Connect with us

EĞİTİM

TÜRKİYE’DE BİR İLK KÜTAHYA’DA GERÇEKLEŞTİ; İLAHİYAT AKREDİTASYON AJANSI KURULDU

İlahiyat programları için bilgilendirme, dış değerlendirme ve akreditasyon sağlayarak, eğitim, araştırma ve din hizmeti kalitesinin yükseltilmesine katkıda bulunmak amacıyla Türkiye’de ilk kez Kütahya’da kurulan İlahiyat Akreditasyon Ajansı (İAA) ilk eğitim çalışmasını gerçekleştirdi.

İlahiyat Akreditasyon Ajansı tarafından düzenlenen Akreditasyon, Kalite Yönetim Sistemi ve Dış Değerlendirici Eğitimi Programı açılış töreni Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde gerçekleştirildi.

Açılış konuşmasını yapan İlahiyat Akreditasyon Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Halis Aydemir, İAA kuruluş süreci hakkında bilgiler verdi. İlk eğitim programına gösterilen ilgiden mutluluk duyduğunu dile getiren Aydemir, “Kalitenin en sevmediği ifade bana göre ‘Eski tas, eski hamam.’ Eski tasçılar, eski hamamcılar statükocu tavırla, mevcut durumu sürdürmeyi, değişikliğe direnç gösterir ama kalite topyekûn bir direnç görmüyorsa illa ki galip gelecektir. Bu kadar yoğun katılım beklemiyorduk. Bugün bizim açımızdan belli bir somuta dönmüş, yüce Allah’a bizi bu sonuca kavuşturduğu için hamdettiğimiz bir makamdayız” dedi.

“KALİTE EN ÇOK İLAHİYAT ALANINA YARAŞIR”

Değişimin, gelişmenin ve en iyisini yakalama düşüncesinin en fazla ilahiyat alanına yakıştığını belirten İlahiyat Akreditasyon Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Halis Aydemir, “Kalitenin amaçladığı performans kriterleri açısından kalite, verimlilik, etkinlik, saydamlık, hesap verilebilirlik, şeffaflık dini terminolojide çok önemli yerde. Kalite, ilahiyat alanına yabancı bir şey olmak şöyle dursun, ilahiyat alanını bireysel manada düşündüğümüzde tam da kalite süreçlerini takip eden bir anlayışı temsil ediyor. Kalitenin en çok hedef aldığı verimsizliktir, israfı ortadan kaldırır. Dini alanda bu korkunç bir günahtır. En güzelini, başarmaya yönelik atılan bu adım en çok bizim ilahiyat alanına yaraşır. Bunu başlatmayı bize nasip ettiği için Rabbime teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE DİNLE YENİDEN BARIŞMALI”

İlahiyat Fakültelerinin daha kaliteli hale gelebilmesi için imam hatip liselerinin zenginleştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Tavşanlı Belediye Başkanı Mustafa Güler, “İmam hatip liselerini her tarafta açmanın bir mantığı yok. Dini hayatı birinci derecede anlama ve anlatma, toplumu yeniden dinle barıştırmanın yolu imam hatipleri kriter hale getirmekten ve oralardan yetişkin din adamları oluşturmaktan geçiyor. Bizim zamanımızda hiçbir şey olmazsa imam olsun mantığı vardı bugün de devam ediyor. İmam hatipleri daha zengin, daha nitelikli hale getirmek gerekiyor. Türkiye’de dinle yeniden barışmak, Allah’ı yeniden anlamak gerekiyor. İyi bir Müslüman olmanın temel şartı iyi ahlaka sahip olmak, bunu unuttuk” dedi.

“İLAHİYAT AKREDİTASYON AJANSINA GÜVENİYORUM”

Kalite Kurulunun 2016 yılından bugüne dek ciddi emeklerle yol aldığına değinen DPÜ Rektörü Prof. Dr. Remzi Gören, “Bütün öğretim görevlisi ve akademisyen kardeşlerimin çok güzel sinerjisi ve birlikteliği vardı. Bunun karşısında güzel bir ajansın doğacağı belliydi, bu ajansa sonuna kadar güveniyor, kalite anlamında güzel yerlere ulaşacağımıza inanıyorum” dedi.

