ELLİ KURUŞ VEREN HACI TÜCCAR VE GENELEV KADINI

Aziz Mehmet Dumlu Kütahyevi hazretlerinden bize duyurulan ve kendi anlatımıyla Ayşe Nur Sır hoca tarafından bir kitapta kaleme alınan bir anekdotu size aktarmak istiyorum. Kütahyalı Gönül Sultanları isimli kitaptan, Aziz Mehmet Dumlu Kütahyevi hazretlerinin ifadeleri ile birebir olarak sunuyorum.

“Bir kış günüydü. Elifzade Nuri Efendi’nin dükkânındaydım. Sohbet ediyorduk. Kapıdan bir beyefendi girdi. Kelli felli, boylu boslu, iri yarı bir bey. Üzerinde kadife kumaştan bir palto ve uzun bir kaşkol vardı. Fötr şapka giymişti. O zamanlar pek modaydı. Selâm verdi: “Ben Balıkesirli’yim. Kereste tüccarıyım. Domaniç orman deposundan beş kamyon kereste aldım. Aldığım kerestelerden iki kamyonu işlem görmemiş, damgasız, kaçak görünüyor. Orman Bakanlığı’nın memurları, iki kamyona da el koydu, depoya aldı. Bu benim hatam değil, oradaki işçilerin hatasıdır. Ben hacıyım.” dedi. Tüccar kendini aklamak istiyordu. Bunun için de Nuri Efendi’den halini arz eden bir dilekçe yazmasını istedi.

Nuri Efendi, Osmanlı edebiyatına vâkıf bir insandı. Bu tür dilekçelerde ustaydı. Hâkimler onun dilekçesini bilirdi.

Durumu anlayıp dinleyen Elifzade, bir dosya kâğıdını dolduracak şekilde bir dilekçe yazdı. O günlerde bir dosya kâğıdı dilekçenin bedeli 10 liraydı. Tüccar: “Borcumuz nedir?” diye sorunca Nuri Efendi: “Ver bakalım gönlünden ne koparsa.” dedi. Asla bedeli söylemez, rakam vermezdi.

Tüccar, palto, pardösü, ceket, yelek iç cep, dış cep yokladı sonunda bir 50 kuruş buldu. Çıkardı masanın üstüne koydu. Nuri Efendi, adamın yüzüne ciddi ciddi şöyle bir baktı, onu baştan ayağa süzdü; bakışlarını adama yönelterek: “Koy biraz daha!” dedi. Tüccar: “Beyim, bütün var. Bozdurursam gidiverir.” dedi. Bunun üzerine Nuri Efendi: “Al bunu da o zaman. Birazdan lâzım olur.” demesin mi? Adam pişkin pişkin: “Yokkk! O kalsın.” dedi ve dükkândan çıktı gitti. O günlerde kahve karaborsaydı ve bir fincan kahve 30 kuruştu. Kızılay binasının altında kahve ocağı vardı. Mübaşir Ömer Efendi’nin oğlu Abdurrahman Bey işletirdi.

Elifzade: “Hafız Efendi, bu 50 kuruşa 10 kuruş daha ekleyelim birer fincan kahve içelim.” dedi. Alıp geleyim efendim, dediğimde: “Ben gideyim, kendim alayım, parasını da peşin vereyim.” dedi ve bana müsaade etmedi. Nezaket sahibi, edepli insan. Misafirine hizmet etmeği, insana hizmet etmeği seviyor. Gitti, parasını verdi. Birazdan kahveler geldi. Birer yudum aldık. Kapının önünde bir fayton durdu. Faytondan süslü püslü, güzelce bir hanım indi. Genelev hanımlarından biriydi. Tavrından anlaşılıyordu. İçeri girdi: “Amcacığım, bana bir dilekçe yazar mısınız? Bursa genelevine naklimi istiyorum.” dedi. Bir satırlık bir yazıydı. Elifzade yazdı: “Buyur kızım. Bunu al hükümete götür, seni emniyete havale ederler.” dedi. Hanım: “İşlemleri biliyorum efendim,” deyip tuttu çantasından 5 lira çıkardı. Vermekle de kalmayıp mahcup bir tavırla: “Amcacığım, daha çok vermek isterdim ama faytoncuya da para kalmıyor.” dedi ve dükkândan çıktı, faytona binip gitti.

Bu olay üzerine Nuri Efendi ayağa kalktı: “Hafız Efendi, bu hacı, bu tüccar, bu patron, bu varlıklı, bu namuslu, bu falan bu filan… Diğeri genelev kadını, fahişe. İkisinin yaptığı işleme bak. Sen elini vicdanına koy da kararı ver, hükmünü ver. Teraziye koyarsan hangisi ağır gelir?” dedi…”

Bu güzel anıyı size aktarmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Sevgiyle kalın…

Ehli diller arasında aradım kıldım talep, her hüner makbul imiş. Ancak dediler ki illa edep, illa edep…


Web Tasarım: Arena Ajans