mehmetyaylioglu

BABAN GİBİ GİTTİM İSE BANA DA YUH OLSUN (YUH BABA)

Dünkü yazımda Nalıncı Baba’yı kaleme almıştım. Siz sevgili okurlarımdan olumlu yönde yüzlerce mesaj aldım. Milletimiz bu türlü yazıları daha bir hayret ile okuyor. Bu nedenle bugün de Yuh Baba’nın hikâyesini kaleme almak istedim. Buyurun, okuyun lütfen.

Yuh Baba isminde bir Kâmil insan yaşamış Üsküdar’da. Asıl mesleği marangozluk olan Yuh Baba’nın (Derviş Ahmet) atölyesi kabristana giden yol üzerinde imiş. Fani dünyaya gözlerini kapatanlar, cenaze merasimlerinin ardından defin edilmek üzere kabristana götürülürken Yuh Baba’nın dükkânı önünden götürülürmüş. Yuh Baba, bazılarının arkasından yüksek sesle “YUHHH” diye yüksek perdeden bir ses ile nida edermiş. Üsküdar halkı artık buna alışık hale gelmiş. İlk zamanlar bu durumu yadırgamış olsalar da artık bu duruma alışmışlar.

Bir gün Üsküdar’ın önde gelen zenginlerinden birine ölüm hak vaki olmuş. Kalabalık bir cemaat ile cenaze merasimi yapılmış. Her cenaze gibi bu mevta da Yuh Baba’nın mekânının önünden geçirilerek kabristana götürülürken, hazret kapıya çıkıp üç defa “YUH YUH YUHHHH” diye bağırmış. Bu defa her zamankinden farklı nida eden Yuh Baba’nın bu hareketi ölen adamın küçük oğlunu çok üzmüş. Genç kendi kendine söz vermiş. “Eh Yuh Baba, sen ölünce arkandan yuh çekmezsem adam değilim” demiş.

Bu arada, Yuh Baba her cenazenin ardından değil, bazılarının ardından yuh çekermiş. İnsanlar Yuh Baba tarafından yuhalanmayanlar için “demek ki iyi bir adammış” diye kendi aralarında konuşur olmuşlar. Gel zaman git zaman bizim Yuh Baba da Hakk’a yürümüş. Kimi kimsesi olmayan bu Hakk dostu Kâmil insanın cenazesine duyan herkes gelmiş. Babasının cenazesinde intikam yemini eden genç de ölüm haberini duyduğu gibi camiye koşmuş. Namazın ardından omuzlara alınan Yuh Baba, dükkânının önünden geçirildiği sırada en arkadan yüksek bir sesle “YUH” diyen birinin sesi duyulmuş. Bu yuhalamayı yapanın intikam yemini eden genç olduğunu gören cemaat yoluna devam edecekken birden tabut kapağı açılmış ve Yuh Baba hafifçe doğrulmuş. “Baban gibi gittiysem bana da yuh olsun. YUH…” demiş ve geri yatmış.

Yuh Baba’nın kabri şerifi İstanbul Üsküdar mezarlığındadır. Hâlâ ziyaretçileri vardır. Yuh Baba’nın bu ibret dolu hikâyesi de yüz yıllardır dilden dile aktarılmıştır.

Ölünce arkamızdan “YUH” dedirtmek istemiyorsak, insanca yaşamalıyız. İnsanca yaşamak bizi ahlaklı, sevgili, edepli ve hoş bir insan yapar. Yukarıdaki hikâyeyi okuyup, “yahu ölen biri nasıl doğrulur da konuşur” diyebilirsiniz. Siz olayın o kısmına takılmayın. Arkasından “yuh” çekilenlerin ya da çekilmeyenlerin durumunu düşünün. Böylece hikâyede ne anlatılmak isteniyor çözmüş olursunuz. Örneğin, filmde biri vuruluyor ve adam ölüyor. Gerçekte o adam ölmüş mü olur? Ama anlatılmak istenen durum ve aktarılmak istenen duygu aynen anlatılmış olmuyor mu? Pek tabi aynen öyle oluyor.

Ahlaklı dediğimiz insanlar, güzel ahlaklı olan insanlardır. Çünkü ahlaksız olan kişi, insan olamaz. Dikkat edilirse toplumda sevilen sayılan, aranan ve hep bir yerlere getirilen, görev verilen insanlar bilgi ve becerilerinden ziyade ahlakı güzel olan insanlardır. Çünkü işin aslı esası budur. Ne var ki, güzel ahlaklı olmak kolay bir iş değildir. Kolay olsaydı eğer herkes güzel ahlaklı olurdu. Bu işin hem fıtrat hem eğitim tarafı vardır.

İnsanlar ahlakın ne olduğunu anlatma yerine onun semerelerini, ne olarak göründüğünü anlatırlar. Oysa ahlakın hakikati, bir huyun insanda tabiat haline gelmesi ve düşünüp taşınma ihtiyacı duymadan o huyun kendiliğinden ve kolayca davranışa dönüşmesidir. Yani, ahlak refleks haline gelmiş davranışlardır.  Hâl böyle olunca arkamızdan yuh yemeden gideriz.

Sevgiyle kalın…

Aşkın pazarında canlar satılır,

Satarım canımı alan bulunmaz.

Yûnus öldü deyu salâ verirler,

Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez.


Web Tasarım: Arena Ajans