kim hem-dem oldı ıyd ile nevrûz-ı muhterem-  Şâir Şeyhî

Nevrûz,  on dördüncü asırdan itibaren Tekke-Tasavvûfî  Türk Edebiyatında karşımıza çıkar. Edebiyatımızın  Baba şâirlerinden Kaygusuz Abdal, Nevrûz`u sabâ yeliyle birlikte Gülistan’da karşılar. Tasavvufta Sabâ rüzgarı Sabâ makamında okunan ezandır ve bu vakitler cennet bahçesinde ma’şûkla geçen zamanlardır:

Erişdi bâd-ı nevrûz gülistâne

Gülistân vakti yetti kim uyane

………..

Temamet yeryüzü cünbişe geldi

Behişte benzedi devr-i zemâne

            Bahar mevsimi gelmiş ve bütün cihan yeşillere bürünmüştür. Kainat âdeta cennete dönüşmüştür. Çiçekler bin renk ile boyanmışçasına rengarenk olmuştur. Kimi kızıl, kimi ak, kimi de âşıkların rengi gibi sapsarıdır.

On dördüncü yüzyılın usta şâiri, Sıvas Sultânı Kadı Burhaneddin, Nevruzu Koç karşılaması ve dileklerin kabul edileceği bir gün olarak zikreder:

Yine gördüm bu gün şemsi hamelde

İrişdüm devlete yine el elde

…….

Cihânda yine nevrûz oldı bu gün

Ne kim maksûd ise rûz oldı bu gün

            Nevrûz, Türk kültürünün kendine yer edindiği her yerde görülmektedir. Göçer-konar Vefâî/Haydarî cemaatlerinde Nevrûz, büyük törenlerle kutlanmakta ve âyin-i cemler Nevrûziyyelerle desteklenmektedir.     O gün kırlarda ve bahçelerde yapılan kutlamalarda bu Nevrûziyyelerin okunduğu görülmektedir. Allah’ı, gül bahçesinde anan Nesimî, bülbülün/insan-i kâmilin de bu davete icabet edeceğini  söylediği mısralarına şöyle devam eder:

Bahar oldu gel ey dilber temâşa kıl bu gülzâre

Bıraktı gonceler perde beşâret bülbül-i zâre

…………..

Çemenler muhtelif oldu hezâr elvan çiçeklerden

Açıldı lâle vü nergiz şükreyledi eşçâre

  1. asrın usta şâiri Pir Sultân Abdal, Nevrûz’u Sultân olarak niteler ve destanlaştırır:

Sultân Nevrûz günü cemdir erenler

Gönüller şad oldu ehl-i imânın

Cemâlyâri görüp doğru bilenler

Himmeti erince Nevrûz Sultân’ın

…….

Cümle eşyâ bugün destûr aldılar

Aşk ile didâra karşı yandılar

Erenler ceminde bâde sundular

Himmeti erince Nevrûz Sultân’ın

…….

Pir Sultânım eydür erenler cemde

Akar çeşmim yaşı her dem bu demde

Muhabbet ateşi yanar sinemde

Himmeti erince Nevrûz Sultân’ın

İslamî motifler kazanan Nevrûz kutlamaları, hem Hazreti Peygamber’in peygamberliğinin başladığı gün, hem de Hazreti Ali’nin doğduğu ve Hazreti Fâtıma’yla evlendiği gün olarak kabul görmektedir çünkü nevrûz Ehl-i beytin bayramıdır.

            Nevrûz, saz şâirinin dilinde ve kopuzunun telinde asırlarca terennüm edildiği, bülbülün olanca coşkunluğuyla  gül bahçesine koştuğu gündür. Her çiçeğin kendini beğendiği bu günde nevrûz çiçeği de türkülerimizden birinde şöyle dile gelmektedir:

Nevrûz der ki ben nazlıyım

Sarp kayalarda gizliyim

Mavi donlu gök gözlüyüm

Benden alâ çiçek var mı

            Çayır çimen doldu dağlar

            Yarim gurbet elde ağlar…

Halk şiirinde olduğu gibi klasik şiirimizde de Nevrûz, değişik benzetmelere kaynak olmuştur. Onbeşinci asrın ve Fâtih’in usta şâiri Ahmed Paşa, dilberi Nevrûz’a benzetir:

Ey müneccim rûh u zülfin göricek dilberümün

Iyd-ı Nevrûz’a bulaşmış şeb-i yeldâ göresin

            Divân edebiyatının mihenk taşlarından Fuzûlî, Nevrûz’u Hazreti Ali’nin doğum günü olarak kabul eder. Fuzûlî, Kanunî ‘yi medhettiği terkib-i bendinde, padişahın her gününün Nevrûz olması için dua etmektedir:

