omerayvaz

SES TONUNU AZALT… VE LÜTFEN BAĞIRMA…

Genellikle istenilen şey istenilen anda / zamanda yerine getirilmezse isteyenin ses tonu yükselmeye başlıyor.

Ses tonu yükseldikçe ve bağırma halini alınca istek yerine geliyor ya da getiriliyor.

Getiriliyor, söylenen yapılıyor da isteyende MUTSUZ, istenen de MUTSUZ oluyor.

 

Örneğin: Kibar ve nazik bir ses tonu ve gülümseyen bir yüz ifadesiyle

  • Yavrum, lütfen o telefonu bırak ve ödevlerini bitir haydi…
  • (ses yok)

Ses tonu biraz artıyor…

  • Oğlummm, o telefonu bırak ve çabuk dersinin başına!
  • Tamam… ( Telefon oynamaya devam ediyor)

Gerginlik oluşuyor ve ses tonu biraz daha artıyor.

  • Ne diyorum ben sana. Çabuk ol! Haydi!
  • Tamam anneee / babaaaa…. 5 dakika daha…

İstenilen süre 5 dakika, geçen süre 10- 15 dakika.

İyice yükselmiş ve bağırma haline dönüşmüş bir ses tonu

       – Ver o telefonu, geç odana! Bana bak ………..!

–  Bedensel tepkiler ve anlaşılamayan mırıldanma şeklinde tepkiler ve ders/ödev için odaya geçiş.

Bu yaşananlar sonunda odasına geçen çocuk / genç ders çalışacak/ödev yapacak ve ne yaptığının farkında olacak mı?

Hayır…

Peki, özelde çocuklar, genelde insanlar neden kendilerinden kibarca, zarifçe ve rica ile istenileni yapmaz da illâki bağırılınca ve emir kipinde söylenilince yapar?

Öyle öğrendiği / öğle öğretildiği için…

Kim öğretti?

Öncelikle birlikte yaşadığı anne ve babası,

Daha sonra okulda öğretmeni,

Ve tüm modeller…

 

Aynı durum örneğin tersi için de geçerli.

Birinci aşamada çocuk bir şeyi istiyor ve isteği yerine getirilmiyor ama izah ve ikna da edilmiyor.

İkinci aşamada çocuk sesini daha fazla yükselterek istiyor, yine “olmaz, hayır” ile karşılaşıyor.

Üçüncü aşama ise BAĞIRMA, HIRÇINLAŞMA VE YÜKSEK SESLE AĞLAMA aşaması.

Üçüncü aşamada çocuğun isteği hoş görülmeyerek de olsa yerine getirilince çocuk bunu öğreniyor ve zihninde “ bir şey isteyeceğin zaman, bağır, ağla, hırçınlaş ki o zaman yapılır.” Düşüncesi yer ediyor.

 

İşte çarşıda, pazarda, markette, sokakta annesinin eteğinden yapışarak bir şeyi ağlayarak ya da bağırarak isteyen çocuk, isteği karşılanmayınca kendini yerlere atan çocuk…

Amacımız suçlu aramak ve yargılamak değil tabii ki…

Siyasi gönderme hiç değil.

Bu durum bugünün sorunu da değil.

Ben bildim bileli, gördüm göreli genellikle hep böyleydi.

Alınganlığa da gerek yok.

İnsanımızın yüzyıllardır yönetilme biçimi (aile, mahalle, okul…) buna benzer olduğu için olabilir mi?

Biz öncelikle kendimizden ve çocuklarımızdan sorumlu olduğumuza göre,

Mensup olduğumuzu iddia ettiğimiz inanç sistemi İLETİŞİME, MUHATABA SAYGIYA ve EMPATİYE birinci derecede önem verdiğini vurgulamasına rağmen,

Örnek İnsan’ın (s.a.v) uygulamaları da SAĞLIKLI İLETİŞİM, MUHATABA SAYGI ve EMPATİ nin güzel örnekleri ile dolu iken biz neden böyleyiz ve her şeyden daha çok sevdiğimiz çocuklarımızla bağrışmadan konuşmak, anlaşmak ve birbirimizi anlamaya çalışmak konusunda başarılı değiliz.

Bu konuda toplumsal bir seferberlik olsa ve bunu başlatanlar ve örnekleyenler de bizler olsak…


Web Tasarım: Arena Ajans