Connect with us

MEHMET YAYLIOĞLU

KURU DAVAYI BIRAKIP HERŞEYİ BİR OLARAK GÖRMEK LAZIM ASLINDA

Karamsar olmamak gerekir. Her karanlıkta bir aydınlık yer mutlaka vardır. Ümitli olmalı insan. Ümit her zaman lazımdır. Çok meşhur bir sözümüz bile var, “ümit fakirin ekmeği” diye… Pozitif düşünce gücümüz mutlaka kazanacaktır. Genelleme yaparsak her önüne gelen, Kütahya’yı öylesine yeriyor ki duyduklarıma inanamıyorum. İnanmak istemiyorum. Özellikle iş dünyasında bir şeyler başarmasını beklediğimiz, üretmesini beklediğimiz, topluma başarıları ile örnek olması gerekenlerin de negatif düşüncelerini masaları yumruklaya yumruklaya anlatması aklıselime ters düşüyor. Ya da kasıtlı olarak böyle davranılıyor. Bu da bizim için çok önemli bir problem.

Kütahya’da sıkça yapılan bir hata var. Eleştiri ile hakaret, yorum ile saçmalama birbirine o kadar çok karıştırılıyor ki anlatamam. İnsanları tabii ki eleştireceğiz. Yapıcı ve yol gösterici eleştiri, bedavaya alınan bir tecrübeden başka bir şey değildir. Böyle eleştirileri aklı başında olan herkes öpüp başının üzerine koyar, bunda sıkıntı da yok zaten. Ama eleştireceğim derken karşı tarafa hakaret borazanları çalmak edep ve hayâdan çok uzaktır. Konulara yorum yapmak ile köşe başında dedikodu yapmak da çok karıştırılan bir durum. Yorum yapmak için öncelikle iyi bir bilgi donanımına ihtiyaç vardır. Bilgisizce yorum yapanların halini hepimiz gülerek izlemiyor muyuz? Cehâlet fışkırıyor o zavallılardan haberleri yok.

Atadan kalma sermayesini koruyabilen ya da o sermayeyi katlayarak büyüten kaç aile gösterebiliriz? Ya da sıfırdan yola çıkıp bugün sermayesini Kütahya dışına taşıyabilmiş kaç kişi var? Pek tabii ki çok az. Bunun tek nedeni vardır. Bu memleketin psikolojisi normal değildir. Her an kavgaya hazır, negatif düşüncelerini karşıya dayatan, hak arama ile arsızlığı karıştıran toplumlar tarihte yok olup gitmişlerdir.  Nokta atışı yaparak tam yerini bulan eleştiri yaparsak fayda sağlar. Yapıcı eleştiri çok güzeldir. Ama kavga eder gibi kendi fikirlerini dayatmak yersiz ve kabaca olur.

Sorunun kökeninde “kültür yobazlığı” yatmaktadır. Kültürümüzden çok uzaklarda bir yerdeyiz. 150 – 200 yıl önceki Kütahya halkı daha kültürlü, dana inançlı, daha azimli ve en önemlisi daha dürüst insanlardan teşekkül ediyormuş. Bu iddiayı kayıtları inceleyerek tasdik etmek mümkün olabilir. Gazetecilik ve yazarlıkta hocam diyebileceğim, fikirleri ile topluma ışık tutan sevgili ağabeyim, yazar Ahmet Tezcan’ın, konu ile alakalı değil gibi görünen ancak, aksine tam isabet olan bir anlatımını sizinle paylaşmadan edemeyeceğim.

-“Bu toplumu alkımın altından geçirir gibi bir başka kültüre taşımaya zorladılar. Buna zorlarsanız, o toplum ısırgan otundan gömlek giymiş gibi, bir müddet sonra çıldırma noktasına gelir. Biz o noktadayız. Yani şizoit bir toplumuz. Bölünmüş kişiliklere sahibiz. Kimlik problemimiz var, karakter sorunumuz var. Ne yazık ki bu karakter sorunu çok uç noktalara gelmiş vaziyette. Bu karakter sorununu aşamazsak insanlık şubesinden düşeceğiz. Yani o kadar kötü bir noktaya gelmişiz. Çünkü karakter yaratılanlar içerisinde sadece insana verilen bir kavram. Yani bir ferdiyet, kimlik şuuru sadece insanda vardır…”

Lafın kısası özümüze dönüp, insan olmaya gayret edelim. İnsan olunca zaten yukarıda saydığım olumsuz huylar tabii olarak kendiliğinden yok olacaktır.

Sevgiyle kalın…

Ârif-i billâh olan ne lâ-vü-ne illâdadır,

Nefy u isbât eyleyen zâhid kuru da’vâdadır.  Sun’ullah Gaybî Hz.

Continue Reading

Facebook

Öne çıkanlar