Serîr-i hükm-i Burc-i Evliyâ senden bulup zîver

Safâdan her günü Nevrûz u her faslı bahâr olsun

            Şiirimizin bu altın çağında yaşayan şâirler sultanı Bâkî, bir gazelinde o ay yüzlünün Nevrûz’da arz eylediğini söylemektedir:

Gün yüzün arz eyledi nevrûzda ol meh-likâ

Mihr altun kaplu bir âyine virdi rû-nümâ

Bâkî yine bir başka şiirinde de, Nevrûz’u, güzeller sultânının seyre çıktığı gün olarak görür:

Bahâr-ı âlem-i vuslatda ol sultân-ı hûbânı

Temâşâ etdiğim gündür bana nevrûz-ı sultânî

            Divân şâirlerimiz Nevrûz’u on yedinci asırda da benzetme unsuru olarak kullanmışlardır. Kaside ve Nevrûziyye ustası Erzurumlu Nef’i, IV. Murad’ın,

Ey gönül gül devridür vakt-i nev-i Nevrûzdur

Can bağışlar âdeme bu dem dem-i firûzdur

 beytiyle başlayan gazeline karşı yazdığı Nevrûziyye’sinin daha ilk beytinde Nevrûz’un, yani bu  sevinçli günün yılda bir defa gönülleri şâd ettiğini belirtmektedir:

Erişdi bahâr oldu yine hem-dem-i nevrûz

Şâd etse n’ola dilleri câm-ı Cem-i nevrûz

………

Yılda bir olur bu dem-i ferhunde aceb mi

Olmazsa her eyyâmda ger âlem-i nevrûz

Dîvân şiirimizde Nevrûz, adalet dağıtan bir sultândır. Şâirler, sultânın adaletinden istifade etmek istemektedirler. Bu şâirlerimizden biri olan Nev’î, gazelinde Nevrûz’un mutluluk günü olduğunu belirtmekte ve bademlerin çiçek açarak bu sevince ortak olduğunu  ifâde etmektedir:

Nevrûz irişüp hurrem olup âlem açıldı

Yüzi gözi güldi çemen ü badem açıldı

            Nevrûz, sevinç ve mutluluk günüdür. O gün tabiatın sevincine ortak olmalı, hüzünler ve kederler bir kenara bırakılmalıdır.

            On sekizinci asrın lâle bahçelerinde Nevrûz’u bir başka âlemle yaşayan Nedîm, bu günün bir demini Cem’in döneminden yüzlerce defa daha üstün gördüğünü söylemektedir:

Hoşâ mübârek ü mes’ud rûz-ı ferruh-dem

Zihî guşâde vü dil-keş zamâne-i hurrem

…….

Bu rûz odur ki sezâdır olursa bir demine

Fida zamâne-i sad Baykara vü müddet-i Cem

            Nevrûz, birliğin ve beraberliğin  vesilesidir. Çobanından padişâhına Türk milletinin bütün fertleri bayramları aynı telaş, aynı hazırlık, aynı sevinç ve aynı coşkuyla karşılamaktadır. Nevrûz, asırlardır Azeri, Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen ve Uygur Türkleri tarafından bir bayram günü olarak kutlanmaktadır. Bu sevinci sadece Anadolu Türkü değil, bütün Türk dünyası duymakta ve mısralarına yansıtmaktadır. Azerbaycan’ın ölümsüz şâiri Şehriyâr, ünlü “Haydar Baba’ya Selam” şiirinde şöyle der:

Yumurtayı göyçek gülli boyardıg

Çakgışdırup sınanların soyardıg

Oynamahdan birce meger doyardıg

Eli mene yaşıl âşık vererdi

Irza mene Novrûz güli dererdi

Usta Şâir Resulzâde ise Nevrûz’u bahar bayramı olarak kabul etmektedir:

Geldi Novrûz bayramı açıldı güller lâleler

Sebze-pûş oldu çemenler bülbül eyler nâleler

            Türk dünyasının bayramı olarak kabul edilen ve asırlardır kutlanan Nevrûz bayramı, bugün de sınır tanımayarak çok geniş bir coğrafyada kutlanmakta ve şâirlerin ortak konusu olarak işlenmektedir. Türkistan ve Horasan kültüründen ve tarihinden beslenen Nevrûz, her yönüyle Türk gelenek ve görenekleriyle zenginleşmiştir.

            Yarattığı sevgi, kardeşlik, birlik ve beraberlik  ortamıyla bir ümit bayramı olan Nevrûz, geçmiş tarihimizde olduğu gibi bundan sonra da kültürel şölenlerimizden ve toylarımızdan biri olarak kutlanacak,  hem Türk dünyasının kültür coğrafyasında hem de Kütahyamızda yeni şiirlerlerle şiir dünyamızı zenginleştirecektir, Ve’s-selâm…

Continue Reading

Facebook

Öne çıkanlar