“İLAHİYAT FAKÜLTELERİ ÖNCÜ KURUMLAR OLMALI”

Kütahya Belediye Başkanı Kamil Saraçoğlu, ilahiyatın yalnızca Türkiye’de değil tüm İslam coğrafyasında etkin olması gerektiğini söyledi. İlahiyat alanının yetkili olmayan isimlerin elinde asıl kaynağı unutturduğundan da söz eden Başkan Saraçoğlu, “Türkiye’de ilahiyat, dinimiz çok önemli. Geçtiğimiz yıllarda bu alanı biz çok farkı isimlere bırakmışız, yetkili ve etkili olmayan kesimler bunu yetkili olanlardan almışlar çok farklı konumlara getirmişler. Herkes kendine bir yol çizmiş, gittiğimiz yol aynı diye söylüyorlar ama çok farklı noktalardan gidiyoruz. Asıl kaynağı unutmuşuz, sonraki kaynaklar en önemli kaynak haline gelmiş ve o kaynağın üzerinden başka bir söz söylemenin doğru olmadığı, en doğru kaynağın herkesin kendi kaynağı olduğu bizlere aşılanmış. Bunda eksiklik devletimizde, bu işi ciddi bir şekilde yapan kurumların biraz daha toplumdan geri kalmaları ve öne çıkmamalarından kaynaklanan bir durum. Son dönemlerde artık bunlar geride kaldı. Bu konuda İlahiyat Fakültesine giden, bu dalın bizim ülkemizden ya da bu camiada en önde olan bir kurum olması gerektiğini söylemek istiyorum. Her şeyiyle otoriter bir kurum olması lazım. Onlar görüş beyan ettiği zaman sıradan bir kişinin çıkıp da bu kurumun karşında farklı bir görüş koymaya cesaret bile edememeli. Sadece ülkemizi değil tüm İslam coğrafyasını ilgilendiren ve İslam coğrafyasında otorite olan bir kurumdan bir kaliteden bahsetmemiz gerektiğini ben özellikle söylemek istiyorum” şeklinde konuştu.

“DÖNÜŞÜMÜ GERÇEKLEŞTİRMELİYİZ”

Yükseköğretim Kalite Kurulu Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Elmas yapmış olduğu açılış konuşmasında teknoloji ile insan adaptasyonu arasındaki farkın açılmaya başladığını kaydetti. Dünyada hızlı dönüşümlerin yaşandığını söyleyen Prof. Dr. Muzaffer Elmas, Türkiye’nin kendine has bir dönüşüm başlatması gerektiğini belirtti. Hedeflerini belirleyen kişilerin hedeflerini gözden geçirip daha iyisi için mücadele verdiğinde dönüşümün başlayacağını söyleyen Elmas, “Teknoloji ile insan adaptasyonu arasındaki fark açılmaya başladı. Buna ayak uyduracak işletmeler, insanlar, bireyler, yönetimler ne yapmalı ki bu açığı kapatsın? Bu açığı kapatabilecekler çağa ayak uydurur, yoksa geride kalırlar. Bu hangi yönetim olursa olsun. Bir insanın mesleği ne olursa olsun dijital dünyayla bir alakası yoksa veya varsa, kompleks problem çözme yetkinliği, iletişim becerisi, kritik düşünme becerisi varsa bu dünyaya ayak uydurabilir. Bu dünyaya adapte olmanın bir diğer yolu yönetim biçimlerini değiştirmek. Biz de geleneksel bir yönetim biçimi var. Kurallar, amirler var. Buradaki mantaliteyi değiştirip hedeflere göre yönetim biçimine bir dönüş var. Yöneticilikten çevik liderliğe bir dönüş var. Bir kişi bir kurumu yönetiyorsa o kurumda tüm dünyadaki gelişmeleri dikkate alarak hedefi doğrultusunda bu hedeflerin gerçekleşmesine liderlik yapacak. Ülkemizde de bunların sonuçları var. Başkanlık sistemine dikkat ederseniz hep açık, şeffaf, dijital dünyaya açık, hızlı, bürokrasiyi azaltan yönetim tarzı olarak söyleniyor. O yüzden bu tür sistemler aslında dünyayı yakalama mantığında sistemler. Bu dönüşümü yaparsak bu dünyayı ıskalamayız” dedi.

“ÇOK GERİDEYİZ”

Yaklaşık 6 bin programa sahip Türkiye’de akredite olmuş program sayısının yüzde 5 olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Muzaffer Elmas, “Çok gerideyiz. Bu seviyeleri yükseltmek için akreditasyon kuruluşlarından ricam; bu işi çok fazla teferruata boğmadan, asıl amaca yönelik daha basit, uygulanabilir formüller üretsinler. Bugün Türkiye’de yükseköğretime verilen imkanlar dünyada yok.” ifadelerini kullandı.

“KÜTAHYA İLKLERİN ŞEHRİ”

Türkiye’deki bir ilkin daha Kütahya’da hayata geçirilmesinden duyduğu mutluluğu paylaşan Vali Ahmet Hamdi Nayir, “Kütahya ilklere alışık bir il. İlk borsasını oluşturmuş, ilk toplu sözleşmesini imzalamış bir il olarak Kütahya’yı dünya çapında ilklerin şehri olarak biliyoruz. İlahiyat Akreditasyon Ajansı kendi alanında ilk kez Kütahya’da oluşturulan bir yapının ve bir eğitimin ilki olarak örnek olacak, sorumluluk üstlenmiş bir yapı. İlkler sürekli heyecan verir, sürekli kıymetlidir, önemlidir, sorumluluğu yüksektir. İnanıyoruz ki bu programda Halis hocamızın gayretleri, katılımcıların destekleriyle güzel bir program olacak, bize iyi bir geleceğe ışık tutacak program olacak” dedi.

