Connect with us

ŞÜKRÜ ATAKAN

DÜNÜ, BU GÜNÜ, YARINI İLE ILICA VE YONCALI KAPLICALARI

Published

on

Kütahya jeotermal kaynaklar açısından ülkemizin en zengin illeri arasında bulunmaktadır. Bu kaynaklar zengin minerallere sahip olup, asırlardır insanlara şifa dağıtmaktadır.  Ilıca ve Yoncalı termal kaynakların en önemli özelliği insan vücut sıcaklığına yakın sıcaklıkta (25-42) derece olmasıdır. Kaplıcalarımızın tedavi edici özellikleri efsanelere konu olduğu gibi, tıbbi laboratuar tetkik raporları ile de kanıtlanmıştır.

Yazımıza önce Ilıca’nın dününü, bugünü, yarınını kısa ve öz olarak yazarak başlayalım. Ilıca sakinlerinden kiminle konuşsam 50-60 yıl öncesinin ılıcasını arıyor. O yıllarda Ilıca’ya ulaşım bu günkü kadar kolay değildi. Barınak olarak girişteki han ile çok az sayıda derme çatma şahıs evi vardı. Meşelik, kadılar çeşmesi ile karakol arkasına yüzlerce çadır kurulurdu. Elektrik yoktu, ev ve çadırlar gaz lambası, hamamlar lüks lambası veya karpit lambaları ile aydınlatılıyordu.

Ilıca’da hamam olarak, boyalık adı verilen mağaradan gelen termal suyla beslenen bir havuz ile 3-4 kurnadan ibaretti. Bir de kubbeli tarihi kadınlar hamamı ile dünyada eşi benzeri olmayan açık havuz (Hasulhas) vardı. 5x5x5 metre ebadında küp şeklindeki bu havuz 18 ile 40 derecelik iki kaynaktan gelen termal suyla besleniyordu. Bu havuza insanlar ı elbiseleri ile atmak adettendi. Kasaplar günde 40-50 erkeç keserdi. Güveci, ekmeği, sütü, yoğurdu meşhurdu. Salepçi çadırlar arasında dolaşır salep satardı. Meşe kütükleri yakılır közünde çay, kahve, yemek yapılırdı. Yağmur yağdı mı pençe söken çamuru meşhurdu. Çoluk çocuk, kadın, erkek herkes mutlu idi Ilıca’da.  Ilıcaya giderken çok sevinir, gelirken üzülürdük. Zamanla Harlek oteli, apartlar,şahıs evleri, dükkanlar yapıldı.Elektrik, telefon, televizyon geldi. Yeni bir hamam inşa edildi.

Günümüze gelince önce mağara hamam önündeki sapa sağlam hamam, daha sonra girişteki Harlek hamamı yıkıldı. Yerine yapılacak hamamlar ihalede yaşanan sorunlar nedeniyle yapılması gecikince Ilıca tarihi, köhne hamam kaldı. Hasulhas halkın tüm karşı çıkmasına rağmen toprakla doldurulup, otellerdeki havuza döndü. Ilıca her geçen yıl bir önceki yılı aratır hale geldi. İnsanlar mutsuz, evler boş, minibüsler müşteri olmadığı için sefer sayılarını azalttı. Esnaf, fırıncı durumdan son derece muzdarip, Ilıca terk edilmiş şehir görünümünde, sessiz, sakin, sahil vaziyette. Ancak gelecek için umutluyuz. Belediye Başkanımız Kamil Saraçoğlu yerel basına yaptığı açıklamada “Ilıcanın makûs kaderini değiştireceğini, halkımızın sabır ve merakla beklediği yeni hamamların yapımının hızla devam ettiğini, erkekler ve bayanlar için ayrı olarak ve 40 kurnalı yüzme havuzlu ve özel aile banyolarının sezona yetişeceği, Hasulhas’ın eski hüviyetine kavuşacağını, diğer eksikliklerin giderilmesiyle Ilıcamız özlenen eski günlere kavuşacak” dedi.

