Connect with us

DR. KADİR GÜLER

EVLİYÂ ÇELEBİ’NİN KÜTAHYASI II

25 Mart 2017 Kütahya’nın dünyâya armağan ettiği en büyük sanatçısı ve yazarı Evliyâ Çelebî’nin 406. doğum yıldönümü.  1611 yılında doğan Evliyâ Çelebî, Türkçe âşığı bir kalem erbâbı, bir hâfız, mûsıkîşinâs, vakanüvist, sanatkâr, şikemperest, At binicisi, cirit ustası bir cengâver, meddah ve daha onlarca yeteneğe sahip çok iyi yetişmiş bir vatan evlâdı.

Devlet-i ‘Aliyye’ye bağlı, bunun için elli yılını vermeyi ve yirmi beş milyon kilometrekareyi gezmeyi kutsal bir vazife gören bir seyyâh… Üç kıtada otuz ülke, yedi İklim, on sekiz padişahlık ve 257 şehir bu,  dile kolay… 10 cilt 4500 sayfa kitap, dünyada eşi benzeri yok. Bakalım memleketi Kütahya’nın bazı vasıflarını, mesire yerlerini ve Yoncalıyı hangi gözle incelemiş, görelim:

Kütahya’nın Övülen Nitelikleri : Kütahya evlerinin yönü kuzeye baktığı için havası güzel suyu hoştur. Yaylak bir yer olduğu için bağı yoktur lâkin bahçeleri çoktur. Üzümü olur fakat lezîz olmadığından beğenilmez. Resmi kayıtlarda yirmi dört türlü armudu olduğu yer almaktadır. Yedi türlü sulu, parlak ve hoş kirazı olur.

Kütahya`nın beyaz, berrak ve lezîz İlik Paçası Arap ve Acem sınırlarına kadar meşhurdur. Tennur Kebabı ve Kirdesi Bursa’yla yarışır. Kâseleri, fincanları, çeşit çeşit maşrapa, desti, çanak ve tabakları başka diyarda bulunmaz. İznikte kaseleri dahi meşhurdur.

Bu şehrin içinde ve dışında kayalardan doğan  bini aşkın berrak, soğuk ve tatlı su gözeleri vardır. Temmuz ayında bu buz parçası gibi pınarların sularından bir damla içen dirilir, hayat bulur. Bundan dolayı halkının yüz rengi kızıl pembedir. Halkı kuvvetli ve sağlam vücutludur. Pınarları her derde deva bir hekimdir. Bir insan bir kuzuyu tek başına yedikten sonra bu berrak sulardan içse çabucak  hazmeder.

Ulu Câmi önünde Germiyânoğlu İmareti içinde yer alan sulardan içenin can sıkıntısının ve kalp çarpıntısının ortadan kalktığı tecrübeyle isbatlanmıştır. Bu imarete bitişik iki sâkîhâne/sakahâne Hezârdînâr vezirin hayratıdır.

Eski zaman işi binalarını medhetmede dil aciz kalmaktadır. Halkı son derece garîb dostu, cesur, yürekli, yiğit ve bahâdırdır. Beyit:

Ey Firâkî şehrimiz şâhin yuvasıdır bizim

Anınıçün anadan doğanımız Şâhbâz olur

Suyu ve havası latîf olduğundan dolayı seven ve sevileni/âşıkları ve ma’şûkları çoktur. Bunlar hakkında çok sayıda kasîde, penç beyit/gazel ve şehrengîz söylenmiştir. Anadolu’da bir Türkistan vilayeti olmasına rağmen âlimleri, faziletli/erdemli insanları ve şâirleri oldukça fazladır. Çünkü halkı keyif ve eğlenceye dalmış, zevke bulaşmıştır. Dert ve keder, kaygı ve  tasa taşımazlar  bu sıkıntılardan kurtulmuşlardır. Çocukları ve gençleri temiz, son derece akıllı, eğitimli, marifet sahibidir ve cümle halkı  fukarâ dostudur.

Askerleri dâimâ el, kol ve pazularında Doğan, Balaban, Şahin kuşlarıyla birlikte gözü sürmeli ve rüzgâr gibi hızlı atlarına binerek ve yanlarına eğitimli köpeklerini alarak avlanmaya  pek heveslidirler.

Baştan ayağa kaba yün çuha kumaştan ferâce denilen bol yakasız hırkalar, dar kollu üste giyilen kontoşlar ve ağır elbiseler giyerler. Kadınlarının çoğu başlarına altın ve gümüş tas üstüne takye/tepelik takıp üzerlerine kaba yün çuhadan ferace cübbe giyerler ve beyaz car-çarşaf/çarşeb örtü bürünürler. Ayaklarına kadifeden diz üstü çakşır/ yırtmaçlı şalvar altına altın sarısı/sırma renkli çizme giyerler. Son derece edepli ve terbiyeli gezerler.

Yiyecekleri ve içecekleri oldukça ucuzdur. Bir vukye/vukiyye-okka has ve beyaz ekmek bir kuş gözü akçeye satılır. Bir vukıyye/okka koyun eti iki akçe, bir vukıyye sığır eti bir akçedir amma bir vukıyye ciğer üç akçedir. Beyaz ekmeği ancak Kerkükte bulunur. Bir at yemi bir akçedir. Diğer yabancı eşyalar bile bu tarz faydalı/ucuz kazançlıdır ama bütün bunlar  bu yörenin geleneğine bağlıdır.

