omerayvaz

ERGENLER GERÇEKTEN MUTSUZ, HUYSUZ, HUZURSUZ VE GEÇİMSİZ MİDİR?

Dışarıdan bakınca, insanın yapısını ve gelişim sürecini bilmeyince böyle görünür ve böyle zannedilir. Ergenler kendi tercihlerinden kaynaklanmayan beyin gelişimleri nedeniyle en çok anne ve babaları tarafından, onu tanıyan yakın çevreleri ve öğretmenleri tarafından hak etmedikleri şekilde suçlanır ve tepki alırlar.
Günümüzde beynimizi daha iyi tanıyınca, eskiden zannedildiği gibi beynimizin gelişiminin 10 lu yaşlarda tamamlanmadığını, hızlı gelişiminin 20 li yaşların başına kadar devam ettirdiğini öğrenmiş olduk.
20’ li yaşlardan sonra ise beynimiz artık olgunluk evresine girmiş olur. Ergenlik süreci de biter…
Çocuklarda olduğu gibi genç beyinlerde de bizi diğer canlılardan farklı kılan beynimizin ön kısmı (frontal korteks) en hızlı gelişim ve değişim gösteren bölümlerdendir.
Önceki yazılarımızda da zaman zaman değindiğimiz karar verme, muhakeme etme, irade, uygun olmayan davranışları baskılama bölümü olan beynimizin ön kısmı ERGENLİK DÖNEMİNDE (Adölesan) olağan üstü ve şaşırtıcı değişimler gösterir.
Orta ve ileri yaştaki insanların (anne ve babaların) ergenlerde şikâyet ettikleri birçok sorun aslında ergenin beyninin bu olgunlaşma öncesi döneme bağlı yapılanma, dürtü ve davranışlarıyla ilgilidir. Çocuğun bilerek ve isteyerek yaptığı şeyler değildir. Anne babayla sürtüşmelerden kaynaklanan “ sinir olunca sen de karşındakini sinir etmelisin” yaklaşımı hariç tabii ki.
Ergenlerle birçok konuda TERS DÜŞME ve farklı düşünme, ergenlerin olgun insanların davranışlarındaki amaçları ve niyetleri doğru okuyabilme becerisini beyin yapılarının gelişme sürecini henüz tamamlayamamış olmasından, bu becerileri henüz kazanamamış olmalarından kaynaklanır.
Ayrıca ergenlik süreciyle ilgili hormonların daha aktif olması ebeveyn- ergen arasında oluşacak sorunlar için yeter sebeptir.
Ergen beyin diğer insanlarla, özellikle de anne ve babayla girdiği çeşitli tartışma ve sürtüşmelerde sınır koyabilmeyi, anlamlandırabilmeyi, onların gözünden olayın nasıl göründüğünü anlamaya daha yeni yeni başlamıştır.
Örneğin; erişkinlerde tam olarak gelişmiş olan ön beyin, risk alma davranışlarını engelleyebilirken, ergenlerde DUYGUSAL ve İÇGÜDÜSEL bölümlerden gelen istekleri kontrol edip engelleyebilecek yapı henüz tam olarak gelişmediğinden ergenler anne, baba ve diğer yetişkinlerce APTALCA DAVRANAN ve ALMAMASI GEREKEN RİSKLERİ alan bireyler olarak görülür.
SONUÇ:
Anne, baba ve ergen arasında en basit ve sıradan konularda bile KIYAMETLER KOPAR, SÜRTÜŞME, ÇATIŞMA, RESTLEŞMELER SIRADANLAŞIR.
Bu durum ÇOCUĞUNUZLA ARANIZDA aşılamayacak DAĞLAR ve OKYANUSLAR oluşmasının, çocuğunuzun bedenen olmasa da RUHEN, GÖNÜL ve DÜŞÜNCE DÜNYASINDA adım adım sizden uzaklaşmasının başlangıcıdır.
Ebeveynler ve eğitimciler şu gerçeği göz ardı etmemeliler:
Şekeri yüksek seviyeye çıkmış bir diyabet hastasına “ŞEKERİNİ ÇABUK DÜŞÜRMELİSİN! Çabuk, çabuk, hemen şimdi düşür şekerini!” demek,
Tansiyonu yükselmiş ve tehlike sınırlarına dayanmış birisine “ Hey, çabuk düşür tansiyonunu, felç olabilirsin, beyin kanaması geçirebilirsin! Haydi, hemen düşürmelisin tansiyonunu, şimdi, şimdi, çabuuuk!” demek ne kadar sonuç alıcıysa (!),
Bir ergenle tartışarak sizi anlamasını beklemek ve “ haklısın anne/baba” demesini beklemek yukarıdaki örnekler kadar sonuç alıcıdır.
Ne mi yapalım?
ÇOCUĞUNUZU SEVİN…
Sevgi, saygı ve sabrın aşamayacağı engel yoktur.
Çocuğunuzu çok sevdiğinizi bizler, elalem, konu- komşu, hısım- akraba… Biliyoruz. Bunda hiçbir şüphe ve tereddüt’ümüz yok. Çocuğunuzu çok sevdiğinizi bizlere ispat etmenize gerek de yok.
O’nu karşılıksız ve çok sevdiğinizi O’nun bilmesini sağlayın.
Sevdiğinizi çocuğunuza hemen, şimdi, bugün ve her zaman ispat edin.
Sevgiyle kalın.


Web Tasarım: Arena Ajans