Yoncalıya gelince 50-60 yıl önce Yoncalı Kaplıcaları Kütahya’dan ve yurdumuzun her köşesinden gelen hastaların şifa kaynağı idi. Yoncalı Kaplıcaları o yıllarda 800 yıllık tarihi hamamları, çeliği, batağı, Dübecikleri ile pek çok hastalığa iyi gelen şifa dağıtan dünyada nadir bulunan kaplıcalardan birisiydi. Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat’ın dünyalar güzeli kızı Gülümser Hatun’un, sedef hastalığı nedeniyle çıbanla kaplı vücudu Yoncalı’da kaynak sularda yıkanması sonucu sağlığına kavuştuğunu görünce, minnet borcu olarak yaptırdığı tarihi hamamlar restore bahanesi ile kapatıldı. Aradan 10 yıl geçti, halkımız bu şifa beldelerinden istifade edemez iken, devlet milyarlarca lira gelirden mahrum kaldı. Sahipsizlikten kubbelerdeki kurşunlar hırsızlarca söküldü. Her türlü yarayı iyileştirme özelliği olan kükürt hamamı, kendi cazibesi ile çıkan kaynak termal sulardan beslenen Dübecikler havuzu ve gençlik iksiri olarak bilinen Çelik hamamları ile tabandan çıkan kaynaklardan beslenen batak havuzu eklem ağrıları, kireçlenme, romatizma, kırık, çıkık ve nörolojik hastaların şifa kaynağı idi. Ben buraya sedye içinde veya baston değnekleri ile gelip 21 banyo alıp, çelik suyunu içerek, çayırlık alanda bol oksijen ve radyo aktif içerikli havayı teneffüs edip sağlığına kavuşup Yoncalıdan yürüyerek ayrılan çok hasta gördüm. Hangi akla hizmet edildi ise çelik havuzundaki bataklar tenekelere doldurulup yurt içindeki ve yurt dışındaki hastanelere peşkeş çekildi. Kaynak sular kurudu. O günkü yöneticiler ve onlara göz yumanlara yazıklar olsun…

Günümüze gelince Vakıflar Bölge Müdürü tarihi hamamların eski hüviyetine kavuşacağı sözünü verdi. Yeni bir fizik tedavi hastanesi inşaatı devam ediyor. Doğalgaz boruları döşendi. Belediyenin çevre düzenlemesi devam ediyor. Gelecek için Ilıca gibi umutluyuz. Diğer yandan uzun yılar özlemini duyduğumuz uydu kanalına kavuştuk. Ancak HD alıcı sistemi olamayan televizyonlar, yayınları alamıyor. Halkımız diğer uydu kanalları gibi genelleşmesini istiyor.

Kalın sağlıcakla…

Continue Reading

ŞÜKRÜ ATAKAN

PARTİLER SEÇİM, HALK GEÇİM DERDİNDE!

Published

on

Türkiye’nin kaderini belirleyecek büyük seçimlere sayılı günler kaldı. Partiler seçimi kazanma, halkımız geçim derdinde. Siyasi partilerin milletvekili adaylarını açıklaması, ne adayları, ne partileri ne de halkımızı tatmin etmedi. Bana göre bunun tek nedeni adayları parti delegeleri değil, genel başkanların belirlemiş olması. Seçmen TBMM temsilcisini kendi dilediğine göre değil, seçilmişi seçmek zorunda kalıyor. Seçilen vekil de bu durumda kendisine oy verene değil, tek seçici olan genel başkanına karşı sorumlu oluyor. Çok partili demokratik hayata geçtiğimiz 50’li yıllarda “Genel başkan şapkasını koysa seçtirecek” diye espri yapılıyordu. Aradan 68 yıl geçti, değişen bir şey yok.

Kiminle konuşsam ve basından edindiğim bilgilere göre listeler seçmeni tatmin etmekten uzak. Bu Kütahya için de, Türkiye genelinde de böyle. Başkanlık sistemine göre milletvekillerinin yasama ve yürütme erkleri ile önerge vermeye yetkisi yok. Yetki de sorumluluk da cumhurbaşkanında. (Kanun Hükmünde Kararname) Ayrıca icra yetkisi olan bakanlar bundan böyle milletvekilleri arasından değil, tıpkı vali ve diğer üst yöneticiler gibi dışarıdan atanacak. Bu durumda bakanların halka ve parti teşkilatlarına sorumlu olması mümkün mü? Hayır. Sorumlu olacağı tek insan onu atayan cumhurbaşkanı olacaktır. Mademki durum böyle, sormak lazım milletvekili sayısı 550’den 600’e neden çıkarıldı?

