KÜTAHYA’NIN SORUNU FAKİRLİK, YOKSULLUK VE KÖYDEN ŞEHRE GÖÇ

Kütahya’nın genel sorunu bu, çoğumuz fakiriz. İstatistiksel verilere bakacak olursak da eminim durum beni doğrular vaziyettedir. Ekonomistler baksın artık o verilere. Ben halkın arasından gördüğüm resme göre yorum yapıyorum. Vatandaşın büyük bir bölümü borç batağı içinde ve ürettiği yok ama tükettiği resmen tavan yapmış. Kredi kartları patlamış, bankalar maaşa haciz için kuyruğa girmiş. Aile içinde kavgalar baş göstermiş. Bütün sorun parasızlık, fakirlik ve yoksulluk.
Ben, vergiden yola çıkılarak yapılan bir sıralamanın doğru bir sonuç vermeyeceğine inanıyorum. Nihayette en az yüzde 40 düzeyinde kayıt dışının söz konusu olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Şehirlerin zenginliği ile ilgili en doğru sıralamanın bankalarda bulunan mevduat ve kullanılan kredi arasındaki farklarla yapılabileceğini düşünüyorum. Nihayette bu şekilde yapılan bir sıralama illerde ne kadar para olduğunu da ortaya koyar. Ve bu hesaplamanın mevduat ya da kredinin nüfusa oranı alınarak daha doğru yapılacağı kanaatindeyim. Bakıyorsunuz, 1500 lira maaş alan bir kişi, ayda 2000 lira borç ödemeye çalışıyor. Her ay 500 lira anaparadan içeri giriyor. Bir de bunun faizi var ki sormayın. Tam bir bataktır bu faiz, adamı yakaladığı gibi dibe dibe çeker. Kütahya gibi gelişmemiş illerde çok rastladığımız bu fakirlik konusuna çözüm bulabilmek için öncelikle insanlarımızın iyi bir eğitimden geçirilmesi gerekiyor.
Bana göre en önemli faktörlerden birisi de köyden şehre göç. Ailenin tamamı köyünü terk edip Kütahya’ya gelmiş. Oysa köyde ev kirası yok, su parası yok, vergi vs. yok. Şehre gelince kira başlıyor, internet, elektrik, su, vergi, ulaşım gideri, dışarıda yemek gideri vb. birçok gider. Hem şehre adapte olamıyor hem de köyde üretmesi gereken ürünleri üretmediği için gelir elde edemiyor. Burada 1400 lira maaşla 6 kişilik bir aileyi geçindirmeye çalışıyor. Bir de lüks merakı başladıysa yandı gülüm keten helva.
20. yüzyılda meydana gelen siyasi ve teknolojik gelişmeler, ekonomik hayata da yansımakta, farklı ihtiyaçlar ve tüketim talepleri ile yeni üretim modellerinin ortaya çıktığı görülmektedir. Ancak, dünya ekonomik sistemin mevcut haliyle her ülkenin lehine işlediğini söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Çok genel bir ayrım yapmak gerekirse dünya ülkelerini gelişmiş sanayileşmiş, zengin ülkelerle henüz sanayileşme süreçlerini tamamlamamış, nispeten yoksul olan ülkelere ayırabiliriz. Bunu ülkemiz içinde de yoksul olan illere ayırabilir ve Kütahya olarak biz kesinlikle ilk 20 il arasındaki yerimizi rahatlıkla alırız.
Hükümetin, özel sektörün ve sivil toplum kuruluşlarının etkin işbirliğini, ekonomik açıdan daha iyi konumda bulunan illerin gelişmekte ve fakir iller lehine bazı özverilerde bulunmaları gerektirmektedir. Bunun sağlanması, özellikle ekonomik konularda daha da güç görünmektedir. Fakirlik çoğunlukla kırsal bir mesele olmakla birlikte, modernizmle birlikte gelen farklı iş alanları yüzünden şehirlere akın eden pek çok insan fakirliğin pençesine düşmektedir. Artık dünyadaki her sanayi şehrinin düşük hayat standartlarına sahip bölgeleri ve mahalleleri vardır. Zengin ve fakir bölgeler arasındaki uçurum da giderek derinleşmekte ve neticede ekonomik olduğu kadar sosyal, kültürel ve ahlaki problemler ortaya çıkmaktadır. Fakir bölgelerde yaşayan insanlar bir nevi kısır döngü içerisine düşmekte ve gerek eğitim ve gerekse iş bulma imkânlarından yeterince faydalanamadıklarından hayat şartları da giderek kötüleşmektedir. Fakirliğin tarifinin yapılması kolay olmasa da fakirliğin göstergelerinden bahsedilebilir. Öncelikle fakirlik, maddi şartlarla ilgili bir konumdur, yani mal ve hizmetler gibi pek çok imkândan yoksun olma ve düşük hayat standardında yaşam zorunluluğu gibi tamamen kişinin içinde bulunduğu maddi şartlarla ilgilidir. İkinci olarak, fakirlik, ekonomik durumla ilgilidir, yani gelir seviyesi, kaynakların yetersizliği veya sınırlı olması, eşitsizlik veya düşük sosyal sınıf gibi faktörler kişinin fakir olarak adlandırılmasında öne çıkmaktadır. Son olarak da fakirlerin toplumda söz sahibi olamamalarından kaynaklanan bağımlılık ve sosyal dışlanmışlığın getirdiği sosyal konumları da fakirliğin sebeplerinden sayılabilir. Fakirliğe genel olarak maddi yoksulluk olarak bakılmasına rağmen onun aynı zamanda bilinç, duygu, tavır ve algılama ile ilgili olduğunu da unutmamak gerekir. Yani, fakirlerin kendileri ve çevreleri hakkındaki duygu ve düşünceleri göz önüne alınarak korkuları, ümitleri ve hayalleri de onların durumlarını belirleyen faktörlerdir. Fakirlerin bizzat kendilerinin fakirliğin sebepleri hakkında görüşleri şimdiye kadar belki de çok önemsenmediğinden fakirlik ortadan kaldırılamamaktadır.
Sevgiyle kalın…
Çok az şeye sahip olan insan değil, asıl çok şeyi arzulayan insan fakirdir. SENECA


Web Tasarım: Arena Ajans