HEM MÜSLÜMAN HEM DE PUTPEREST OLUNMAZ

Bundan 4 bin yıl önce var olan Keldânî Kabîlesi, senede bir gün toplanır, bayram yapardı. Babası Âzer, Hazret-i İbrâhîm’e “sen de bugün bayram yapmak için bizimle gel” dedi. İbrâhîm aleyhisselâm, yolda hastalığını mâzeret göstererek geri döndü ve hemen puthâneye gitti. Orada gümüş, bakır ve ağaçtan yapılmış putlar vardı. Önlerine de, bereketlenmesi için yemekler konmuştu. En iri put, altından yapılmış bir tahtın üzerine oturtulmuştu. Sırma elbiseler giydirilip başına taç konmuştu. İbrâhîm peygamber, büyük putun dışındaki putların hepsini balta ile kırdı. Sonra da baltayı büyük putun boynuna astı. Akşam olunca Keldânî Kabîlesi sakinleri, bayram yerinden puthâneye döndüklerinde, gördükleri manzara karşısında büyük bir şaşkınlığa düştü. Tahmin yürüterek, “bu işi yapsa yapsa ancak İbrâhîm yapar” dediler. Ardından hemen İbrâhîm aleyhisselâmı bularak sordular, “bu işi sen mi yaptın?” İbrâhîm aleyhisselâm şöyle cevap verdi: “Büyük put, kendisinden başkasına tapınılmasını istemiyordu. Bu sebeple diğerlerine kızgındı. Sonunda hepsini balta ile parçalayıp baltayı da omzuna asmış olabilir. İsterseniz bir de kendisine sorun, durumu size o anlatsın.”

Putperest halktan sesler yükseliyordu, “Putlar konuşamaz” diye homurdanıyorlardı. Bunun üzerine İbrâhîm peygamber onlara, “o hâlde, nasıl olur da kendilerini bile koruyamayan şu aciz varlıklar, sizi korur? Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” dedi. İsa peygamberden 2 bin yıl önce yaşadığı bilinen İbrahim peygambere ve onunla beraber olanlara selam olsun.

Günümüze gelirsek farkında olmadan putlaştırdığımız o kadar çok şey var ki inanın yazarak bunları sıralayamam. Birkaç örnek vermek gerekirse çok belirgin olanlarını kaleme alalım. Aşırı bir şekilde sevdiğimiz ve “o olmadan yaşayamam” dediğimiz ne var ise işte o bizim gizliden gizliye tapındığımız bir put oluveriyor. Oysa biz sadece Allah’a secde ettiğimizi ve yalnızca ona ibadet ettiğimizi sanıyoruz. Sahiplendiğimiz ve aşırı derecede sevdiğimiz şeylerin asıl sahibi Hakk teâla hazretleri değil midir? Sahibi olduğunu sandığımız bir nefesin bile hükmü bize ait değilken nasıl olur da, “benim gözüm, kulağım, arabam, evim, çocuğum” ya da “param” diyebiliriz? Ya da bir devlet başkanını, parti liderini, ağasını ve patronunu putlaştırıp “onun yolunda çocuğumu bile kurban ederim” demek de bir putlaştırma ve şirk koşmaktır. Bunu hiç düşündünüz mü? Bu dünyaya gelişte bizim bir tasarrufumuz olmadı ki? Yani dünya gözü ile gördüğümüz görmediğimiz her ne varsa sadece bize hizmet etmesi için Hakk tarafından görevlendirilmiş varlıklardır. Bize hizmet etmesi için görevli olan maddi şeylere aşırı bağlanmak bir putperestliktir.

Bir de şu var Allah’ı kendimizin dışında aramaya başladığımız andan itibaren de putperest bir inanca sahip oluyoruz. Allah dışarıda değil, bizimle beraber. Bunu kendi kelâmı olan Kur’an’da okumuyor muyuz? “…şâh damarınızdan daha yakınım…” O halde niye Allah’ı sadece camide, kursta vs. yerlerde arıyoruz. Yere göğe sığmayan Allah, kulunun gönlündedir. O yüzden onu dışarıda aramak, bilerek ya da bilmeyerek dahi olsa putperestliktir.

Gelin bugünden tezi yok şu putlarımızı Hz.İbrâhîm gibi kırıp geçelim. Dünya’ya biat etmek can devletlisine ihanet etmek olur. Melâmî erenlerinden Osman Kemâli Baba’nın bir nutk-u şerifinden alıntı yapalım:

İnsan ikiden hâli değil işbu cihanda,

Yâ cânını ten, yâ teni cân eyledi gitti!

İşte tam bu sözden alarak konumuzu dünyaya meyil etmemeye getirmek istiyorum. Dünya dedikleri bir gölgelik, insan gölgede daim kalmaz. Can ile tenin tevhit yani bir edilmesi gerekiyor. Ten cana biat eder ise dünyaya geliş amacımız aslına dönmüş olur. Bunu sağlamanın ilk yolu da putlarımızı kırmaktan geçer…

Sevgiyle kalın…

Bu vücûd iklîmine bin cân gelir, bir cân gider.

Gâhî cânân cân olur, gâh cân bî-cânân gider.

Emr-i nefse râm olup, dâim mücâhid olmayan,

Hâib ü hâsir kalır, nâdân gelir nâdân gider.

Osman Kemâli (k.s.)


Web Tasarım: Arena Ajans