Basına göre 2018 seçimlerinde kilit parti Saadet, bana göre ise HDP, şayet bu parti barajı aşamaz, cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş da yeterli oy alamaz ise, hem cumhurbaşkanlığı, hem TBMM temsilcileri seçimlerini AK Parti, 24 Haziran seçimlerini kazanır. Aksi olursa seçimler 2. tura kalır. Yine de ön yargılı olmamak lazım. Seçimlerde son 24 saat çok önemlidir. Katılım oranı ve kararsızların oyu son 24 saatte hatta sandık başında belli olur. Türkiye ekonomi, istihdam, pahalılık, terör, eğitim, sağlık, üretim alanlarında çok zor günler geçiriyor. Hiç kimse petrol, altın, döviz, yiyecek, giyecek, eğitim artışlarından “bana ne” diyemez. İktidara talip olmak adeta ateşten gömlek giymekle eşdeğer bir durumdur. “Adamakla mal tükenmez” derler. Bol vaat eden veya nabza göre şerbet verip, bol keseden devlet bütçesinden dağıtan iktidar, ülkenin ekonomik durumuna göze almak zorundadır. Seçimlerin sonucunu etkileyecek diğer bir önemli faktör de ittifaklar. AK Parti’nin MHP ile Cumhur İttifakı kurması. CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi’nin Millet İttifakı kurmasına vesile oldu. Şayet, Cumhur İttifakı yapılmasaydı, Millet İttifakı da olmayacaktı bu durumda. Kanaatime göre, her iki seçimi de AK Parti 1. turda kazanacaktı.

İşsizlik, terör, pahalılık halkın başlıca sorunları haline geldi. Muhalefet de iktidar da vaat yerine ülkenin sorunlarını nasıl çözecekleri, dövizin, altının, petrolün ne olacağını, somut bir şekilde çözüm önerileri üzerinde halka güven vermelidirler. Asgari ücret ve emekli aylıkları hayat pahalılığına yetişemiyor. Dolar, altın, petrol rekor üstüne rekor kırarken, hiç kimse “bunlardan bana ne” diyemez. Bunlar ekonomiyi belirliyor. Petrolle doların ne ilgisi var? Petrol Müslüman Arap ülkelerinden, Doğalgaz Rusya ve Türk cumhuriyetlerinden çıkıyor. Alış verişler dolar yerine bu ülkelerin kendi milli paraları ile yapılmalı, Amerika ve diğer sömürgeci batı ülkeleri Ortadoğu’dan çıkarılmalı, Amerika’nın “ya benim dostum olup, her dediğimi yapacaksın veya düşmanım olursun” tezi kırılmalı. İslam ülkeleri arasında siyasi, ekonomik, askeri, sosyal alanlarda kendi paktını kurmalıdırlar. Türkiye dışarıdan ithal ettiği malları, kendi üretmek zorunda olduğunu kabul etmeli. Tarım, hayvancılık politikaları değiştirilerek, ihraç eder duruma gelecek çözümler üretmeliyiz. Kavga, birbirine itham artık son bulup, birlik, beraberlik sağlanmalıdır.

Kalın sağlıcakla…

Continue Reading

ŞÜKRÜ ATAKAN

İSRAF – CİMRİ, TUTUMLU

Published

on

İsrafın sözlük anlamı; gereksiz harcama, amaçsız ve yararsız yere parasını, malını, zamanını harcayan, müsrif. Şahıslar ve devlet, mâli durumunu aşan yararsız harcamalar yapmamalıdır. Kamu tarafından yapılan gereksiz (israf) harcamaları bir kenara bırakıp, şahısları yazalım.

Harcamaların israf sayılması için, bunun alışkanlık haline gelmiş olması gerekir. İsraf kadar müsriflik ve cimrilik de yanlıştır. Makul ölçüler içinde itidalle hareket etmek yani tutumlu olmak en doğru yoldur. “Ayağını yorganına göre uzat” diye bir atasözümüz var. Bunun anlamı, kısaca gelirine göre harcamaktır. Günümüzde bazı insanlar aşırı yani ifrat derecede ve yarınını düşünmeden harcama yapıyorlar. 7’den 70’e herkesin elinde pahalı telefon, ihtiyacı olan da olmayan da banka kredisi kullanıyor. Kredi kartını düşünmeden, hesapsız, lüzumsuz alış verişlerde kullanıyor. Lüks eşya ve araba tutkusu hat safhaya ulaşmış durumda. Sık sık evdeki eşyaları yenileyip arabanın modeli ve markası değişiyor. Zamanında ödenmeyen paralar ve senetlere haciz işlemi uygulanıyor. Bankalardan alınan kredilerle zaruri ihtiyaçlar karşılanıyor veya üretim için sermaye olarak kullanıp, geri ödemeleri zamanında yapıyorsa buna kimse bir şey diyemez.

CİMRİLİK; İSRAFIN TAM ZITTI CİMRİLİKTİR

İsrafı kısaca gereksiz para harcama olarak izah etmiştik. Cimrilik ise paraya aşırı derecede düşkün olup, gerektiği hal ve zamanda harcamayıp para biriktiren insanlar için kullanılır. Buna bir örnek verecek olursak, parası çok fakat hasta veya sakat olan bir insan, cimrilik yapıp tedavi veya ameliyat olmaz ise ölüme razı olmuş olur. “Yemeyenin parasını yerler” sözü bunlar için kullanılır. Cimri olma hali, israf kadar tehlikelidir.

