mehmetyaylioglu

NALINCI BABA OLAYI VE İBRETLER

Bu yazdıklarım hikâye değil, gerçekten yaşanmış bir hadisedir. Osmanlı padişahlarından Sultan 3. Murat’ın devrinde geçmektedir. Padişah o gün oldukça telaşlıdır. Veziriazam Siyavuş Paşa dayanamayıp; “Hünkârım, canınızı sıkan bir şey mi var?” diye sorar. “Akşam garip bir rüya gördüm, hayırdır inşallah” der Sultan Murat ve ekler: “Hayır mı, şer mi öğreneceğiz, hazırlan, dışarı çıkıyoruz.” Padişah ve veziriazam, hoca kılığında çıkarlar yola.

Seri adımlarla Beyazıt’a çıkarlar, oradan Vefa, Zeyrek derken aşağılara doğru sallanırlar. Unkapanı civarına geldiklerinde, yerde yatan bir ceset görürler ve oradaki ahaliye cesedin kime ait olduğunu sorarlar. Kalabalıktan bir kişi; “Aman hocam, sakın bulaşma bu cesede. Kırk yıllık komşumuzdur, ama ayyaşın biridir” der ve tafsilata devam eder: “Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar Çarşısı’nda nalıncıdır. Fakat kazandıklarını içkiye, fuhşa harcar. Şişelerle şarap taşır evine ve nerede bozuk ahlaklı kadın varsa takar peşine, götürür. Onu kimse camide de görmemiştir. Nihayet öldü, mahalleli kurtuldu…”

Daha sonra tüm mahalleli gider. Koca padişahla veziriazam, cesedin başında kalakalırlar. Kısa bir şaşkınlıktan sonra; Sultan Murat vezirine dönerek; “Herkes gitti ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle bu insan bizim tebaamız. Defini tamamlamak gerekir ve bunu biz yapmalıyız” der. Siyavuş Paşa kem-küm etmek istese de padişah kararlıdır: “Önce nâşı kaldıracağız, yıkanmasını, paklanmasını, telkinini, kısacası her şeyini biz yapacağız. Hem rüyadaki hikmeti çözemedik daha.” “Emredersiniz sultanım” der veziriazam. Sultan Murat’la Siyavuş Paşa, yüklenirler cesedi, gelirler Fatih Camii’ne. Vezir, kefen tabut bulur. Padişah ise kazanı kaynatır. Cesedi bir güzel yıkarlar ki, naaş güzelleşir. Sanki mevtanın alnında bir nur aydınlanır. Padişahın da, vezirin de kanı ısınmıştır bu adama. Uzatmayalım, meçhul nalıncıyı kefenleyip, ardından tabuta yerleştirip, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine daha bir hayli vardır. Vezir Siyavuş Paşa; “Sultanım, sorup soruşturmadan cenazeyi buraya getirdik. Belki hanımı ve çocukları vardır” der. “Haklısın” der padişah, “Sen burada bekle, ben şöyle bir dolanayım.”

Sultan Murat, bu garip maceranın başladığı noktaya gider, yeniden soruşturup nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hoca kılığındaki cihan padişahından hadiseyi metanetle dinler. Enteresandır, yaşlı kadın şaşırmamıştır ve sanki bu vefatı bekler gibidir. Bakın neler söyler kadın, padişaha: “Hakkını helal et evladım, belli ki çok yorulmuşsun. Bizim efendi, bir âlemdi, vesselam! Akşamlara kadar nalın yapardı… Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; hemen satın alırdı. Sonra da getirip helâya dökerdi. “Niye böyle yapıyorsun?” diye sorduğumda; “Ümmeti Muhammed, içip günaha girmesin diye” derdi. Sonra, malum kadınların ücretlerini öder, üstelik onları eve getirirdi. “Ben şimdi sizin zamanınızı satın aldım, öyleyse şimdi dinlemeniz gerek” derdi kadınlara. O çeker giderdi, ben menkîbeler anlatırdım kadınlara. Tabi, ahali bunları bilmezdi ve olmadık iftiralar atarlardı. Hoş, milletin ne düşündüğü umurunda değildi. O hep uzak mescitlere giderdi. “Öyle bir imamın arkasında namaza durmalı ki, tekbir alırken Kabe’yi görmeli’ derdi. Bir gün; “Bak efendi” dedim; “Sen böyle yapıyorsun, ama komşular seni kötü belleyecek ve korkarım cenazen ortada kalacak.” “Haklısın hanım, kimseye zahmet vermeyeyim” dedi ve mezarını bahçeye kendi kazdı. Ama ben üsteledim; “İş mezarla bitiyor mu, seni kim yıkar, namazını kim kıldırır?” dedim. O ana kadar ihtiyar kadını soluksuz dinleyen Osmanlı Devleti’nin kudretli Padişahı 3. Murat heyecanla sorar: “Ne dedi o zaman?” “Efendim, önce uzun uzun güldü, sonra da dedi ki; Allah büyüktür be hatun, hem padişahın işi ne ki, o yıkar.”

Peki, kimdir bu kendisini yıkayacak olanı dahi keşfeden keramet ehli insan? İstanbul Cibali’de metfun bulunan ve Nalıncı Baba olarak da anılan bir evliyadır. Künyesi; Bergamalı Muhammed Mimi Efendi’dir. 1592 yılında vefat etti. Türbesi Unkapanı’nda, eski Cibali tütün fabrikasının arkasında, Haraçzade Camii karşısındadır. Padişah Sultan Murad, menkıbede belirttiğim gibi defin işlerini bizzat yaparak mübareği evinin bahçesine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, önüne bir çeşme koydurdu. Ve bu cennet mekân zat, İstanbul’da metfun bulunan sayıları bilinmez nice Allah (C.C.) dostlarından sadece biridir.

Sevgiyle kalın…

Ölürse ten ölür, can ölesi değil. Yunus Emre Hz.


Web Tasarım: Arena Ajans