mehmetyaylioglu

KÜTAHYA’NIN AKSU EFSANESİ (HANIM SULTANI ÖLÜMDEN KURTARAN AKSU)

Konya Selçuk Devleti’nin son zamanlarında; bu devletin padişahının çok sevdiği bir kızı varmış. Dünyada eşi az bulunur derece güzelliği olduğu bilinirmiş. Bu nazlı ve güzel kız, bir gün hastalanır, günden güne sararıp solmaya başlar. Hekimlere, hocalara, bakımcılara başvurulur ama hiçbiri bu yavrunun derdine derman olamaz. Gel zaman git zaman hastalık ilerler, kızcağız bir deri bir kemik kalır. Bir gün padişahın ihtiyar ve tecrübeli sohbet arkadaşı huzura çıkıp, “hünkârım, evladınız için içiniz yanar, bilirim. Ama bu diyarın hekimleri bu işte aciz kaldı. Derdi anlayıp derman bulamadı. Buna çare olursa Germiyan ilinde olur. Bu diyarda bir Aksu vardır. Orada bir süre hava değişimi yapılırsa, hanım sultan şifa bulur” der.

Padişah, son umut olarak sohbet arkadaşının tavsiyesine uyar ve Germiyan Beyi’ne ricada bulunan bir mektup yazar. Bu arzusu Germiyan Beyi tarafından hüsnü kabul görür ve derhal kızını Germiyan ili Kütahya’ya gönderir. Hanım sultan beraberinde hekimi, dadıları ve hademeleriyle beraber Kütahya’ya yerleştirilir.

Kütahya’da Aksu tepesinde büyük pınarın başında çam kokuları arasında çadırlar kurulur. Germiyan’ın hekimleri Selçuklu’nun hanım sultanı için seferber olup tedaviye koşarlar. Güzeller güzeli hanım sultanın iştahı açılmaya başlar. Dizlerine derman, gözlerine fer gelir. Vücudu tombullaştıkça, yanakları pembeleştikçe neşesi açılır.  Eski güzelliği ve çevikliği geri gelir. Ve bu güzel yerlerde kır perileri gibi serâzat gezer, dolaşır. Kütahya’dan Konya’ya dönüşte annesi ve babası hayret içinde kalır. Neredeyse kızlarını tanıyamazlar. Öyle ya, kız sıhhat bulmuştur.

Sonra hekimler, bunun sebep ve hikmetini araştırır, bazıları, “Hanım sultan su içmiştir. Bu su yolda gümüş madenine uğramış, onun için ak ve şifalıdır” der. Kimisi de, “Mayısın 13’ünde yoğurt yemiştir. Bu yoğurt iri gövdeli, ay boynuzlu, sarı renkli ineklerden alınmış sütten yapılmış. Bu inekler bu mevsimde Aksu tepesinde yetişen kokulu ve şifalı otları yerler ve şifa hassasını buradan kazanırlar” der.

Bir kısım hekimler ise, “asıl hassa buranın tertemiz havasıdır. Bu havada yaşayıp da iyi olmayacak hasta az bulunur” diyerek havasını ve bol oksijenini methederler. Fakat hepsi, bu mevkiinin hava, su ve besin bakımından sağlık değeri üzerinde birleşirler.

Hekimlerin bu görüş ve düşünüşleri Selçuklu padişahına bildirilir. O da biricik güzel kızının hayatını geri kazandıran bu güzel yerde, büyük pınarın başında şahane bir köşk yaptırır.

Evet, Aksu efsanesi böyle bir anlatım ile bize kadar nakledilmiştir. Bu efsane, merhum Halil Kadri Erdem tarafından, 1964 yılı Kasım ayında Kütahya’da yayımlanan Aksu dergisinin birinci cildinin ikinci sayısında neşredilmiş. Halil Kadri Erdem Bey, yazısının sonuna küçük bir not düşerek, “Bu efsaneyi Kütahya tarih ve folkloru üzerine derin bilgisi bulunan Vahit Paşa kütüphanesi müdürü Hamdi Aydın’dan dinledim” diye belirmiş. Ruhları şâd olsun.

Kütahya değerlerini bilmeli, kaybetmemeli. Kültürüne ve tarihine sahip çıkmalı. Yozlaşmamalı ve dahi yobazlaşmamalıdır. Yobazlıktan sadece din anlaşılmamadır. Yobazlığın her türlüsünden uzak durulmalı ver hatta kaçılabildiği kadar kaçılmalıdır. Zamanımız ve imkânımız el verdiği müddetçe bu türlü yazılarımız ile Kütahya’nın değerlerine sahip çıkmaya gayret göstermek arzusundayız.

Sevgiyle kalın…

Ey Firaki, şehrimiz şahin yuvasıdır bizim,

Anın içün anadan doğanları şahbaz olur.

Kütahyalı Firaki (Abdurrahman Çelebi)


Web Tasarım: Arena Ajans