TUTUMLU OLMA; AZI KARAR ÇOĞU ZARAR

İsrafı, gereksiz harcama, cimriliği gerekli oldu halde harcamama olarak belirtmiştik. Tutumlu olmaya gelince, gereksiz, fayda sağlamayan yerlere parasını ve zamanını harcamaktan hoşlanmayıp düşünerek, hesaplı bir biçimde yerinde ve zamanında harcayan kimse. “Hesap bilmeyen kasap, ne masat kor ne bıçak” sözü ise düşünmeden, hesaplı harcama yapmayıp, bol keseden harcayanlar için söylenir. Öğretmenlik yaptığım yıllarda köy ve şehir okullarında ek ünite olarak önemli gün ve haftalar kutlanırdı. Bunlardan biri de Yerli Mallarını Kullanma ve Tutum Haftası olurdu. Bunun amacı çocuklara küçük yaşta “Yerli malı, yurdun malı, her Türk onu kullanmalı, paramız yurtta kalmalı” beceri ve alışkanlığı kazandırmaktı.

Cumhuriyetin sanayide, eğitimde, sağlıkta ve diğer alanlarda kazandırdıkları anlatılır, sergiler düzenlenir. Evden getirilen meyveler ve annelerin yaptıklarını insanlara yarar sağlayan, lezzetli organik yiyecekler birlikte yenirdi. Köylerde zararlı maddeler içeren yiyecek ve içecekler yerine süt içme, tereyağı, kaymak, ev ekmeği, tarhana, bulgur, eriştenin yararları anlatılırdı. Her çocuğun bir kumbarası olurdu. Büyüklerinden aldıkları harçlıkları ve dini bayramlarda aile büyükleri ile dost ve akrabaların el öpme paralarının bir bölümünü kumbaraya atarlardı. Kumbara için “Bugün yarın dolacak, gene benim olacak, bütün biriken para” diye şiirler okunurdu. Günümüzde bu alışkanlık yok oldu. Diğer taraftan tutumla ilgili “Damlaya damlaya göl olur. Sakla samanı gelir zamanı. Ak akçe kara gün içindir. Şık şık eden nalçadır, iş bitiren akçedir. Müsrif de cimri de olma tutumlu ol. Akıl yaşta değil baştadır. Bu günün işini yarına bırakma…” gibi atasözlerinin açıklamaları yapılır. Muslukların boşa akıtılmaması, defterin, kalemin tutumlu kullanılması söylenir. Ufalan kalemlere uzatma takılır. Okulda musluk contaları sık sık değiştirilir. Boş yere elektrik yakılmazdı.  Tebeşir bile idareli kullanılırdı. Badana ve yağlı boya işlerini hizmetliler yapardı.  Millet olarak israftan kaçınıp, tutumlu davranalım, çok çalışıp, çok üretip, çok satalım. Alışverişlerimizi ev ve dükkan kiralarını dövizle değil Türk parası ile ödeyelim. Tarım ve hayvancılığa önem verelim. Her türlü ihtiyacımızı kendimiz üretelim ve yapalım. Birbirimizi sevip, sayıp kucaklayalım. Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığının bilinci içinde hareket edelim. Siyasiler de laf değil çözüm üretsinler. Yazımızı bir hadis bir de özlü sözle noktalayalım.

* “Yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz”

* “Ekmek nimettir. Yeri çöplük değildir”

Kalın sağlıcakla…

Continue Reading

ŞÜKRÜ ATAKAN

YAHUDİLİK – “İNSANI ÖLDÜRMEYECEKSİN” “HZ.MUSA’NIN PEYGAMBERİ OLDUĞU DİN”

Published

on

Orta Doğu’da ve Müslümanların kutsal şehri Kudüs’te meydana gelen olayları, ABD ikiyüzlülüğünü, İsrail’in Filistin halkına uyguladığı soykırım hareketlerini, hepimiz görüntülü ve yazılı basından takip ettik ve ediyoruz.

Güncelliğini koruması ve dünyanın gündeminde birinci sırada olan İsrail ve ABD ortaklığında Yahudilik konusunu ele aldım. İslam Ansiklopedisi’nden derlediklerimi özet olarak sunuyorum.

