Connect with us

ŞÜKRÜ ATAKAN

BAHAR VE NEVRUZ

Milletleri meydana getiren temel unsurların en önemlisi, kültür ve din birliği ile örf, adet ve geleneklerdir. Dini ve milli bayramlar ise insanlar arasında dargınların barışıp kucaklaştığı, milli birlik ve beraberliğin kuvvetlendiği müstesna günlerdir.
Nevruzun bayram olarak kutlanması geçmişten, günümüze kadar bir gelenek halinde devam etmektedir. Farsça bir kelime olan Nevruz’un kelime anlamı “Yeni gün” demektir. Eski İranlılar ve Türkler Nevruz’u yeni yılın ilk günü olarak kabul eder ve bayram olarak kutlanırdı. 22 Mart günü İran’da halk büyük törenler düzenlerdi. Ateşler yakılır, türlü etkinlikler, yarışlar, güreşler düzenlenirdi. İran şâhları bu günlerde halkın bütün isteklerini yerine getirmeye çalışırdı. Nevruz gelince İran şairleri sultanlara ve devlet büyüklerine kasideler, methiyeler sunar, onlardan bazı isteklerde bulunurlardı. Sultanlar da halka Nevruziye adı verilen hediyeler dağıtırlardı.
Anadolu’da Nevruz zor ve çetin geçen kış aylarından sonra mevsim olarak iklimin yumuşamaya başladığı, tabiatın yeniden canlanıp, hayat bulduğu 21 Mart günüdür. 21 Mart’ı 22 Mart’a bağlayan gece, gece ile gündüzün eşit olduğu zaman birimidir.
Nevruz günü, bayram geleneği birçok Müslüman Türk devletlerinde ve Anadolu’da günümüze kadar gelmiştir. Türk destanlarında yer alan en önemli rivayet, bu günün Ergenekon’dan çıkış günü oluşudur. Türkler Ergenekon adı verdikleri, etrafı yüksek dağlarla çevrili verimli, sulak topraklarda uzun yıllar yaşadılar. Kendileri ve hayvanları için bu yurt dar gelince, demir dağı eritip Ergenekon’dan başka diyarlara göç ettiler. Türkler her yıl Ergenekon’dan çıkış günü olan Nevruz’u, kızdırdıkları demiri çelik örs üzerinde balyoz ve çekiçle döverek bu geleneği yaşatmaktadırlar.
Çocukluğumuzda 21 Mart Nevruz günü erken kalkar, mahalle ortasında önceden topladığımız ağaç dallarını yakar, üzerinden atlardık. Ateşin küllerinde boyadığımız yumurtaları kaynatır, tokuşturur, çeşitli oyunlar oynardık. Kalkmayanların kapılarına kemik bağlar, sonra anne babalarından bahşişler alarak kapıyı yeniden açardık. Köy okullarında öğretmenlik yaptığım yıllarda, kırlara çıkılır, salıncaklar, çıngırdaklar kurulur, çiçek toplanır taç yapılırdı. Mahalli kıyafetler giyen genç kızlar ve delikanlılar hep birlikte ip atlar, halay çeker, hazırladıkları yöresel yemekleri yerlerdi. Nevruz bayram havası içinde geçerdi. Günümüzde doğu ve güneydoğu illerimizde, bazı Türk devletlerinde tören ve şenlik havası içinde kutlanmakta, ateş yakılıp, at yarışları, cirit oynayıp, milli kıyafetler içinde halay çekilmekte, ozanlar müzik ziyafeti vermekte, çeşitli etkinliklerle Nevruz kutlamaları yapılmaktadır.
Anadolu’da bahar gelince kuru ağaçlar canlanıp, çiçek açar, toprak canlanır, otlar yeşerir, lale, zambak, sümbül, gelincik, ballı baba, papatya tabiatı süsler. Kuzular, buzağılar doğar, kış uykusuna yatan hayvanlar, yeryüzüne çıkar. Anadolu’nun verimli topraklarından bereket fışkırır. Manisa mesir macunu bayramı, Kanuni Sultan Süleyman’dan kalma bir Nevruz geleneğidir.
Ve netice; Nevruz bayramının birlik, beraberlik, sevgi içinde geçmesini dilerken, içinde oruç ayı Ramazan’ın da bulunduğu mübarek üç aylar Türk ve tüm Müslüman âlemine hayırlara vesile olsun.
Kalın Sağlıcakla…

DEVAMINI OKU

Facebook

Öne çıkanlar