Connect with us

MEHMET YAYLIOĞLU

AK PARTİ NEDEN KAYBETTİ? -BİR-

Bağıra bağıra gelen AK Parti yenilgisini, 31 Mart gecesi gören ve henüz şoku atlatamayanlara ithafen bir yazı kaleme almaya karar verdim. Ülke genelindeki duruma da yereldeki duruma da bir eleştirel bakış atalım buyurun. Ama okurken korkmak yok ha, ona göre…

ELEŞTİRİSİZLİK: Öyle bir duruma gelindi ki, eleştiride bulunan herkes ve yapılan eleştirinin ta kendisi “haince bir iş” olarak konuşulmaya başlandı. Eleştiri yapanlar “memleket düşmanlarıyla işbirliği yapmış kimseler” görülerek, “hain” olarak yaftalandı. Kim eleştiride bulunuyorsa “kesin bir hesabı vardır” diye bakıldı. Eleştiride bulunduğu için teşkilattaki görevinden aforoz edilenler oldu. Hiç değilse bu kişiler gözden düştü ve ilk rotasyonda bürokrasideki mevkilerini kaybettiler.

Eleştiri yapanların maruz kaldığı durum, haklı nedenleri olup eleştiri yapacak insanları da kendi kabuklarına çekilmeye zorladı. Tenkit edenin düştüğü durumu görenler, susmanın en iyi yol olduğu fikriyle, gidişata karşı kayıtsız kalmayı yeğlediler. Bu duruma Demokles’in kılıcı gibi başlar üstünde sallanıp duran FETÖ operasyonlarının varlığı da tuz biber ekti. Pek çok insan sırf sistemin yanlışlarını ifade ettikleri için “FETÖ’cü” olarak lanse edildi. Böylelikle eleştirmeyen, eleştirmekten korkan ve makamını kaybetmemek için her şeye “hay hay” diyen bir kitle vücuda getirildi. İstişare toplantıları, gerçeklerin ortaya konmadığı, yalnızca idarecilerin duymak istediği şeylerin konuşulduğu, başkanların pohpohladığı mide bulandırıcı nefs arenalarına dönüştü.

ŞIMARIKLIK: Geçmişte AK Parti’nin sosyolojik temelini alt gelir gurubundan gelen insanlar oluşturuyordu. Sigortasız işlerde çalışarak aldıkları aylıklarla teşkilat giderlerine katkıda bulunanların, masa sandalye eksikliğini maaşıyla kapatmaya çalışanların sayısı hiç de az değildi. Zavallı iyi niyetliler, kendilerini “davanın eri” olarak görüyorlardı.

Zamanla bu kitlenin bir kısmı, iktidarın nimetleriyle tanıştı. Buna paralel olarak eski otomobilleri, AUDİ marka bir yenisiyle değiştirildi. Akabinde, oturulan evler, semtler değişti. Tatil mekânları değişti. Önceleri tatillerde memlekete gidiliyordu ancak sonra yurt dışından azı kurtarmamaya başladı. Politik konjonktür ve karar verici siyasilere olan yakınlık, teşkilat içindeki nice insanı hiç olmayacak bir işe, müteahhitliğe cesaretlendirdi. Böylelikle kalabalık ve üretken! bir müteahhit sınıfı doğuverdi. Dünün “mücahitleri” müteahhit oluverdi.

Erişilen mali kaynaklar, dünyanın baştan çıkarıcı nimetleri, siyasetin kazanımları, seçmenin hesap sormazlığı ve geçmişin unutulan yoksullukları bu insanları toplumdan da toplumun yaşadığı gerçeklikten de kopardı. Yol açıcı Erdoğan liderliğinin arkasında, “Kudüs, Suriye, Myanmar, 15 Temmuz, dava şuuru, Müslüman kardeşliği, mazlum coğrafyalar” sloganlarının şemsiyesi altında bu sınıf, servetine servet, iktidarına iktidar kattı. Din adeta bir sömürü malzemesi olarak kullanıldı. Facebook’a ve İnstagram’a sponsorlu “Hayırlı Cumalar” mesajları atıldı. Milletvekilleri, milletin parasıyla millete “Hayırlı Cumalar” mesajını her hafta düzenli olarak SMS ile yolladı.

Servetler arttıkça kibir, kibir arttıkça da gösteriş, riyakârlık arttı. Makam sahibinden oğluna, kızına, damadına ve hatta kimi zaman yakın akrabalara kadar göz alıcı bir saadet zinciri oluştu. Deyim yerindeyse, yerel hanedanlar ortaya çıktı.

Netice olarak, siyasetten devşirilen servet, aşırı müreffeh bir yaşama dönüştü. Bu yaşam insanları şımarıklaştırırken, klasik “AK Partili” profilinden de kopardı. İktidarın çevresinde, bir elit güruh meydana geldi. Bu elit güruh, halk içine “ufak dağları ben yarattım” edasıyla çıktı ve vatandaş için ulaşılmaz biri haline geldi. İnsanlar, sokaklarda beş yüz dolarlık gözlüklerle seçim çalışması yapan, yüz elli bin dolarlık araçlarla mahalle çalışmalarına katılan ve beş-on sene önceki halini herkesin iyi bildiği teşkilatçılar görmeye başladılar.

Emekli maaşıyla, asgari ücretiyle, evde bakım maaşıyla Erdoğan’ı destekleyen kitleler, fırsatçıların rüya gibi yükselişini, makam ve mansıba boğuluşunu hayretle izlediler. Onların ne kadar sahte olduklarını gördükleri halde, sırf Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mücadelesi hatırına bu yükselişlere ses çıkarmadılar. Ancak fırsatçıların söz konusu yükselişi, makamları işgal edişi samimi kitleleri deyim yerindeyse partinin ikinci sınıf mensupları, proletaryası haline getirdi. Kırgınlıklar, kızgınlıklar partiden kopuşa neden oldu.

EHLİYET VE LİYAKAT: Torpili olanın makam sahibi yapıldığı bürokrasi görünümü vatandaşta rahatsızlık uyandırdı. İslam dinin “Emaneti ehline verin” emri görmezden gelindi. Laf sırası gelince Müslümanlıkta lafı kimseye bırakmayan lümpenler ortaya çıktı. Kimi göreve getirilenler liyakatsiz olunca, görevde kalmanın tek yolu da robot itaati göstermek oldu. İnisiyatif kullanmak, ilkeli duruş sergilemek giderek zorlaştı. İstifa müessesesi unutuldu. Makam verenlere rızkın sahibi muamelesi yapıldı, yaratıcıya şirk koşuldu. Görevin gereği değil, hatırın gereği yapılmaya başlandı. Ehliyet sahibi olmayan kişi elindeki kamu kaynakları, gelişigüzel kullanıldı.

Yazdıklarımıza öfkelenecek, bize husumet besleyecek olanlar için şimdiden söyleyeyim…

Şayet AK Parti sizin de dediğiniz gibi, sadece bir siyasi parti değil de, İslam coğrafyasının umudu, mazlum halkların sığınağı ise, böyle bir partinin seçim sonuçlarına da yansıyan, aksayan yanlarını söylemek yalnızca benim değil, kendini bu değerlere ait gören herkesin görevidir. Çünkü bu parti sadece teşkilatlarda görev yapanların, onu ekranlarda, gazete sütunlarında savunanların, makam koltuklarını dolduranların değil, milletin önemli bir kısmınındır.

Yarın Ali gider Veli gelir, millet bakî kalır.

Sevgiyle kalın…

Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal, Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş. BÂKÎ

DEVAMINI OKU

Öne çıkanlar