Yahudiliğin etnik kökeni ilk İbrani atası kabul edilen Hz.İbrahim’e ve ondan sonra gelen iki İbrani atasına Hz.İshak ve Yakup’a dayanmaktadır. İsrailoğulları Levi soyundan gelen Musa önderliğinde Mısır’dan çıkıp, mucizevi biçimde Kızıldeniz’den geçirilip, Sina Dağı’na ulaştırılıp burada Tanrı tarafından Hz.Musa’ya İsrailoğullarının uyması gereken kuralları içeren Tevrat verilmiştir. Tevrat kurallarına göre yaşamaları karşılığında kendilerine Tanrının Has Kavmi (Seçilmiş Kavim) olma ve Ken’an topraklarını mülk edinme fırsatı bahşedilmiştir. (M.Ö.15.Yüzyılda) Hz. Musa Sina Dağı’na çıkıp Tanrı’dan Ahid sözlerini (on emir) içeren levhaları almış, fakat İsrail oğulları on emre itaat etmeyip Hz. Musa’ya isyan etmişler. Tanrı’ya karşı gelme cezası olarak 40 yıl boyunca çölde zor şartlarda yaşamaya mahkum edilmişlerdir. Çölde geçen 40 yıllık süre, Yahudi geleneğinde, ıslah olup kutsal topluluk haline gelme süreci olarak kabul edilmektedir. Bu süre zarfında İsrailoğulları Tanrı ile buluşma mekanı olarak inşa ettikleri, on emir levhalarının muhafaza edildiği Ahid Sandığı’nın da içine konduğu taşınabilir tapınaklarda, Tanrı’nın rehberliğinde yaşamışlardır. Hz. Musa’dan sonra liderlik önce Yeşü peygambere verilmiş, daha sonra da onun yerine Filistinlilere karşı gösterdiği kahramanlıkla öne çıkan Yahuda Kabilesi’nden Davut’a verilmiştir.

Davut zamanında krallık en geniş sınırlara ve topraklara ulaşmıştır. Davut’tan sonra oğlu ve halefi Kral Süleyman döneminde Kudüs’te görkemli bir mabet inşa edilmiş, Ahid Sandığı bu mabede yerleştirilmiştir.

İsrailoğulları daha sonraları peygamberlerinin bütün uyarılarına rağmen Tevrat öğretisinden sapmış, bunun sonucu olarak İsrail Krallığı ilahi ceza olarak Âsurlular tarafından işgal edilip, sürgüne gönderilmiştir. Bu sürgün ve ahde dönüş bir asır kadar sürmüştür. Yaşiya zamanında Musa’nın kitabı Tevrat öğretisi yeniden tesis edilmiştir. Konu çok uzun…

Hristiyan dünyasında da dışlanan Yahudiler, uzun yıllar Osmanlı hakimiyetindeki Müslüman coğrafyasında özgür bir şekilde yaşamışlardır. Avrupa’da ise Fransa’da başlayan Yahudi düşmanlığı Almanya’da Irkçı Nazi yönetimi, Yahudiler üzerinde sistemli bir soykırım başlatmış. Avrupa Yahudileri’nin üçte ikisi yok olmuş ve 4000 yıllık Yahudi tarihinin en korkunç katliamı olmuştur. Araştırmalara göre dünya Yahudi nüfusu 15 milyon kadardır. Yahudiler tarih boyunca peygamberlerine isyan edip, Allah’a kulluk için verdikleri sözleri sürekli olarak yerine getirmemiş, ahitlerini bozmuşlar, ahirete karşılık dünya hayatına önem vermiş, masum Müslüman halkları ABD’nin verdiği destekle katletmiş, bin bir dalavereyle zapt ettikleri toprakları genişletmişlerdir. Kur’an’da Yahudilerin lanetlendiği belirtilmektedir. Yazımıza günümüzdeki Tevrat’da bulunan on emri sıralayarak son verelim.

1- Yalnız Tanrı’ya tapacaksın ve onu her şeyden çok seveceksin.

2- Tanrı’nın adını ancak saygıyla anacaksın.

3- Rabbi’nin gününü kutlulaştıracaksın.

4- Ananı, babanı sayacaksın.

5- Kimseyi öldürmeyeceksin.

6-  Zina yapmayacaksın.

7- Hırsızlık yapmayacaksın.

8- Yalan söylemeyeceksin.

9- Kendini kötü isteklere kaptırmayacaksın.

10- Başkalarının malına göz dikmeyeceksin.

Kimsenin şüphesi olamasın, bu zulmü yapanlar, yaptıklarının cezasını hem bu dünyada hem de ahirette en ağır biçimce göreceklerdir diye düşünüyorum.

Kalın sağlıcakla…

 

Continue Reading

Öne çıkanlar