Connect with us

MEHMET YAYLIOĞLU

DİNDAR BİR AİLENİN DEİST/ATEİST ÇOCUĞU

Son dönemde sıkça özellikle “dindar” ailelerin çocuklarının deist ya da ateist olduklarına şahitlik ediyorum. Beni şaşırtan, dindar bir aile ortamında yetişen, tesettür, namaz, oruç gibi ibadetlerini yerine getiren gençlerin, deist ya da ateist olamayacağı önyargım.

Aileler kendilerine “nerede yanlış yaptık” diye dahi sormaz halde. Bazı gençler sebep olarak “yolda şarkı söylerken seke seke yürüyebilmek istiyorum. Din buna izin vermiyor” sözleriyle ifade edilebilecek kadar basit de olabiliyor. Kimisi de resmen bir travmanın sonucunu psikolojik tepkimeyle yaşıyor.

Geçenlerde bir akademisyen, odasına gelerek inanç konularında konuşmak isteyen, başörtülü oldukları halde kendilerini ateist olarak nitelendiren öğrencilerden bahsetti. Bu akademisyenin o anlatımını size kısaca aktarmak istiyorum:

“Okuduğum İmam Hatip okulundan bir heyet gelerek benimle fikir alışverişinde bulunmak istediklerini söylediler. Deizm yayılıyor, bu çocuklara ne anlatalım, ne yapalım diye sordular. Dedim ki, konuşmayı bırakın, bir şeyler yapın artık. Devamlı konuşuyoruz. Terbiye temsil ister. Örnek olacaksınız. Dini temsil makamındaki insanların bu durumu sürdüğü müddetçe 10 yıl sonra neslimiz bizimle kavga edecek. Bu dinin bir faydası olsa babama anneme olurdu diyecekler. Son 3 yılda benim odama 17 tane başörtülü, deist bile değil tanrı tanımaz öğrenci gelip benimle bu konuları konuştular. Başörtülü öyle geleneksel de değil, bildiğin başörtülü. Sosyal statüleri gereği, aileleri nedeniyle hala başörtüler ama tanrıya bile inanmıyorlar. Ortak neden, sahnede dini temsil ettiğini söyleyen insanların eylemlerinin sonucudur. Mesele bu kadar ciddidir. Bu sonuçlarla yüzleşmezsek 30 yıl sonra çok farklı şeyler konuşuyor oluruz…”

Evet, deizm ve ateizmin muhafazakâr / İslamcı ailelerin çocukları yani dindar olan ya da olması beklenen gençler arasında artarak yayılmasının nedenleri hiç düşünüldü mü?

Benim çok yakından tanıdığım böyle gençler de var. Çoğunun ailesi onu hala eskisi gibi dindar, imanlı Müslüman bir birey olarak tanıyor. Anne/babaları üzülmesin diye gerçeği onlara açıklamıyor bazıları. Beni şaşkına çeviren durum, dindar bir aile ortamında yetişen, dini bilgileri çocukluğundan bu yana edinmiş, tesettür, namaz, oruç gibi ibadetlerini yerine getiren gençlerin deist ya da ateist olamayacağı anlayışımız.

Ailesinin “aman namazını kaçırmasın, harama bakmasın, orucunu tutmayı ihmal etmesin” diye üstüne titrediği bu gençler, deist ya da ateist olmuş bile. Bazı gençler, bu durumu açıklayarak ailesinden kendilerini böyle kabul etmelerini istiyor. Bazıları da yukarıda da söylediğim gibi buna cesaret edemeyerek ya da üzülmelerini istemeyerek dışta dindar, içte ise bambaşka biri olarak yaşamlarını sürdürüyor.

Devletin yıllardır önüne geçemediği/geçmediği, SAHTEKÂR ŞEYLER, HOLDİNGLEŞMİŞ CEMAATLER, ŞEHVET GURUSU OLMUŞ BAZI HOCALAR!, bu sonucu hazırlayan en önemli unsurlardır. Bir araştırmaya göre İstanbul sahtekâr şeyhlerin başşehri olmuş vaziyette.

Yazım daha da uzun olabilirdi ancak burada kesmek istiyorum. Zira yukarıda bahsettiğim güruha mensup olanların “TERÖRİST, FETÖCÜ” gibi yaftalamalarına maruz kalmak istemem. Çünkü iğnenin ucu kendilerine batınca hemen bağırmaya başlar.

Prof.Dr. Sadettin Ökten’in şu cümlesi ile yazımı tamamlamak istiyorum, umarım bazılarına mesaj olur…

“Biz, dini yaşayarak öğrendik.”

Sevgiyle kalın…

Ezbere değil, tamamen sevgiye dayalı bir eğitim metodu bulmamız lazım… Yoksa çok geç olur…  

DEVAMINI OKU

Facebook

Öne çıkanlar