“SOSYAL BİLİMLERDE KALİTEYE İHTİYACIMIZ VAR”

Parlak beyinlerin yalnızca fen bilimlerine değil, sosyal bilimlere de yönlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Vali Ahmet Hamdi Nayir, sosyal bilimlerdeki kalitenin ülke geleceği açısından önemine değindi. ‘Çok iyi tarihçilere, sosyologlara, edebiyatçılara ihtiyacımız var’ diyen Vali Nayir, “Kamunun ve özel sektörün yürütmüş olduğu bütün çalışmalarda mal ve hizmet üretiminde temel hedef onu talep eden ve ondan istifade eden kişilerin memnuniyetidir. Bu memnuniyetin derecesi ve sıralaması da kaliteyi gösteren en önemli hususlardan biridir. Dolayısıyla bizim talep etmemiz, hedefe koymamız gereken husus bu memnuniyeti artırmak, kaliteyi yükseltmek olmalıdır. Kalite denilince fen bilimleri alanındaki ürünler, üretimler geliyor, halbuki öyle değil. Sosyal bilimler alanında da kalitede oluşturulacak olan memnuniyetin çok büyük önemi vardır. Aklımıza bir arabanın buzdolabının kalitesi gelir ama o değildir. Toplum olarak biz beyinlerimizi hep o alana yönlendiririz, çok zeki bir çocuğumuz varsa tıp, mühendislik okumalı diye düşünürüz. Hâlbuki bizim en önemli ihtiyaçlarımızdan biri sosyal bilimler alanında da çok parlak beyinleri tutma gereğimizdir. Eğer bunu yapmazsak dışarıdan bunun telafisi de mümkün değildir. Bir köprünün hesabını biz yapamadığımız zaman Çinli, Koreli gelip onun hesabını yapıyor. Keşke bizim mühendisimiz de yapmış olsa. Atatürk Barajının en övündüğümüz kısmı o idi… Biz bunu kendi projelerimizle gerçekleştirdik diye dünyanın önüne çıktık ama bizim toplumsal ve sosyal problemlerimizi Amerika’dan, Hollanda’dan çözecek bir adam bulmamız mümkün değil. Biz kendi toplumsal problemlerimizi kendimiz çözeceğiz. Oradaki kaliteyi yükseltmemiz parlak beyinlerimizi, zeki çocuklarımızı ayırmakla mümkün. Aileler bunun çok farkında değil, bizim çok iyi tarihçilere, sosyologlara, edebiyatçılara ihtiyacımız var. Oradaki kalite bizim ülkemizin geleceği açısından baktığımızda da gerçekten önemli. Dolayısıyla böyle bir programın ülkenin ilahiyat alanında başlamış olması da gerçekten sevindirici. İlimiz açısından, güzel ilçemiz açısından değerlendirdiğimizde bu program gerçekten kıymetli ve sorumluluğu olan bir program” dedi.

“YENİLİĞE AÇIK OLMALIYIZ”

Kalite sürecinde İslam kültürünün etkisine de dikkat çeken Vali Ahmet Hamdi Nayir, yenilik vurgusu yaptı. Vali Nayir, “1950’lerde ortaya konmuş olan İnsan Hakları Beyannamesi gibi beyannamelerden çok önce tarihimizde, kültürümüzde, inanç değerlerimizde bir Veda Hutbesi gibi özünü daha etkili şekilde ortaya konmuş metinler bizim eserimiz, bizim kültürümüzün malı. Aynı şekilde kalite dediğimiz süreçte de bizim kendi kültürümüzde ona işaret eden, onun varlığını gerektiren ve uygulamasını da en iyi şekilde gösteren öz değerlerimizin de olduğunu burada öğrenmenin mutluluğunu yaşadık. Bunlar bizi tembelliğe sevk etmemeli. Yeniliğe açık olmamız gerektiğini hep beraber bilmeliyiz ama onu da görmemiz lazım ki bunlar çok yeni şeyler değil. Öncesinden beri inancımızda, kültürümüzde var olan hususlardan. Böyle bir programın varlığı ilimiz açısından çok önemli. Ev sahipliğini yapan Tavşanlı Belediyemiz, Tavşanlı ticaret ve Sanayi Odamız da sorumluluk üstlenmiş bulunuyorlar. Ben göstermiş oldukları katkı için teşekkür ediyorum” diye konuştu.

 

Vali Ahmet Hamdi Nayir’in konuşmalarının ardından hediye takdimine geçildi.

Akreditasyon, Kalite Yönetim Sistemi ve Dış Değerlendirici Eğitimi Programının 28 Haziran’a dek devam edeceği bildirildi.

Continue Reading

Facebook

Öne çıkanlar