NOT: Vukye-vukıyye-kıyye/okka 1.282 kilogram; bir okka 400 dirhem, bir Dirhem. 3.2 gram: Akçe 90 ayar 1.154 gram gümüş para… Bu asırda bir altın 120 akçe.. [yüz akçe bir kese]. Bir altın 3.5 gram/yarım altın-420 TL-] 1671 yılına bugünden bakarsak bir akçe 420:120=3.5 liradır. Bir kilo 280 gram sığır eti bir akçe yani 3.5 Lira…2.5 kilo koyun eti 4 akçe yani 14 lira…

 

KÜTAHYA MESİRELERİNİN ÖZELLİKLERİ:

 

Kalenin güney yönünün ardında ferah artıran bir yer olan Sultanbağı ve şairlerin kekliği bol olduğu için Kebkebîr bayırı dediği mesire alanı, can veren latîf sularıyla meşhurdur. Aksu Seyrângâhı, Lasımzâde[Müderris] bahçesi ve Konduvirân başının suları can bahşeder. Bu gözeler ve pınarlar şehrin içinden geçerek aşağı çayır ortasında Felend nehrine karışır.

Üzüm köylerden, kasabalardan ve bir konak uzaklıktaki Geden/Geren şehrinden gelir. Kışı gâyet şiddetli olduğundan dolayı inciri, nârı, limonu ve turuncu olmaz.  Germiyânoğlu kendi eliyle bir servi ağacı dikip bitince Servii denilen mahallesi vardır. Servi bu civarda önemli başta gelen bir ağaçtır ve asla bir odun, kuru, gedik yarık bir ağaç gibi değerlendirilmemiştir.

Bu şehir ovalarında ve çayırlarında deve katarlarıyla Arabların, Urbelerin ganîmet pazarladığı, işlediği bir şehridir. Şehrin doğu ve batısı arasında iki konaklık mesafe olan sonsuz bir ova bulunur. Bir konak mesafe sekiz saatte alınan bir günlük yoldur. Kıble/güney tarafından iki konaklık mesafede olan Afyonkarahisar’a kadar bütün köyler ve kasabalar  bayındır, refah ve şendir. Güney batısında iki merhale mesafede gelişmiş köy ve kasabalarıyla Kütahya son derece büyük ve ulu bir eyâlettir.

Kütahya öncelikle Paşa sancağı [Beylerbeyliği merkezi, eyalet valisinin olduğu yer] ve yirmi dört kadılık yerdir. Öncelikle Emed yani Eğrigöz, Simav, Gedûs, Selinti, Kula, İnay, Eşme, Küt, Sirge, Çakırca, Gököyük, Denizli, Şeyhli, Baklan, Tazkırı, Huma, Kenger, Uşak, Banaz, Honaz, Ezine, Çeharşenbe, Dağardı ve Çal. Bu adı geçen yirmi dört kaza Paşa sancağındadır yani Kütahyaya bağlıdır. Şu yedi nahiye Kütahya Mollasının hükmü/yönetimi altında kazalardır: İlkönce Altuntaş, Gergeviran, Örüncük, Tavşanlı, Gümüş, Emrudlu, Etrafşehir.

Bu eyâletin enlem ve boylamı dördüncü iklimde olduğundan suyu ve havası serttir. Bu şehrin vasıflarını bütün yönleriyle yazmak arzumuzdur ama bu, sözü uzatmak olur. İnşallah bu müsveddeleri düzeltirken daha detaylı yazarız zirâ “El-ma‘nâ fî batnı’ş-şâ‘ir” yani mana şairin karnındadır. Elde ve dilde ipucumuz Allah’ı hamdederek sözü tamamlayalım…

KÜTAHYA KAPLICASININ VASIFLARI:

 

Yoncalı Ilıcası denilen  ılıman ve orta sıcaklıkta yumuşak bir suyu vardır. Kiraz mevsiminde [14 Haziran-13 Temmuz] Kütahya’nın cümle ahalisinden binlerce kişi çadırları ve otağları ile gelirler. Beşer onar gün kalıp eğlenerek ve bu kaplıcaya girerek sağlıklarına kavuşurlar. Yetmiş türlü tesiri ve şifası vardır. Başta Cüzzam/Miskin hastalığı olmak üzere Abraş/Alaca ve saç-sakalda kıl dökülmesi/Saçkıran hastalıklarına faydalı bir ılıcadır.

Sultân Keyhüsrev, bu ılıcanın üzerine bir ulu kubbe yaptırmış, çevresine yer yer halvet odaları ve baştan başa kârgîr binalar inşa etmiştir. Dört bir tarafı dağlıktır. Köşe köşe sık ağaçlık yollar, kenarında pınarlar ve akar sular içinde olan bu yerde herkes eşleri ve kızlarıyla zevk ü sefâ ederler ve tazelik kazanıp gençleşerek duyguları artar. Dört bir tarafındaki köylerden o kadar yiyecekler, içeçekler ve meyve  çeşitleri gelir ki pazar ahalisine anlatılamaz bir faydalı kazanç olur.

Yoncalı hakikaten zevk ü safâ edecek bir gezinti ve mesire yeridir.  Seyretmeye ve gezmeye layık bu yerde zevk ve safa süren dostlarımızla vedalaştık. Doğu tarafındaki şen bayındır köyleri ve kasabaları geçip on saat gittikten sonra Altıntaş’a vardık…

 Kütahyalı olmaktan gurur duyan Ey Koca Seyyâh! Seni bu yıl da kendi kendimize hatırlamaya çalıştık. Şehrini senin gözünle senin dilinle kaleme almaya çalıştık. İyi ki bu satırları kaleme almışsın, bize de okuma fırsatı veriyorsun.  Mekânın cennet olsun,  Ve’s-selâm…

Continue Reading

Facebook

Öne çıkanlar